“DÜŞÜNDÜREN, söyleten, susturan ve yazdıran
Rabbime hamdolsun” diyerek başlamak istiyorum.
Varlığımızın
anlam ve amacını önümüze katarak başladığımız hikâyelerimiz, her an farklı
savrulma ve sürprizlerle bizi şaşırtmaya devam ediyor. Genel olarak kendimizi unuttuğumuz
zamanlardayız. Her şeyi konuşuyor, ancak kendi hakikatimize susuyoruz. Etrafımızdaki
her şeye karşı bütün eleştiri oklarımızı her an hazır tutuyoruz. Kırıcı olmanın
neredeyse açık sözlülük ve hatta zeki olma alameti olduğunu zannediyoruz. Bunu
dile getirmesek de sosyal açıdan bir bulut olarak üzerimize çöken bu algı kirliliği
altında önümüzü göremiyoruz. Bütün bu anlam kargaşası, günlerimizi, ömürlerimizi
gözümüzün içine baka baka elimizden söküp alıyor.
Hanımlar
olarak zor memnun olduğumuzu, duygusal bir yaratılış hassasiyeti ile bütün konuları
bölüp parçalayıp zorlaştırdığımızı ve daha da önemlisi değer verilme
beklentimizin karşılanamayacak kadar büyük dağlar olmasına izin vererek mutsuzlaştığımızı
bütün hanımların affına sığınarak söylemek istiyorum.
İnsanın
kendisine bakması zordur. Ancak hepimiz çok geç olmadan bunu başarabilmenin
yolunu bulabiliriz diye ümit ediyorum. Çünkü biraz geriye bakabilirsek,
tarihimizde bunun muhteşem örneklerini görmemiz zor olmayacaktır. Şu an aklımda
uçuşan onlarca isimden hangisini söylersem söyleyeyim, diğerlerine haksızlık etmiş
olabileceğim korkusundayım. Kendini değil, değerlerini ortaya koyan, inancını
hayatı yapan, zorlaştırmayan, güçlü, akıllı, sabırlı, kanaatkâr hanımlar olmalıyız.
Elbette en ideal olanı hedefimiz olarak almayız.
İdeallerimiz
çok yüksek, gayretlerimiz yoğun, sahip olduklarımız ise her zaman şükür ile taçlandırılmalıdır.
Bizler,
yaşadığımız ülke itibariyle sonsuz meşguliyetler içinde soluksuz kaldık. Çalışan
hanımlar için zaten ne söylenebilir, bilmiyorum. Ancak genel olarak çok yoğunuz.
Sadece Hollanda için değil, genellikle adı konulmamış meşguliyet ve uğraşıların
bizi bizden çaldığı gerçek bir vakıa olarak ortada. Bütün bunları neden söylüyorum
o zaman? Aslında sizi nereye sürüklemeye çalıştığımı merak ettiniz sanırım. Yaşadığım
zamana uzaktan şöyle bir bakış attıktan sonra biraz yaklaşalım istiyorum, şimdiki
zamana gelelim, son üç gündür yaşadıklarım ve gözlemlerimden arta kalanlara bakalım.
HDV Eğitim
ve Gelişim Kampı ve değer aşısı
Hollanda
Diyanet Vakfı’nın organize ettiği Eğitim ve Gelişim Kampı’ndan yeni döndük. Üç günlük
bu kamp sürecinde, kaldığımız otelden yemeklere, organizasyon ve konuşmacılardan
dinlenme ve karşılıklı fikir tartışmalarına ve Hollanda’nın her bir köşesinden
gelen hanımlarla olabildiğince tanışmaya kadar son derece güzel ve verimli bir çalışma
gerçekleşti.
Lahey
Din Hizmetleri Müşaviri ve Hollanda Diyanet Vakfı Başkanı Prof. Dr. Mustafa Ünver,
Rotterdam Din Hizmetleri Ataşesi Dr. Mehmet Malkoç ve Deventer Din Hizmetleri Ataşesi
Dr. Yusuf Acar Beyefendiler üç gün boyunca bizimle birlikte oldular. Gerek Türkiye’den
davet edilen, gerekse Almanya DITIB’den konuk olan konuşmacılar, hem konuları,
hem de anlatımları ile adeta birbirleriyle yarıştılar. Salonu dolduran hanımların
gün boyunca -aralarda mola olmak kaydıyla- dokuz konuşmacıyı dinleyebilme sabırları
görülmeye değerdi. Göçün 50. yılı anısına yer verilen tiyatro gösterisi, gülmek
ve biraz da düşünmek için bir güzellikti. Asr-ı Saadet’i kadın, bilgi ve değer
üzerinden okumak, Almanya örneği üzerinden teşkilatlanma, ailede kullanılacak
iletişim dili, kadının artan sorumluluğu ve farkındalığı, hukuksal haklarımız,
siyaset açısından kadının Hollanda’daki yeri ve de etkili iletişim gibi konu
başlıkları ile titizlikle çalışılmış yoğun bir program oldu. Prof. Dr. Mustafa Ünver şahsında bütün emeği geçenlere
kendim ve bütün hanımlar adına tekrar teşekkür etmek isterim.
Yurtdışında
yasayan gurbetçiler için çatı kurum olan HDV'nin günden güne artan çalışma ve
projeleri ile geleceğimize doğru güvenle yürüdüğümüz kanaatindeyim. Sözüme başlarken
de bahsettiğim gibi, eleştirmek ve daha iyisi yolunda çaba sarf etmek doğaldır;
biz hanımlar, eleştirmek için zaten hazır bekliyoruz. Ancak 200’den fazla hanımefendinin
katılımıyla gerçeklesen bu programın bu kadar güzel ve sorunsuz bir şekilde
olabilmesi de takdire şayandır.
Asıl üzerinde
durmak istediğim mesele ise ayrıntılarda gizli. Yaşları takriben 18- 60 yaş arası,
öğrenmeye, dinlemeye, anlamaya gelen ve hakikaten zihninde somut bilgi ve yöntemlerle
evlerine dönmek isteyen bütün bu insanlar, umudumu ve gücümü arttırmaya yetti doğrusu.
Genel
olarak hanımlar ile ilgili âcizane gözlemlediğim üç konudan bahsetmiştim. “Bizler
zor memnun oluyoruz” itirafında bulundum. İyi bir planlama, organizasyon, kişi
ve imkânlar ile bunun aşılabildiğini hep beraber gördük. Hangi eğitim
seviyesinde veya yas sınırında olursa olsun, insanların gözlerindeki heyecan ve
mutluluk görülmeye değerdi. Değer verildiklerinin, önemsendiklerinin, nerede
olursa olsun toplum içindeki güçlerinin ve konumlarının tekrar farkına varmalarına
sebep olduğu görüldü.
Duygusal
bir yaratılışa sahip olan bizler, biraz da konuşma isteğimizi frenleyememek ve bütün
meseleleri parçalamak sebebiyle gereksiz yere konuları büyütüp çoğaltırız. Örneklerine
elbette çokça rastlandı. Haklı bir meseleyi bile dile getiriyor olsak, uzun ve parçalı
anlatımlarla konudan çoğu zaman uzaklaştığımız hepimizce malumdur. Bu ve
benzeri programlarda ne söyleneceğinin önceden belirlenip not alınması, hem
zaman, hem de konunun dağılmaması için kullanılması gereken bir yöntemdir. Öğrenmeye
ve dinlemeye son derece meraklı hanımların iletişim konusunda hepimiz gibi bir
an önce gelişmeleri acil bir konudur. Bunun için de önce kendimizi fark edip eleştirmeden,
kırmadan, sabırla ve yöntemlere dikkat ederek, geleceğimiz olan gençleri kucaklamamız
mümkündür.
Beklentilerimiz
Son
olarak en zor konu olan beklentilerimize gelelim istiyorum. İnsanın iltifata, beğenilmeye,
takdir edilmeye ihtiyacı vardır. Bunun cinsiyet ötesi bir hakikat olduğunu unutmayalım.
Değer görmek istiyorsak değer verelim, bunu ifade edelim. Bahsettiğim
organizasyondaki katılımcı hanımların hepsi de cami yönetimlerinde tamamen
sosyal bir hizmet yapıyorlar. Yani mükâfatın en güzelini En Yüksek Makam’dan
bekliyorlar. Ancak yine de insan olduğumuz gerçeğini gözlemlemek son derece ilginç!
Ne
kadar takdir beklemediğimizi söylersek söyleyelim, bunun hakikati yanında diğer
kısmını da göz ardı etmeyelim. Kurumlar olarak alt birimlerde çalışanlara,
toplum olarak temas ettiğimiz herkese, camiler olarak mensubu olduğumuz kurum
ve insanlara, aile olarak her bir bireye ilgi ve alaka göstermemiz şart. Sağlıklı
iletişimin en temel esaslarından biri de “muhatabını önemsemek”tir. Bu sebeple
beklentilerimizin bizi yutup bitirmesine engel olmalıyız. Beklentilerimizin karşılanıp
karşılanmaması imkânlar ile doğru orantılıdır. Bizler, toplumun mimarı olan hanımlar,
takdir edilme ve beğenilme isteklerimizi biraz aşağıya çekebilirsek, mutsuz ve faydasız
olmak yerine aktif ve kendiyle barışık nesiller yetiştirebiliriz.
İmar
edebilmek için önce kendimizden başlamalı, kendimizi hangi yaşta olursak olalım
gelişmeye ve öğrenmeye açık bireyler olarak muhafaza etmeliyiz.
Hakikî
mükâfat, biliyoruz ki yalnızca Allah katındadır.



