Hayat koşuşturmacası

Artık kör kuyulardan çıkıp güneşin doğuşuna, aydınlığa kavuşturmalıyız ruhumuzu. Tüm insanlık karanlıklardan aydınlığa çıkmalı. Kim nerede ne yapıyorsa en iyisini yapmaya çalışmalı. Kimsenin hakkına girmeden, dosdoğru ve tertemiz çalışmalıyız.

İNSAN var olduğunu nasıl fark eder bu koşturmaca içinde? Hep birileri için yaşarken, birileri için çabalarken; başkaları için üzülüp yine onlar için sevinirken kendi varlığını nasıl fark eder? Fark edebilir mi biri hatırlatmazsa?

Sorumluluklarım kendimden çok önce geliyor. Önce sorumluluklarım, benim taşımam gereken parçalarım, benden olan yanlarım, benimle bir olanlarım... Ama ben beni bulmak istiyorum biraz da. Ona biraz yakın olmak, kimsenin görmediği gözyaşlarını silmek, sırtını sıvazlamak, cesaret vermek, “Haydi!” demek ya da durup dinlenmesi için omuz vermek istiyorum ona.

İhmâl ediyoruz kendimizi. Hâlbuki sevdiklerimize güçlü olan biz lâzım. Mutlu olan, dik duran, yardım edebilecek, kendinde depoladığı faydaları karşısındakine aktarabilecek bir biz lâzım onlara da. Ama abartmadan tabiî... Kendimizle vakit geçirmeli, geliştirmeli, kendimizi sevmeli, iyileştirmeliyiz. İyi, güçlü ve mutlu olmalıyız ki önce en yakın çevremiz, sonra bulunduğumuz her yer ve en sonunda da tüm evren çiçek açmalı.

Bazen bu durumu, “Önce ben! Ben iyi olursam herkes iyi olur. Önce can, sonra canan” görüşünü abartanlar da var. “Önce ben!” diye diye gerçekten ihmalkâr olup sadece kendini mutlu etmeyi hedefleyenler sonrasında bencil birer kişiliğe bürünüyorlar. Ve belki de kendi vicdanlarını bu şekilde susturuyorlar. Evet, önceliğimiz olmalı ama kararında ve tadında. Bunu yaparken etraftan soyutlanmadan, tamamen kendini birilerine adamadan olmalı. Bu durum kurnazlığa, bencilliğe, ihmalkârlığa yol açmamalı.

“Önce ben!” derken, bunu donanım anlamında kendini geliştirmek, ruhu doyurmak olarak algılamalı. Yoksa toplu şekilde yenen bir yemek için “Önce ben doymalıyım”, “Seyahat esnasında ayakta yaşlı beklerken ben oturmalıyım”, ya da çocuğun seni evde beklerken “Önce kahvemi çayımı içip arkadaşlarımla eğleneyim” değil! (Örnekler çoğaltılabilir.) İşin özü, ahlâkî kuralların dışına çıkmadan, abartmadan ve kararında önceliği kendimize vermeliyiz. Kendi ruhumuza, kişiliğimize, dış görünüşümüze ve iç güzelliğimize katkıda bulunmalıyız.

İnsan, hayatı boyunca birçok farklı kişilikle tanışıyor; tipleri, duyguları, davranışları birbiriyle aynı olmayan türlü türlü insan tanıyor. Zaman zaman bu kişilikler insanda bazen derin yaralar bırakıyor. Şok etkisi yapıyor. Bence herkesi kendin gibi bilmekten kaynaklanan şoklar bunlar. Hâlbuki Allah akıl vermiş, düşünce vermiş; kimse kimseyle aynı olamaz. Bazen, ne kadar dikkatli olursak olalım, aldanabiliyoruz. Bu da hayatın bir cilvesi.

Her zaman dört dörtlük olamayız. Her zaman çok dikkatli olamayız. Dalgın, çok mutlu değil de bazen üzgün olabiliriz. Hepsi bizim için. Allah tüm duyguları bizim için yaratmış. Hikmetleri vardır. Bunu sakin kafayla söyleyebiliyoruz belki ama o duyguları yaşarken maalesef bu aklımıza gelmeyebiliyor. Örneğin bizi üzen bir durum yaşadığımızda, “Bunun da bir hikmeti var” diyemiyoruz. Diyebilseydik, herhâlde ermişlerden olurduk. Ama yaşanan bir olayın sonunda, belki bir süre sonra düşündüğümüzde, bu olayın neden bizim başımıza geldiğini, hikmetinin ne olduğunu, bize neler kattığını ya da bizden neler götürdüğünü anlayabiliriz. O zaman o olaydan dersler çıkarır, adımlarımızı ona göre atarız. Sonuçta hayat kalitemiz artar, belki hatalarımız azalır ve bir domino taşı etkisi gibi, yanlışlar az olunca üzüntümüz azalır, mutluluğumuz artar. Önce kendimize, sonra çevremize daha verimli olabiliriz. 

Dünya her bir bireyin yaşantısının işleyişiyle paralel iyileşir ya da kötüleşir. Kendimizi hiç hafife almayalım. Dünyayı değiştiren, geliştiren ve güzelleştiren bizleriz. Öyle ya da böyle, kaderimizde var olan günlerimizi tamamlayacağız. Allah’ın bize verdiği nefes sayısını tüketene kadar buradayız, sonrası sonsuz bir hayat. Bu dünyada var olduğumuz sürece en iyi, en doğru ve en güzel şekilde Allah’ın emir ve yasaklarına özen göstererek yaşamalıyız. Hatalarımız, yanlışlıklarımız ve pişmanlıklarımız elbette olacak ama nihayet Allah’ın huzuruna tövbe etmiş ve temiz bir şekilde çıkabilme ümidini taşıyacağız. Ümit olmadan yaşamamız mümkün değil. Bugün kötü bir gün geçirdiysek yarının böyle olmayacağına inanmalıyız. Kayıplarımız da olacak; sevdiklerimiz bir bir yanımızdan ayrılacak, Allah’a sığınıp ahirette buluşmayı ümit edeceğiz. Bir başarısızlık yaşadığımızda, bu bizim için bir basamak olacak, çıkıp geçeceğiz.

Hastalıklarla imtihan oluyorsak, çektiğimiz her acının günahlarımıza kefaret olduğunu düşünüp Allah’a hamd edecek, şifamızı O’ndan sabırla dileyeceğiz. Hiç ölmeyecek gibi bu dünya için ama yarın ölecek gibi ahiretimiz için yılmadan çalışmaya devam edeceğiz. Eyyub (as) sabrımız olmayacak belki ama ümidimiz her daim olacak. Karınca misâli su taşır gibi taşıyacağız ahiretimize sevapları. En azından o kutlu yolun yolcusu olacağız. Gerisini Allah’a bırakacağız.

Yaratılanların en şereflisi insanken, Allah-u Teâlâ meleklerden bile onu üstün kılmışken, biz kimiz ki kendimizi beğenmiyor, değer vermiyor, ruhumuza eziyet ediyoruz. Günahlar işleyerek o aydınlık kalplerimizi karartıyoruz. İnsanoğlunun kendi kendine yaptığı zulümleri saysak da bitiremeyiz. Artık silkelenip kendimize gelmeliyiz. Aynaya bakıp kendimize bir konuşma yapmalıyız. Derin uykulardan artık uyanma vakti!

Artık kör kuyulardan çıkıp güneşin doğuşuna, aydınlığa kavuşturmalıyız ruhumuzu. Tüm insanlık karanlıklardan aydınlığa çıkmalı. Kim nerede ne yapıyorsa en iyisini yapmaya çalışmalı. Kimsenin hakkına girmeden, dosdoğru ve tertemiz çalışmalıyız. Her daim ilimle meşgul olmalı, nerede ilim varsa onu almaya çabalamalıyız. Vicdanımızda ufacık bir sızıya sebep olan işlerden anında vazgeçmeli, bu ağırlığı ruhumuza taşıtmamalıyız. Attığımız her adım ve geçirdiğimiz her dakikanın hesabını vereceğimizi bir an olsun aklımızdan çıkarmamalıyız. Böylece yücelecek milletler ve böylece yüceleceğiz Allah katında.

Rabbim bizleri huzuruna tertemiz almayı nasip etsin. Sırtımıza kimsenin hakkını yük ettirmesin. Hiçbir kalpte yaraya neden olmayı, gözlerden akacak bir damla yaşa sebep olmayı, ömür boyu vicdanımızı sızlatacak olaylar yaşamayı nasip etmesin. Sevgiyle doldursun tüm yürekleri. Merhameti eksik etmesin bizlerden. Kalplerimizi yumuşatsın. Zira merhametsiz ve taş kalpli olmaktan Allah’a sığınırım.

Korkuyla değil, sevgiyle Allah’a bağlanan kullardan olmak dileğiyle…