Hayata kısa bir mola: Yavaş seyahat

“Yavaş seyahat” kavramı ile seyahat edilen mekânlarda kısa süreli ve hızlı geçişler yerine bölge halkıyla iletişim hâlinde, doyurucu ve âna odaklanan bir deneyim yaşanması turizmde önemli bir alternatif olarak sunuluyor. Bu sayede, aslında günümüz insanı için hızlı yaşam döngüsünde bir nefeslik molanın değerine dikkat çekiliyor.

SON yıllarda gerek küreselleşme, gerek teknoloji alanındaki gelişmeler yaşam biçimlerindeki değişimi de kaçınılmaz kılmış durumda. İnsanlar için artık bir yandan kişisel gelişimlerini devam ettirmek, diğer yandan bağlı bulundukları kurumlara yüksek katkı sunmak bağlamında hızlı yaşamak, hızlı düşünmek ve çok çalışmak gibi unsurlar oldukça fazla idealize ediliyor. Bunun bir sonucu olarak ortaya çıkan hızlı yaşam kültürünün ise günümüzde egemen olduğunu söylemek mümkün.

Hızlı yaşam kültürü, bir diğer ifadeyle “koşuşturma kültürü” insanı iş-yaşam dengesinden uzaklaştırarak üretkenlik, hırs ve başarıya odaklayan bir yaşam biçimini tanımlıyor. Bu kültürde kişi sürekli olarak kendini bir üretim faaliyeti içerisinde olmak zorunda hissediyor ve bu gerçekleşmediğinde yoğun bir yetersizlik duygusu yaşıyor. 

Literatürde “Hustle Culture” olarak da geçen bu kavramın bugün birçok insanı bir hedef sarmalının içinde zamanını iyi yönetme ve yüksek fedakarlıklara katlanma, başarısını, üretkenliğini ve zenginliğini hep daha ileriye taşıma gibi mental açıdan yıpratıcı süreçlerin içerisine dahil ettiği görülüyor. 

Küresel dünyanın biçimlendirdiği hızlı yaşam kültürünün insanı birçok açıdan zorlayıcı bir ritmi bulunuyor. Öyle ki, birçok kaynakta “toksik” olarak da ifade edilen bu anlayış kişiyi sürekli bir meşguliyet, durmaksızın bir çalışma, çalışma olmayan saatlerde bile bir kişisel gelişim telaşı ile birlikte zaman içerisinde bir tükenmişliğe sürüklüyor. Dahası, dijital dönüşümün de etkisiyle saat sınırı belli olmayan bir çalışma düzeni giderek normalleştiriliyor. Ancak yaşamı adeta esir alan bu hız çemberinin içerisinde alternatif arayışların da giderek benimsendiğini söylemek mümkün. Bunların başında da “yavaş yaşam” anlayışı geliyor. 

Yavaş yaşam, hız odağında oluşturulmuş mevcut dünya düzenine karşı insanın zihinsel, ruhsal ve bedensel sağlığını korumasını önceleyen bir düşünceyi temsil ediyor. Özellikle 1980 sonrası süreçte küreselleşme karşıtı bir görüş olarak ortaya çıkan bu anlayışın temelinde hız olgusunu reddederek iş-yaşam dengesini düzenleme fikri bulunuyor.[i] Buna göre yüksek tempo yerine uygun ve insanî sınırlarda kabul edilebilir bir yaşam hızı önem kazanıyor ve bu kabul edilebilir hız, kişinin bir yandan diğer insanlarla kıyaslama yönünden özgürleşmesini sağlarken, diğer yandan daha serbest zaman dilimlerinde sakin ve keyifli bir yaşama odaklanmasına destek oluyor. 

Tarihsel süreç içerisinde, bakıldığında, yavaş yaşam anlayışının ilk olarak hızlı yemek (fast-food) kültürüne karşı oluşturulduğu görülüyor. Bu doğrultuda İtalya’nın başkenti Roma’da 1986 yılı itibariyle başlayan “yavaş yemek” (slow food) girişimi öncü olması açısından oldukça önemli. Bu girişim, yemek zevkini topluma ve çevreye bağlılıkla birleştiren, dünya çapında binlerce üyesi olan küresel bir taban hareketi olarak tanımlanıyor. 

Daha iyi bir beslenme biçiminin teşvik edilmesini amaçlayan bu hareket, aynı zamanda yerel yemek çeşitliliğinin korunması noktasında destek sağlıyor.[ii] Bunun yanı sıra, 1999’da yine İtalya’da küreselleşmenin getirdiği standardizasyona karşı yerelin önemini savunan “Yavaş Şehir” (slow city/cittaslow) hareketi hız ve yaşam konusunda bilinenlerin sorgulanmasında kritik bir diğer gelişme olarak öne çıkıyor. Ana hedefini ekogastronomi kavramlarını günlük yaşamın pratiğine uygulayarak “Yavaş Yemek” felsefesini yerel topluluklara ve kasaba yönetimlerine genişletmek olarak açıklayan hareket, bugün 33 ülkede 297 destinasyonluk ağa sahip bir oluşum olarak dikkat çekiyor. Ülkemizde ise ilk olarak Seferihisar ilçesinin Yavaş Şehir olmaya hak kazanmasından sonra bu sayının artarak bugün Ahlat, Akyaka, Arapgir, Daday, Eğirdir, Finike, Foça, Gerze, Gökçeada, Göynük, Güdül, Halfeti, İznik, Kemaliye, Köyceğiz, Mudurnu, Perşembe, Safranbolu, Şarköy, Şavşat, Uzundere, Vize, Yalvaç ve Yenipazar olmak üzere toplamda 25 ilçeye ulaşmış durumda.[iii]

Yavaş şehirlerin dünya çapında ün kazanmasıyla birlikte çeşitli kavramların literatüre girdiğini ifade etmek mümkün. Bunların başında gelen “Yavaş Turizm”, doğaya saygı, çevresel duyarlılık ve sürdürülebilirlik gibi ilkeler doğrultusunda hareket eden yeni bir turizm yaklaşımı. Yavaş Turizm anlayışında diğer faaliyetlerden farklı olarak yerelin, doğal çevrenin, tarihî ve kültürel zenginliğin korunması düşüncesi ön plânda tutuluyor. Yavaş Turizm ile bağlantılı olarak yavaş yaşam hareketinin gündeme getirdiği son fenomenlerden bir diğeri de “Yavaş Seyahat”. 

Yavaş Seyahat, bugün hızlı yaşam kültürünün dayatmalarının aksine sakin zaman dilimlerini öne çıkartan bir akım. İnsanların seyahatlerinde nicelik yerine nitelik olgusuna odaklanması bu anlayışın temelini oluşturuyor. Bu doğrultuda sıkıştırılmış, plânlanmış ve telaşlı hedefler yerine geniş zamanlar, kalabalıklardan uzak rotalar ve mekânın ruhuna uyumlanmış keşifler giderek önem kazanıyor. Literatürde “Slow Travel” olarak ifade edilen kavramla birlikte artık bireyin seyahatlerinde daha fazla yer görme endişesinden sıyrılması ve serbest hareket etmesi teşvik edilirken, aynı anda teknoloji, internet ve sosyal medya çemberinden bir nebze olsun uzaklaşarak iç sesiyle baş başa kalması, biraz durması, görmesi ve hissetmesi amaçlanıyor. 

“Yavaş Seyahat” olgusuna ilişkin bahsedilebilecek ayırt edici unsurların başında, seyahat eden kişinin gidilen destinasyonların yerel halkı, kültürü ve doğasıyla bağ kurmasını hedefleyen bir yaklaşım olması geliyor. Buna göre, seyahat edilen mekânlarda kısa süreli ve hızlı geçişler yerine bölge halkıyla iletişim hâlinde, doyurucu ve âna odaklanan bir deneyim yaşanması turizmde önemli bir alternatif olarak sunuluyor. Bu sayede, aslında günümüz insanı için hızlı yaşam döngüsünde bir nefeslik molanın değerine dikkat çekiliyor. Yavaş Seyahat bağlamında yapılabilecek faaliyetleri “seyahat edilecek mesafeleri en aza indirmek, gidilen bölgede harcanan süreyi mümkün olan en üst seviyeye çıkarmak, yerel bölgeyi derinlemesine keşfetmek, doğrudan yerel pazarlardan alışveriş yapmaya çalışmak ve satın alma tercihlerinde küresel zincir markalar yerine yerel unsurları desteklemek” şeklinde özetlemek mümkün.[iv] Bunun yanı sıra sosyalleşmek, yerel mutfağı deneyimlemek, dinlenme yerleri için yerel tercih ve tavsiyeleri dikkate alarak gezi rotalarını belirlemek, gezi sırasında biraz akışta kalmaya özen göstererek aceleci davranmamak, bütün gezi listesini yetiştirmek gibi bir strese girmemek, dolayısıyla an ve mekânın tadını çıkarmaya odaklanmak, sayılabilecek diğer unsurlar arasında yer alıyor. 

Ne dersiniz? Sizce de biraz yavaşlamanın vakti gelmedi mi?

 



[i] Fullagar, S., Wilson, E. ve Markwell, K. (2012). Starting Slow:Thinking Through Slow Mobilities and Experiences. in S. Fullagar, K. Markwell ve E. Wilson, (Eds.) Slow Tourism: Experiences and Mobilities (pp. 1-9). Bristol: Channel View Publications.

[ii] https://www.slowfood.org.uk/

[iii] https://www.cittaslow.org/

[iv] Lumsdon, L. M. ve Mcgrath P. (2011). Developing a Conceptual Framework for Slow Travel: A Grounded Theory Approach, Journal of Sustainable Tourism, 19(3), 265-279.