ASLINDA “hayran” kelimesi
etimolojik olarak, “yaratılanlara karşı hikmetle bakmak, ‘hayretle’ bakmak,
yaratılanda yaratıcıyı görmek” demek. Bu kelimenin zamanla içi boşatılmış,
sadece “beğenme, sorgulamadan sevme” mânâsında kullanılır olmuş. Bizim bu
yazıdaki kastımız, mea-teessüf, ikincisi…
Önce
şunun altını kalın çizgilerle çizelim: Biz Müslümanlar her canlıya iyilik
yapmakla mükellefiz; her canlıya merhametle davranmayı vecibe biliriz. Dinimiz/inancımız
müntesiplerini her canlıya iyilik yapmaya teşvik eder, merhametli davranmayı
telkin eder. Tarih sayfalarında anlatılanlar, hayvanlara merhamet için meydana
gelen ve karıncayı dahi incitmeyen bir kültürün ve inancın tezahürüdür. Köpeğe
su içiren kadının affolunma hikâyesi, Peygamberimizin elbisesinin ucunda uyuyan
kediyi uyandırmamak için eteğini kesmesi, yavrulayan köpeği rahatsız etmemek
için kaç bin kişilik ordunun çöl ortamında -yolu uzatma pahasına- güzergâhını
değiştirmesi gibi onlarca merhamet hâdisesi rivayet edilir. Ayetler, hadis-i
şerifler her canlıya şefkat göstermeyi emreder.
Bir
hadis-i şeriflerinde Efendimiz, “Size kimin cehennemden, cehennemin de o
kimseden uzak olduğunu söyleyeyim mi?” diye sual
ettikten sonra şöyle buyurdular: “O kimseler nazik, müşfik, merhametli, cana
yakın ve yumuşak olanlardır.” (Ahmet, I, 415)
Ebu
Hüreyre’den (ra) rivayet edildiğine göre, Resûlullah (sav) şöyle buyurdu: “Vaktiyle
bir adam yolda giderken çok susadı. Bir kuyu buldu ve içine indi. Su alıp
dışarı çıktı. Bir de ne görsün? Bir köpek, dili bir karış dışarıda soluyor ve
susuzluktan nemli toprağı yalayıp duruyordu. Adam kendi kendine, ‘Bu köpek de
tıpkı benim gibi pek susamış’ deyip hemen kuyuya indi, mestini su ile doldurdu
ve mesti ağzına alarak yukarıya çıktı, köpeği suladı. Onun bu hareketinden
Allah Teâlâ hoşnut oldu ve adamı bağışladı.”
Sahâbîler,
“Ey Allah’ın Resûlü! Bizim için hayvanlardan dolayı da sevap var mı?” dediler.
Resûl-i Ekrem, “Her canlı sebebiyle sevap vardır” buyurdu.
(Buhârî, Müsâkât 9, Mezâlim 23, Müslim, İbni Mâce, Edeb 8)
Lâkin
bütün bunlar, “Hayvanı kutsayın! İnsanlardan daha önemli sayın! Hayvanı insandan önceleyin! Hayvanlar
insanlardan daha sadık! Hayvanları baş tacı yapın, hayvanları insandan daha ön
plâna çıkarın!” demek değildir. İslâm, her şeyi ölçülü şekilde yapılması için
mutedil güzergâh çizmiştir.
Hayvanlara
zulüm ne kadar akıl ve insanlık dışı ise, onlara “insan” muamelesi yapmak,
insan sağlığını tehlikeye atacak kadar hayvanları öne çıkarmak da akıl ve
insanlık dışıdır.
İnanç
skalasında Allah’tan sonra yaratılanların en şereflisi olan insan… Sonra
hayvan, sonra bitki, eşya… Allah, insan, hayvan, bitki, eşya… Hülâsa, bizim
inanıcımıza göre bütün canlılar, hatta cansızlar dahi sevgiyi korumayı hak
eder. Öfkeli Hazreti Ömer’i merhametten ağlayan şecaatli Ömer’e dönüştüren İslâm,
hayvanlara, bütün canlıya, hatta cansıza merhamet ve sevgiyi emreder ama insana
“eşref-i mahlûkat” der. İslâm’da önce Allah kutsaldır, sonra insan, sonra
hayvan. Sapkın inançların kimisinde önce “insan”, sonra “tanrı”… Hatta bazılarında
tanrı yoktur bile. Meselâ hümanizm veya Dehrizm’de zaman kutsaldır. Meselâ
paganizmde eşya ve tabiat, Hinduizm’de inek kutsal, Şintoizm’de tilki
kutsaldır. Türkiye’de ise kedi ve köpek...
Kediye,
köpeğe tekme olunca dünya ayağa kalkıyor (hiçbir canlıya zarar verilmesin,
tekme savrulmasın) ama çocuklar parçalanınca haber değeri bile olmuyor.
Parklar, sokaklar kedi-köpek pisliğiyle dolu. Çocuklar o parklarda oyun
oynuyorlar. Hayvandan yayılan hastalıklarda, meselâ uyuz oranında son yıllarda
yüzde doksan artış olmuş.
Ayakkabıları
ile eve girmeyi, evde kedi-köpek beslemeyi üst kültür gibi lânse etmeye çalışan
bir kesim var. İzlediği filmdeki baronlar gibi olduğu hissiyatıyla köpekle poz
verenler, kızlara sevimli görünmek için çizgili pijaması ile kucağında kedi, yüzünde
maskeden gülümsemesi ile poz veren palabıyıklılar, “hayvan hakları” diyerek
kedi köpeğin de fıtratını bozup zulmedenler, daha tüylü olsun diye hayvanın genetiği
ile oynayanlar, köpekleri evde beslemek için ses tellerini kesenler var. Bu
mudur sizin merhamet anlayışınız? Bu mudur üst kültür? Bu mudur hayvan sevgisi?
Hayvanı
kutsarken insana zulmeden olaylar silsilesi
Sokaktaki
kediyi/köpeği “Ay canım, yerim seni” diyerek seven şımarık liseli kızların
Suriye kamplarından kaçıp gelmiş, evi bombalanmış, annesi babası gözü önünde
ölmüş, üstü başı kirlenmiş Suriyeli çocuğu görünce o yalancı merhametinden iz
kalmıyor yüzlerinde. Kaya gibi sert, buz gibi donuk bir bakış gelip oturuyor
suretlerine. Kim oynadı bunların aklının ayarları ile? Hayvan severmiş… İnsan
evladını, hele hele Müslüman evladını sevemeyen, hayvan severliği ile
övünedursun; çocuğunu sevmeyen adam, kedi ile poz vermeyi merhamet göstergesi
gibi kullanadursun, nerede bunda samimiyet?
TV
haberleri kedi-köpeği kurtarmak için canını hiçe sayan itfaiye görevlilerinin
vakalarıyla dolu. Kedi ağaca çıkmış, itfaiye eri onu kurtarmak için canını
tehlikeye atmış. Ağaca çıkan kedi iner de onu kurtarmak isteyen, kuyulara giren
ağaca tırmananlara bir şey olursa ne olur? Önce insanın hayatı kutsaldır.
Köpek
kayaya tırmanmış, indirmek için ekip görevlendirilmiş. Köpek bu, nasıl çıktı
ise öyle iner. Bu neyin reklâmı? Bu nasıl bir aymazlık? Bunlar neyi lânse etme
derdinler? Hindistan’daki inekler gibi tapılmasını mı istiyorlar yeni
tanrıcıklarına?
Sevgi
pıtırcığı kesilip kedi-köpek peşinde koşanların, ana babaları çöplük
karıştırırken ölüyor. Aklımızın ayarları ile oynayıp kendilerine “sanatçı”
diyen birtakım soytarıdan çocuklarınızı uzak tutun! Hayvanı insandan üstün
gören bu zavallılar gibi yalnız ölmek istemiyorsanız, eşref-i mahlûkat olan
insanı önceleyin. Onlar ahlâkı, fıtratı bozulmuş ve kanserleşmiş hücre gibi
toplumu bitiren, film çekme adı altında ahlâkî bütün değerleri yerle bir eden
zerzevat. Bunlardan bazıları, genellikle manevî değerlere savaş açan ve kendi
inanç sistemini dayatan bu güruhun çoğu, Osmanlı’daki gibi, çocuklarımıza
soytarılık için tutulan gayr-i Müslim ailelerin torunları. Suriyeli çocuğa
iğrenerek bakıyorlar, kedi köpeğe gelince sevgi pıtıcığı oluyorlar. Ne kadar
sahte, ne kadar samimiyetsiz bir ruh hâli!
Bahçende
beslersin, anlarım; o salyalı köpek, kıllarını dökerek koltukta, seninle aynı
masada. Bunun neresi üst kültür, bunun neresi nezafet, neresi temizlik, neresi
insanî?
Kocaman
adamlar ellerinde kedi ile poz veriyor, kendi çocuğunun başını okşamıyorlar. Fıtratı
bozma adına ne varsa yapılıyor. Kuşu kafese koymak gibi, kedi-köpeği evde
beslemek de o hayvanlara zulüm! Kedi-köpeğe kazak örenler, kıyafet giydirenler
var. Kuşlar, tavuklar hayvan değil mi, neden onlara da kazak örmezler?
Tavuklara kazak örmek, ineklere ayakkabı giydirmek ne kadar tuhaf ise, kediye,
köpeğe kıyafet giydirmek de en az o kadar akıl dışı. Fıtratla savaşmak bu.
Kedi-köpek
dayatması yüzünden resmî mâkâmların da elleri kolları bağlanıyor. Son
zamanlarda basına yansıyan ama gündem olmayan birkaç haber verelim:
Elazığ’da çeşmeden su doldurduktan
sonra evine dönerken sokakta başıboş köpeklerin saldırısına uğrayarak ağır
yaralanan Çiçek Boztaş (82), kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti.
Ankara’nın Altındağ ilçesinde
başıboş köpekler 10 yaşındaki çocuğa dehşeti yaşattı. Yoldan geçtiği sırada
köpeklerin saldırısına uğrayan Ramazan Aslan isimli çocuk, bir anda köpeklerin
saldırısına uğradı. Çocuğun vücudunda derin yara izleri oluştuğu öğrenildi.
Korku dolu o anlar ise güvenlik kamerasıyla saniye saniye kaydedildi.
Çorum’da sokak köpeğinden kaçarken düşen Metehan Üresin,
dalağının parçalanması ve böbreğinde yırtılmanın meydana gelmesi sebebiyle ağır
yaralandı. Yoğun bakımda tedavisi devam eden Metehan’ın düşme anı saniye saniye
kameraya yansıdı.
Manisa’nın
Gördes ilçesinde, okula gitmek için evinden çıkan 11 yaşındaki Furkan Sakız,
evden ayrıldıktan 5 dakika sonra, arkasından saldıran bir sokak köpeğinin
saldırısı sonucu yaralandı. Köpeğin sağ bacağından ısırması üzerine bir anda
acı içinde yere yığılan küçük çocuğun imdadına çevre esnafı yetişti. Saldırgan
köpek ve arkasından gelen diğer köpekleri kovalayan esnaf, küçük çocuğu Gördes
Devlet Hastanesine yetiştirdi.
Trabzon’un
Akçaabat ilçesinde, denizde yüzerken, sahibinin elinden kurtulan Belçika kurdu
cinsi köpeğin saldırdığı Serkan Faruk Dikmen (9) bacağından yaralandı.
Gaziantep’in Nurdağı ilçesinde sokak köpeklerinin saldırısına uğrayan
Mustafa Topal (72), yoğun bakımda verdiği yaşam mücadelesini kaybetti.
Hayvanları
insanlaştırmaya çalışmak, en az onlara işkence yapanlar kadar vahşice bir
tutumdur. Hayvanların insanlara zarar verdiğini bilerek buna suskun kalmak da
bir o kadar cürümdür. İnsanları köpekler parçalıyor, kimseden ses çıkmıyor. Bu
nasıl bir çağ? Bu nasıl çağdaşlık? Bu nasıl merhamet? Bu çağdan, çağdaş
geçinenlerden, çarpık inançlardan ve çarpık düzenden tiksindik!



