KOLAY yoldan para kazanmak isteyen ve helal haram bilmeyen bazı kişiler, başkalarına ait ev ve işyerlerine girerek hırsızlık yapıyor, arabalarını çalıp götürüyorlar.
Yükte hafif, pahada ağır ne varsa heybelerine doldurup çıktıktan sonra hızla kaçıyor, kayıplara karışıyorlar.
Yahut öyle sanıyorlar.
“Kaçtık, kurtulduk, şimdi ne kaldırmışız, ortaya döküp sayalım” derken, kapı güm güm vuruluyor: “Aç… Polis…”
Nasıl oluyor?
Çok basit. Her taraf kameralarla dolu.
Evlerde, işyerlerinde, sokaklarda, direklerde, her yerde.
Hırsızların çıkışından gelişine kadar hepsi kısa sürede tespit ediliyor.
Hangi sokaktan kaçtıkları, hangi vasıtayı kullandıkları, nereye gittikleri, hepsi belli.
Kuyumculara giren soyguncular için de durum aynı.
Güvenlik kameralarından kaçış yok.
Bebek bakıcılarının ne yaptığını, çocuğuna nasıl davrandığını kontrol etmek isteyen anne babalar da evin içine gizli kamera taktırıyor.
Küçük çocuklara kötü davranan, dayak atan veya hiç ilgilenmeyip bebeği saatlerce kendi hâline bırakan bakıcıları çabucak tespit edip gerekeni yapıyorlar.
Kameralar bazen gizli oluyor ama her tarafın kameralarla kaplı olduğunu bilmeyen yok artık.
Hırsızı da, soyguncusu da biliyor bunu. Yine de yüzünü gözünü bereyle mereyle kapatarak kurtulabileceğini, tanınmayacağını düşünüyor. Hatta yüzü kapalı olduğu için kameralara el sallayan densizler bile çıkabiliyor bazen. Hâlbuki vücudun hareket tarzından, bilekteki bir dövme veya boynundaki bir benden, bir yüzükten, ayakkabının modelinden, bağcığından ayak izinden ve daha kırk türlü veriden dolayı kim oldukları anlaşılabiliyor. Polisin teknik imkânları artık çok ileri seviyede.
Böyle olduğu herkes tarafından bilindiği, neredeyse her gün yakalananlar ifşa edildiği hâlde, yine de hırsızlıklar ve soyunlar son bulmuyor, yenileri ekleniyor.
“Bana bir şey olmaz!” mantığı burada da devreye giriyor herhâlde.
“Onlar salak olduğu için yahut beceriksizlikten dolayı yakalanmışlar. Ben yakalanmam!”diye mi düşünüyorlardır, nedir!
Vardır bir dayanakları, kendilerince yaslandıkları bir mantıkları.
Yoksa öyle bir işe girişmezler. Hem kanun hem din açısından yasak olduğunu kendileri de biliyor elbette.
Peki yine de niçin girişiyorlar böyle bir işe?
En başta söyledik sebebini. Kolay yoldan kazanmak isteği.
Bunlardan başka bir de kendi taktırdığı güvenlik kamerası önünde suç işleyenler var.
Sersemliğin daniskası.
Manisa’ya doğru yola çıkalım ve Turgutlu’ya gidelim. Nam-ı diğer Kasaba’ya.
Bir okul müdürü, kendi okulu içindeki kameranın önünde otizmli bir öğrenciyi itti ve çocuk merdivenden yuvarlandı.
Haber şu şekilde verildi:
“Manisa’nın Turgutlu ilçesinde, otizmli öğrenciyi iterek merdivenlerden yuvarlanmasına sebep olduğu iddia edilen okul müdürü hakkında soruşturma başlatıldı.”
İddia edilen kısmı ilginç tabii. Kameranın açısına göre sol kısımda duran müdür, yukarı kattan merdivenle inip müdürün bulunduğu kata geliyor. Öğrencinin nereye gitmek istediğini bilmiyoruz ama birkaç adım attıktan sonra müdür kolundan tutup savuruyor. O savrulmayla çocuk merdivenden paldır küldür aşağı yuvarlanıyor.
Herhâlde müdür, öğrencinin o tarafa gitmesini istemiyordu. Ya da başka bir sebep vardı. Her ne olursa olsun, o şekilde müdahale etmesi hiç kimsenin kabul edebileceği bir şey değil. Sözle uyarabilirdi, itmeyebilirdi, tatlı sözle müdahale edebilirdi.
Kamera kaydından görüyoruz. “İddia etme” kısmı, tamamen mecburiyetten. Konu hakkında kesinleşmiş yargı kararı olmayışına bağlı.
Kaymakamlık kararıyla müdür hakkında adlî ve idarî işlemler başlatıldı ve okul müdürü görevden alındı.
Her ne şekilde olursa olsun, hırsızların, soyguncuların ve otizmli çocuğu iten okul müdürünün hakkında iddianame yazılır, mahkemeye sevk edilir. Birkaç sayfalık bir metin yeterlidir.
Bir de büyük çaplı suçlar işleyenler var. Aç gözlülükten, had bilmezlikten, aşırı özgüvenden, helal haram tanımamaktan vs…
Onların hakkında yazılan iddianameler öyle birkaç günlük değil. Aylarca sürüyor ve bazıları 3 bin 900 sayfa tutuyor.
İstenilen hapis cezaları da diğerlerindeki gibi üç beş ay veya üç beş yıl değil, binlerce yıla varabiliyor.
Mesela 2 bin 352 yıl.
Çetele tutmak için duvarda çizilecek yer kalmaz.
Ceza 2025 yılı başından itibaren sayılsa, çıkış tarihi 4377 yılı olur ki yarısını indirseler bile bir işe yaramaz.
Hâkimler insafa gelse 4 bin yılı indirse, geriye 377 yıl kalır.
“Yahu yine çok oldu, 300 yılını da silelim” deseler bile geriye kalan küsurat sayılacak 77 yıl, adamın iflahını keser.



