Halk suikastları devrine hoş mu geldik?

Devir Türkiye için yeniden, nitelikli suikast değil, halk suikastları işleme devrine evirilmiştir. ABD’deki George Floyd’dan Konya’da bir aileye karşı yapılan katliama, sonrasında da Altındağ’da yapılanlarla gelinen eşiğin tehlike boyutu ortadadır. Ayrıca belli ki yeniden John F. Kennedy’den George Floyd’a indirilen suikast kalibresi, toplumların da en küçük olaylardan dahi kolaylıkla yönlendirilebileceklerini göstermektedir.

2021’in Eylül’ündeyiz. 12 Eylül Darbesi’nin üzerinden 41 yıl geçti. 39 yıldır da bu darbenin ürünü olan Anayasa ile idâre ediyoruz. Hani şu “Nasılsın?” diye sorulunca “İdâre eder” denir ya, öyle işte!

Dönemin şehitlerini rahmetle yâd edelim öncelikle. Fakat 12 Eylül hakkında bizzat failleri tarafından “şartların olgunlaşması” itirafı nedeniyle yapılacak ilk tahlil, halkın birbirine düşman hâle getirilmesi noktasında olacaktır sanırım.

Daha evvelinde siyâsî suikastlara şâhit olan Türkiye, 12 Eylül öncesinde sıfatı “siyâsî suikast” görünen ancak ne yanından bakılırsa bakılsın ismi “cinâyet” olan olaylar yaşadı. Belli ki birileri, halk üzerinde sosyolojik plânda yeni bir deneye girişerek bir “seri halk suikastları” devri başlatmıştı.

Her cinâyet, peşinden intikamı alınması gereken bir ivmeyle büyüyen kan dâvâsına yeni boyutlar katıyordu.

Darbenin gerçekleşmesi ile birlikte plân nihâyete ermiş ve her taraf sütliman olmuştu. Niteliği “kan dâvâsı” hüviyetine bürünen tarla, bundan sonraki ekinini hâfıza ve o hâfızanın işlendiği nesil olarak verecekti. 

Tarihteki suikastların fikrî temellerinde sadece bir kimsenin canına kastetmenin olmadığı malûmdur. Bu noktada her suikast, doğru zamanda doğru hamle ile yürütülür. Hedefe alınanın bu anlamda kritik bir isim olması önemlidir. 12 Eylül 1980 öncesine bakıldığında görülecektir ki, her cinâyet bir suikasttır. Zira genel plânda bir iç savaşın çıkması için her şey hazırlanmış ve bu mânâda başarıya da ulaşılmıştır.

Darbeyle birlikte biten sürecin ardından yaşanan toparlanma devrinin söz konusu halk suikastları devrini de bitirdiğini, ancak Türkiye’de yeniden özel ve nitelikli suikastların uygulamasını başlattığını görürüz. Bu plânda 1992-1996 ile 2002-2009 yılları arasındaki iki özel devri tartışmak mümkündür.

Nitelikli suikastlar ile halk suikastları arasındaki en özellikli farksa şudur: Nitelikli suikast, domino taşı etkisiyle önünü alıp götürürken toplumda süslü bir gösteri hâfızası oluşturur ama söz konusu nitelikteki suikastın ardından oluşabilecek intikam hissi ancak ferdî plânda kalır. Fakat bir halk suikastı sonrasında oluşabilecek intikam hissi kolektiftir. Her iç savaş pratiği bu sonucu göstermiştir.

Türkiye’de ve Dünya’da, son yıllarda oldukça fazla nitelikli suikastın yanında halk suikastlarına da şâhit olundu. Fakat ismi “suikast” olup da Dünya ve de Türkiye kamuoyunun eylem hakkında konuşurken bir alt başlık açtığı görülmedi. Fakat bir iki örneğe baktığımızda, alt başlıkları görmek mümkün.  

Meselâ ABD vatandaşı George Floyd’un bir ABD polisi tarafından katledilmesini bir halk suikastı olarak değerlendirmek gerekir. Zira Floyd’un intikamı hususunda geliştirilen kolektif reaksiyon, ABD’de Trump döneminin ilk “İç savaşa neden olur mu?” sorusunu sordurmuştur. Hâlbuki ABD tarihinde, başta Abraham Lincoln ve John Fitzgeral Kennedy gibi “başkanlar” olmak üzere yüzlerce nitelikli suikast kayıtlıdır ve Bağımsızlık Savaşı sonrasında hiçbiri iç savaş işâreti vermez. Hattâ bu tür nitelikli suikastların özelliği, iç savaş gibi daha kaotik durumları ortaya çıkmadan zihinlerden silmesidir.

Türkiye’de ise düzensiz göçmenler, göçmenler, mülteciler ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan yabancılar üzerinden geliştirilen ve ismi (bir zamanlar Dünya’nın neresinde yaşarsa yaşasın her Türk gurbetçinin “Alamancı” sayılması gibi) “Suriyeliler” ve şimdilerde biraz da “Afganlar” olan sorun, bir halk suikastı plânıyla pik yaptırılmıştır. Taciz, tecavüz, kaçırma gibi yalanlarla pozisyon almaya itilen toplum, en son Ankara Altındağ’da, deneyin son aşamasına “olumlu” notunu kaydettirmiştir.

Devir Türkiye için yeniden, nitelikli suikast değil, halk suikastları işleme devrine evirilmiştir. ABD’deki George Floyd’dan Konya’da bir aileye karşı yapılan katliama, sonrasında da Altındağ’da yapılanlarla gelinen eşiğin tehlike boyutu ortadadır. Ayrıca belli ki yeniden John F. Kennedy’den George Floyd’a indirilen suikast kalibresi, toplumların da en küçük olaylardan dahi kolaylıkla yönlendirilebileceklerini göstermektedir.

Bu oyunu bozmak için var gücümüzle çalışacak; bir olacak, iri olacak, diri olacak ve diri kalacağız!