“Hele bir sor, niye yaptım?”

Olaylar çorap söküğü gibi kamuoyuna yansıdıkça, CHP’nin ve yandaşlarının tepkileri, yalanlar üretmek ve bu yalanlara sarılarak gündem değiştirmeye çalışmaktan başka bir şey olmamıştır.

HATIRLADINIZ mı başlıktaki repliği? Evet, “Banker Bilo” filminden… Banker Haso’nun, hemşehrisi ve arkadaşı Bilo’ya yaptığı her yamuğu açıklamadan önce sorduğu soru: “Hele bir sor, niye yaptım?”

İzlediğimiz bir komedi filmi değil ama CHP İstanbul Milletvekili Sera Kadıgil, Meclis kürsüsünden açıklama yapıyor. Hani, “o ezanlar ki şahadetleri dinin temeli ama BENİM yurdumun üstünde ebedi inlemesin” ve “uykumdan uyandıran ezan için camiyi basıp imamı mı keseyim?” diyen Kadıgil…

 

“CHP’nin içinde taciz tecavüz vakaları oldu mu? Oldu. Tabiî ki olacak.”

Ama bir soralım bakalım, neden oldu?

“Toplumsal cinsiyet eşitliğine sahip olmayan bir ülkede ve 18 yıldır AK Parti iktidarında yaşıyorlarmış”

Bu zaviyeden bakınca CHP’nin içinde taciz ve tecavüz olayları gayet makul (!) görünüyor. Toplumsal cinsiyet eşitliği olmayan bir ülkede yaşıyorsak, elbette taciz de olacak, tecavüz de. CHP’ye haksızlık etmişiz doğrusu!

Kadıgil’e göre bu gayet normal ve makul olaylar karşısında “yine de” CHP gerekeni yapmış, “olay ortaya çıkınca faili kulağından tutup kapının önüne koymuşlar”. Aferin!

Ama bir dakika yahu!

Bir kere olay değil, olaylardan bahsediyoruz. Bu bir!

“Olay ortaya çıkınca” diyor Kadıgil. Lâkin olay ortaya yeni çıkmıyor, sadece basına yeni yansıyor. Mağdurlar, olay sonrası İl Başkanına ve milletvekillerine şikâyetlerini dile getirmişler ama muhatap bulamamışlar; buldukları muhataplar tarafından da tehdit edilmiş, susturulmuşlar.

Ne zaman ki olaylar çorap söküğü gibi basına yansımaya başlıyor, işte o zaman CHP’yi bir telâş alıyor. Bu da iki!

Vakti zamanında, “Bana Okulunu Söyle” isimli yazımda, CHP parantezinde yaşanan taciz ve tecavüzlerle ilgili bir liste yapmıştım. Son bir hafta on gün içerisinde CHP merkezlerinden basına sızan vakalar bu mütevazı listemi ikiye katladı.

Bir de basına yansıyan olayların buzdağının görünen kısmı olduğunu düşünecek olursak, durumun vahameti ortaya çıkacaktır.

“CHP yaşanan bu vakalar karşısında hiçbir şey yapmıyor” dersek haksızlık olur aslında. Bu olaylar hakkında sesini yükselten tek CHP’li Barış Yarkadaş, önce CHP İstanbul İl Başkanı Kaftancıoğlu tarafından “şov yapmakla” suçlanıyor, sonrasında da program yaptığı Halk TV’den uzaklaştırılıyor.

Kadın hakları savunucusu mor halkalı profiller ise olayı derin bir sessizlik ile protesto ediyorlar. Aynı protesto biçimini HDP’li Tuma Çelik’in tecavüz vakasında da görmüştük.

Can Ataklı’nın bu olaylar karşısındaki omurgalı (!) duruşunu da es geçmemek gerek. Ataklı, bu yaşanan olayları kesinlikle tasvip etmiyor ve mağdur olan erkeklerden yana tavrını açıkça ortaya koyuyor: “Erkekler, kadınları yollu sanmış olabilirler.”

Zavallı aldatılmış erkekler!

Yine böyle bir “yakışıksız” olay sayesinde “genel müdür” olan abimizin derin sessizliğini de anlayışla karşılamak gerektiğini düşünüyorum nâçizâne.

Her suç elbette şahsîdir ve failini bağlar. Ancak bir anlığına gözünüzü kapatınız ve bu olayların onda birinin AK Parti içerisinde yaşandığını düşününüz lütfen… Memlekette neler yaşanacağını az çok tahmin ediyorsunuzdur sanırım…

Ensar Vakfı’nda yaşanan vakadan sonra memleketin hâlini ve kamuoyunun tepkilerini hatırlayınız. Bu olayda Ensar Vakfı’nın dâvâya müdahil olması ve verilen 508 yıl cezayı az bularak itiraz etmesi bile elan susma hakkını kullanan kesimler gözünde vakfı (hattâ AK Parti’yi) temize çıkarmamış, suçun şahsîliği ilkesi asla ve kat’a işletilmemişti.

Olaylar çorap söküğü gibi kamuoyuna yansıdıkça, CHP’nin ve yandaşlarının tepkileri, yalanlar üretmek ve bu yalanlara sarılarak gündem değiştirmeye çalışmaktan başka bir şey olmamıştır.

Bazen bir karikatür her şeyi nasıl da güzel anlatır, bilirsiniz. İşte tam da durumu özetleyen bir karikatür:

 

Haydi gülelim ağlanacak hâlimize! Ne de olsa “millet aç aç”…

Kalınız sağlıcakla efendim…