İSRAİL’in çok sevdiği… Yunanistan’ın bayıldığı… Kıbrıs Rumlarının dört kolla sarıldığı… Ermenistan’ın ayakta alkışladığı bir siyasetçimiz olduğu rivayet ediliyor. Diğer Batılı ülkeler de çoğunlukla pek sevmekteymiş. Kimdir? Araştırıyoruz. Bulursak haber veririz…
Çok konuşmayarak, bir bakıma “susma hakkını kullanarak” bugüne kadar gelen ve sustuğu için puan toplayan bir siyasetçimiz olduğu rivayet ediliyor. Onu araştırmaya gerek yok.
“Biliyorsan söyle âlim sansınlar, bilmiyorsan sus adam sansınlar” sözü bu devirde bile geçerli olabiliyor.
Tekrar olacak ama ziyanı yok, faydası var. “Et tekrarü ahsen, velev kâne yüz seksen”sözünü hatırlatalım öncesinde.
Bilge birine sormuşlar: “Bir kişinin ne kadar akıllı olduğu nasıl anlaşılır?” Demiş ki “Sözlerinden”…
“Ya hiç konuşmazsa?” diye sormuşlar. Bilge, köşe taşı gibi cevabı yapıştırmış: “Hiç kimse o kadar akıllı değildir.”
Varın şimdi konuşmamakla puan toplayan, itibar gören Mansur Bey’in ne kadar akıllı biri olduğunu hesap edin.
Askıda ekmek, askıda pide, askıda kahveyi bilirdik. Kısa süre önce Mansur Bey “Adaylığım askıda” dedi, onu da öğrendik. Akıllıca bir davranış. Bir şaibe dedikodusu gündeme geldiğinde de dürüst siyasetçiler üyeliğini askıya alırdı eskiden. Bazen görevinden istifa eden bile çıkardı.
Seçim yokken adaylık yarışına girmeyi mantıksız bulan kişi takdir edilmeli.
*
Pek uyanık tipler için söylenen bir sözdür: “Anasını boyayıp babasına satar.”
Konuyla ne alakası var? Hiç. Öylesine geldi aklıma. Ardından şunu hatırladım:
Yaşlı bir adamcağız çocuklarına ikide bir evlenmek istediğini söylüyor. Fakat adamın karısı hayatta. Çocukları, torunları bir formül düşünüyorlar.
Annelerini süsleyip yanına getiriyor ve “Sana uygun birini bulduk” diyorlar. Herkes memnun.
En önemli ayrıntı, adamın alzaymır hastası olması ve kırk küsur yıllık karısı dâhil kimseyi tanımaması.
*
Yakında CHP olağanüstü kurultay yapacak. Adaylar arasında eski Başkan Kemal Bey de var. Özgür Bey ile çekişecek. Şenlik gibi bir şey olacak. Evlere, işyerlerine, boş yerlerine, dış temsilciliklere velhasıl her yere şenlik sayılır. Ve biz yine “Benim oğlum bina okur, döner döner yine okur” sözünü hatırlayacağız.
Önceki kurultayın şaibeli olduğu iddiası, dışarıdan değil parti içinden kaynaklandı başından beri.
“Delege ağalığı” diye bir tabir duyduk son zamanda. Amele dayılığı gibi bir şey olsa gerek. (Tarla veya inşaat sahibinin işinde çalışacak ameleleri organize eden ve onların yevmiyelerinden pay alan kişiye “Amele dayısı” denirdi. Evvelce böyle bir uygulama vardı. Bakmayın şu sıralar işçi, usta, çırak bulmanın zorluğuna.)
Uyduruk, göstermelik, formalite icabı bile görülmeyecek sandık müsameresinden elbette tek aday çıkacak. Giren tek adaysa, çıkan da tek olmak zorunda.
Müsamere sonrasında E.İ.’nin “aday” olacağını sanıyor bazı partililer. “Aday adayı” deseler bir derece mantıklı.
Tek adaylı yoklama için (kendileri ön seçim diyor) 5600 sandık kurulmuş.
On milyon oy pusulası basılmış. Sandıktan on beş milyon oy çıkmış. Doğru mudur, yakıştırma mı? Pek fark etmez. Ne sihirdir ne keramet. Sandığın bereketi.
Bir diğer ayrıntı: Sandıklar saat 19.00’da kapanıyor, bir saat sonra sonuç açıklanıyor. Ne güzel! Sürat çağındayız!
Hız sınırını aşınca polis ceza yazar ama burada öyle bir durum söz konusu değil. Kim, ne cezası yazacak?
Seçime üç buçuk sene varken ortaya fırlayıp ben adayım diyene sorulacak tek soru vardır: “Hangi ada?”
Öyle ya, Heybeli mi, Kınalı mı onu da demesi gerekir.



