Hayat devam etmiyor!

Acıysa acı, matemse matem, boykotsa boykot! Zulmü haykırıp mazlumun acısını dağa taşa yazmaktan, onlara el olabileceğimiz güne dek aynı sızıda buluşmaktan başka insanlık yolu bulunmuyor. Her şey bir yana, çocukların açlığı, özlemi ve sızısı dinene kadar hayat devam etmiyor!

6 Şubat 2023’te ülkemizin yaşadığı küçük kıyamet, yıkılıp enkaza dönen zeminlerden ülkenin batısına kadar gölgesi uzayan bir matemi serdi üzerimize. Toplu ölümlerin sancısı çok daha derin oluyor böyle…

Aslında ölümden ziyade, enkaz altında kalanların kurtarılmayı beklerkenki yorgun ümidi, Kahramanmaraş merkezli depremlerin ilk anından itibaren bizlerin de kalbini işgal etti. Enkaz bloklarının üzerinde ya da yamacında ailelerini bekleyenlerin kaygısı sindi ciğerlerimize. 14 milyon insanı doğrudan etkileyen, Türkiye’nin 11 ilini moloz yığınlarına boğan, 53 bin 537 kişinin hayatını kaybettiği, geride acılı ailelerin kaldığı, binlerce kişinin yaralandığı ya da sakat kaldığı iki büyük depremin ilk anından itibaren zaman, fikrimizde sekteye uğradı; günlük telaşlar, dünyalık hevesler, beklentiler rafa kalktı. Resmî olarak 7 gün yas ilân edildi ama hayatın normale dönüşü bir senenin ardından bile tamam olmuş değil.

Olacak gibi de görünmüyor.

Yıkılan binaların enkazları birer birer kaldırıldı. Şimdilerde depremzede ailelere yeni konutları teslim ediliyor. İlk günden itibaren hem Devlet, hem millet, yaraları sarmak için kolları sıvadı, el ele verdi. Herkes imkânınca elini taşın altına koydu. Gidenlerin geride bıraktığı devasa boşlukları kapatmaya kimsenin gücü yetmiyor yazık ki.

Ne var ki, Rabbin merhameti, acılı sinelerin yükünü hafifletiyor zamanla. Fakat bizim normale dönmemiz ve “Hayat devam ediyor” sloganıyla rutinlere, dünyevî telaşlara ve hayatın koşturmacasına yeniden adapte olabilmemiz çok da mümkün görünmüyor. Zaten dünya üzerinde süregelen zulümler, açlık ve acı her an devasa taş kütleleri olup iman tahtamız üzerine baskı yapmaktayken, acısı uzayıp giden böylesi yıkımlar ve kâinatı kuşatan mazlum çığlıkları, yaşamak eylemini asgarî gerekliliklere indirgiyor. Biraz daha fazlasını umabilmek bile insanı kendiyle kavgalı, kendine kırgın bir hâl içine sürgün ediyor.

Doğu Türkistan, Yemen, Afrika, Myanmar, Filistin… Biz daha asrın felâketinin yara izlerini kabuk bağlatamadan, hâlihazırda bütün varlığımızı yaralayıp duran darbelerin şiddeti de her geçen gün artıyor. 2023 Şubat’ında ocakları söndüren yıkımın açık yaralarını merhemle hafiletemeden, 2023’ün 7 Ekim’inde başlayan ve hâlâ devam edegelen bir saldırıyla tüm açık yaralarımız yeniden deşildi. Aslında 7 Ekim, 75 yıllık bir zulme başkaldırışın, zafere giden yolda atılan ilk adımın tınısıydı ama ABD ve İsrail’in haksız, hukuksuz, insana, çocuğa, hak sahibine zulmeden hayvanî saldırıları sonucunda ölen, yaralanan, paramparça olan, açlık ve susuzlukla bir başına bırakılan Filistinli kardeşlerimizin sancısı, zaten sekteye uğramış hayatlarımızı durma noktasına getirdi.

Bu bir yandan da insanlığın tesellisi, mânânın mahfazası olmalı ki hem ülkemizde depremler, darbe girişimleri ve benzeri eylemlerle akan kanın, hem de dünya üzerinde Müslüman kardeşlerimize ve mazlumlara lâyık görülen tıknefes hayatların sancısını duyabiliyor olmak ve hayatı bu acılara merhem olabilme, el uzatabilme ya da hiç olmazsa derdin sahibi kalplere müşterek bir sızıya temas edebilme katma değerine sahip olabilmek, kaybedilmiş nice değer arasında parıldayan mücevherler gibi göz kamaştırıyor. Bunca çöp yığını, dünyanın amiyane kaygıları yanında, dünyanın herhangi bir yerinde, herhangi bir millet ve inançtan insanların ahlarını işitebilmek, duyumun sadece kulaklardan ibaret olmadığı müjdesini zerk ediyor kalplerimize.

Çok şükür ki, Gazze’de çalınan hayatlar göz bebeklerimizi yakarken, bizler için hayat her zamanki gibi devam etmiyor. Çünkü bütün bu sızılar bizi teyet geçiyor olsaydı, ölen binlerce insanın yanında, derinlere gömülen asgarî insanî hissedişlerin de yasını tutmamız gerekirdi.

Çocuklar acıyla dağı taşı inletirken, birileri için hayatın en ufak bir kasise bile denk gelmeden tekdüze devam edebiliyor oluşu, dünyanın çöplük kokusunu üzerimize sindiriyor. Ama bir yerlerde kaynağından çıkan acıların bir başka yerde yudum yudum içiliyor oluşu, bir nebze olsun dünyaya anlam ve değer katıyor.

Şimdi bütün dünyada vicdanlı insanların aynı derde müşteri oluşu ve sıradan hayatlarına biraz da olsa ara verip mazlumlar için sesini çıkarma gayreti, çoktandır unuttuğumuz değerlerin filizlenmesinin umudunu ekiyor kalplerimize.

Rabbimden depremde kaybettiğimiz canlara ve Filistin’de hainlerin saldırılarında fâniye veda edip Bâki’ye kavuşan şehit kardeşlerimize rahmet diliyorum. Bütün bu acıların ve sancıların son buluşu için dua etmekten, mazluma el olmaya gayret etmekten, elimizden gelen ne varsa yapmaktan ve sesimizle, sözümüzle, kalemimizle zulmü dünyaya duyurmaktan başka yolumuz yok. Hiçbir şey olmamış ya da olanlar dinmiş gibi hayatın ömürlük rutinlerine geri dönüşümüz, insanlıktan istifa etmekten farklı olmayacak. Varsın zaman, hazin öykülerin ümide evrilmeyi bekleyen sızısında tükensin; ama kalbimiz, ruhumuz, sözümüz ve kalemimiz, bu sancılara sırt çevirmiş bir sığlıkta anlamı kaybetmesin.

Acıysa acı, matemse matem, boykotsa boykot!

Zulmü haykırıp mazlumun acısını dağa taşa yazmaktan, onlara el olabileceğimiz güne dek aynı sızıda buluşmaktan başka insanlık yolu bulunmuyor.

Her şey bir yana, çocukların açlığı, özlemi ve sızısı dinene kadar hayat devam etmiyor!