Hoş geldin gerçek

Bu tatlı hayat böyle devam ederken, Çin’in de “gelişmiş”lere tahakküm etmek aklına geldi. ABD baktı ki bir kaç 10 yıl içinde Çin sömürgesi hâline gelecek, zaten şimdiden kendi boyunlarına taktıkları “tüketim kemendi” ile gece gündüz Çin’e çalışıyorlar. Üstüne üstlük Çin’de ürettirdiklerini bizim gibi toplumlara satarak bizi de onlara sömürtmeye başlamışlar… Ve film bitmek üzere… Peki, şimdi ne olacak?

KOMİK bir durum var. A diye bir yol hayâl edin. Bu yoldan giderseniz, hedefinize tam varıyorsunuz. Alternatif yollarla kıyaslandığında ne fazla yakıt harcıyorsunuz, ne yoruluyorsunuz ne de farklı farklı yerlere gitmek zorunda kalıyorsunuz. 

Peki insanlar böyle bir yoldan gitmek yerine, hedeflerine asla ulaşamamalarına rağmen neden başka yolları kullanmaya kalkıyorlar? 

En temel sebep, kendilerinin gerçekler, gerçekçilik gibi yaklaşımları yok. İşte dünyadaki sistemler de hep böyle olageldi ve maalesef olmaya devam ediyor. Tarafları ABD, AB, rusya ve Çin gibi görünen ticaret savaşları inşallah benzer yanılgıyla bir sistem doğurmaz. Bu durum bana çok komik geliyor.

Kısa bir mazi turu yapalım… 

Yakın Çağ tarihine baktığımızda İngilizler, şeytanın bile aklına gelmeyecek bir sömürü düzeni kurdular. Öyle bir düzen ki, felsefesi, eğitimi, yönetim modeli, iş hayatı her ne gerekiyorsa... Öyle ki milyonlarca çocuğun, kadının, erkeğin ölümüne sebep olsalar da “Güneş batmayan İmparatorluk” diye insanların hayranlıktan dudak ısırdıkları bir güç, tahakküm başarısı elde ettiler. 

Peki sonra ne oldu? Maksimum 150 senede mecalleri kalmadı. Şimdi “İngiliz Uluslar Topluluğu” olarak devam ediyorlar. Bunun da İngilizlere tek faydası, geçmişe dayalı intikamları bastırma imkânı vermesi… 

Geçen asrın başında “Bir de Sosyalizm adı altında deneyelim” deyip yola çıktılar. O garibim de 80 sene bile dayanamadı. NATO diye bizim de dahil olduğumuz bir platformu devreye soktular. Bir süredir o da çatırdamaya başladı. 

Peki AB dedikleri, bizim ise 65 senedir kapısında beklediğimiz rüyaları süsleyen düzen nasıl? İç güveyisinden hallice… Bir içinde olan pişman, bir de dışında olan…

Asıl trajik olan da Birleşmiş Milletler… Zavallının Genel Sekreteri İsrail’e bile girmeye yasaklı. Kimsenin taktığı yok. Bir Genel Kurulu var, gelin görün ki takanı yok. Onca devlet bir şeye, “olsun” veya “olmasın” diyor. Dediğiyle kalıyor. Halen var olaydı inanın bizim Yalova Kaymakamlığı bile bunlardan daha etkili olurdu. Yalova Kaymakamlığımızdan hallice buranın bir Güvenlik Konseyi diye bir kurulu, onun da 5 tane daimi üyesi var. Onlar kendi aralarında yuvarlak dünyamızı top gibi oynuyorlar. Bizim Cumhurbaşkanımız da almış eline defi “Dünya/ insanlık 5’ten büyüktür” deyip ritimli bir şekilde dalgasını geçiyor. 

Hasılı velkelam… “Siz çalışın biz yiyelim, bu düzene de  ‘gelişmişler’ ve ‘gelişmekte olanlar’ diyelim” düzeninin sonuna da gelindi.

Çin halkı her biri bir vücut girecek kadar büyüklükte kapsül odalarda kalarak aylık 50 dolar, 100 dolar maaşla çalışacak, güya “gelişmiş ülke” vatandaşları da keyf eddeceklerdi.

Bu tatlı hayat böyle devam ederken, Çin’in de “gelişmiş”lere tahakküm etmek aklına geldi. ABD baktı ki bir kaç 10 yıl içinde Çin sömürgesi hâline gelecek, zaten şimdiden kendi boyunlarına taktıkları “tüketim kemendi” ile gece gündüz Çin’e çalışıyorlar. Üstüne üstlük Çin’de ürettirdiklerini bizim gibi toplumlara satarak bizi de onlara sömürtmeye başlamışlar… Ve film bitmek üzere… Peki, şimdi ne olacak?

Benim burada favorim, Türkiye… Mevcutiyetini haklının hakkını teslim etmeye, birlikte çalışıp paylaşmaya, savaş yerine huzura, zorluk yerine kolaylığa, kandırmaca/ aldatmaca düzeni yerine hakikate dayalı bir düzene dayamış, bağlamış bir ülke olarak Türkiye’yi görüyorum. 

Eğer bu özelliğimize sadakatle sarılabilirsek, kesinlikle favori ülke Türkiye’dir. 

Şu konuda da gerçekçi olmamız lazım: Şu anki genel görüntü olarak biz şahıslar yeterli değiliz. Bir kaç devlet kuruluşu, bir kaç savunma sanayi şirketi, 300, 500 milyar dolar ticaret hacmiyle bunu başaramayız. 

Geçtiğimiz ay Almanya’nın başşehri Berlin’de toplanan “Global (Küresel) Disability (engellilik) summit (zirve)”de Türkiye’den sadece ve sadece Beyazay vardı. Son 20 yıldaki bu alanın dünya rekorları Türkiye’de. 

Peki Türkiye nerde? Bütün o temsil etme yükünü Beyazay’ın sırtına yükledik. Hamdolsun, bu kadar zor şartlara rağmen arkadaşımız başarılı bir şekilde temsil etti. Hayatın, dünyanın ve insanlığın gerçeği budur. Adalet olacak. Herkes çalışacak ve hakkını alacak. Kibir, zorbalık, antinkuntin işler olmayacak. İşte o zaman şu dünya hayatı hepimizin, tüm insanların cenneti olur…