Halep’te Türk bayrağı, Emevi Camii’nde namaz!

Türkiye, Türkiye’de yaşayan bazı küçük kafalıların gördüğü ve anladığından daha büyük bir ülke. Hepimize düşen, ülkemizin büyüklüğüne yakışır bir düşünme tarzı geliştirmek…

TÜRKİYE’nin en uzun kara sınırına sahip komşusu Suriye 2011’den beri iç savaşa, terör örgütlerine, küresel aktörlerin vekalet savaşlarına ve despot yönetimin katliamlarına sahne oldu. Rejim karşıtı halk başta Türkiye olmak üzere başka ülkelere göç etti. Savaştan en çok zararı da Türkiye gördü. Türkiye’de de demografik anlamda bir “Suriyeliler” meselesi oluştu. Bir iç politika malzemesi hâline gelen bu mesele partilerin politikalarında ve seçim vaatlerinde yer aldı. Terör örgütü PKK’nın ve onun Suriye’deki uzantılarının Suriye’deki istikrarsızlıktan yararlanmaya yönelik hamleleri ise Türk Silahlı Kuvvetleri’nin müdahaleleri ile kısmen engellendi. 

8 Aralık 2024 tarihi ise Suriye için dönüm noktalarından birisi oldu. Türkiye’nin de destek verdiği ve uzun süredir hazırlık yaptığı anlaşılan Millî Suriye Ordusu bir harekât başlattı ve Şam’a kadar ulaştı. Beşar Esad’ın Rusya’ya sığınmasıyla 60 yıllık despot rejim son bulmuş oldu.

Rejim devrilmeden önce gördüğümüz manzara şu idi: Beşar Esad rejimi Suriye’nin ana kısmına hâkim, Rusya hava savunma sistemiyle, uçaklarıyla ve diğer askerî güçleriyle rejimin yanında ve ona kimse dokunamaz. Suriye’nin doğu tarafı DEAŞ gibi uyduruk bir terör örgütünü ortadan kaldırmak için bölgede bulunan ABD askerleri ve onların desteklediği PKK (YPG) terörünün kontrolünde. Muhalifler karşısında İranlı milislerin olduğu gruplar var, onlar da bölgede söz sahibi ve amaç Sünni nüfusa geçit vermemek. Bir de terör örgütlerinin yayılmasını kontrol etmek ve sınır güvenliğini sağlamak amacıyla belli bölgeleri tutan Türkiye var. Şimdilerde yönetimi devralan ve önceden “Suriyeli Muhalifler” olarak adlandırılan gruplar ise Türkiye tarafından destekleniyor.

Gördüğünüz üzere karmaşıklığı stabil hâle gelmiş bir ülke manzarası. Ve böyle bir manzarada herkes Esed’in (rejimin), Rusya’nın, ABD’nin, biraz da İran’ın ana aktör gibi göründüğünü düşünüyor. Türkiye’yi ise kimse bir aktör olarak görmüyor, hatta içimizdekiler bile! Türkiye son zamanlarda birkaç kere Esed’e görüşme teklif etti ancak bu karşılık bulmadı. 11 Kasım 2024’teki İslâm Konferansı Teşkilatı’nda Beşar Esed konuşmaya başlayınca Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın salondan ayrılması aslında Türkiye’nin Esed’e uzattığı ele dair bir umudunun kalmadığının ve Esed’in artık gözden çıkarıldığının bir göstergesiydi.

Şöyle geçen 13-14 yıllık süreye baktığımızda, kısa vadede çok sorunlu gibi görünen Türkiye’nin Suriye’ye yönelik politikalarının ne kadar doğru bir strateji olduğunu daha iyi anlayabiliyoruz.

Türkiye’nin Suriye konusunda elini en çok güçlendiren mesele milyonlarca Suriyeliye ev sahipliği yapmış olmasıdır. Evet, bunun bir toplumsal ve ekonomik maliyeti olmuştur ama Suriye’de Türkiyesiz bir adım atılamayacağına da bir gerekçe olmuştur. 

Türkiye’nin, içerisinde Türkmenlerin de bulunduğu Suriye’nin gerçek sahiplerini uzun zamandır desteklemekle ne kadar isabetli bir iş yaptığını şimdi daha iyi anlayabiliyoruz. Yine Türk Silahlı Kuvvetleri’nin terör örgütünün hayallerini suya düşüren hamleleri şimdi daha anlamlı görünüyor.

Türkiye, bazı ufuksuz siyasetçilerin yaptığı gibi, “Suriye’de ne işimiz var?”, “Suriyeli istemiyoruz” gibi çapsız politikaların dümenine girmiş olsaydı, bugün orada İsrail’e payanda olacak bir terör devleti kurulmuş olurdu. Karanlık güçler bu emellerinden elbette vazgeçmeyecekler ama Türkiye’nin bu tür durumlara karşı eli hayli güçlü. Yeni Suriye’de en etkili aktör Türkiye olacaktır ve olmalıdır.

Çoğumuzun beklemediği, uzun süredir hazırlanan bir planın uygulaması olduğu anlaşılan son olaylar Türkiye’deki bazı siyasetçileri ya da yazarçizer takımlarını da şakına çevirdi ve içimizdeki düşmanları daha da görünür yaptı.

Halep’in düşmesiyle bir kaleye Türk bayrağı asılmasına gösterilen tepkiler bunlardan birisiydi. Normalde böyle bir durumdan kimin rahatsız olması gerekir diye düşündüğümüzde aklımıza Beşar Esed, Rusya, ABD, PKK/YPG ve İran geliyor. Çünkü bölgede bunların her biri işin bir tarafında ve Suriye’nin bu hâle gelmesinden sorumlu. Herhangi bir Türk vatandaşı bundan rahatsız olur mu ya da TBMM’deki bir milletvekili? Veya Türk medyasından bir gazeteci? Türkiye’nin bazen kendi varlığı için tehdit olan düşmanlarına hiçbir ülkede göremeyeceğimiz kadar toleranslı davrandığını düşünüyorum. 

Suriye’nin farklı bölgelerinde yıllardır görülen Rus, ABD bayraklarına, PKK/YPG paçavralarına ses çıkarmayanlar birkaç yerde Türk bayrağı görünce deliye dönüyorlar. Böyle zamanlarda bilinçaltları ortaya çıkıyor ve asıl dertlerinin neler olduğu anlaşılıyor.

Muhalifler ilerledikçe sanki kendi ellerindeki rejim gidiyormuş gibi tutuşan çapsızlara ne demeli? Esed’in kendisi bile kendinden umudu kesmiş, ülkeden kaçma planı yaparken bizimkilerin derdine ne demeli? Türkiye’yi kimsenin artık hesaba katmadığı bir diktatör ile muhatap olmaya zorlamak basiretsizlikte hangi seviye acaba? Sanki Esed onların sigortası, o düşünce her şey berbat olacak!

Hem içerideki birtakım ucube siyasetçileri ve küresel etki ajanlarını rahatsız eden hem de dışarıya karşı bir meydan okuma içeren ve derin stratejik bir hamle olan diğer bir olay da İbrahim Kalın’ın Emevi Camii’nde kıldığı namaz ve arkasından yaptığı dua idi. Bazıları bu görüntü ile çıldırmış gibiydi. “Bu namaz o namaz değil!”, “Bu namaz başımıza iş açacak”, “Orada kılınan namaz neden kutsal olsun!” gibi sığ ve basit değerlendirmeleri bir tarafa bırakırsak Türkiye bu görüntü ile İsrail, ABD, Rusya, İran ve PKK’ya karşı bir meydan okuma yaptı. 

Netice olarak, Suriye’de Türk bayrakları, Türkiye’nin etkisi, Emevi Camii’nde kılınan namaz gibi görüntülerin sembolik değeri çok yüksek. Son yaşananlara bakıldığında Türkiye, bu stratejinin neresinde, belki bunu tam olarak bilmiyoruz. Ama bir dikta rejimi sona erdi, Türkiye’nin eli güçlendi, Suriye’nin barış, istikrar ve huzura kavuşma ihtimali arttı ve bu da bizim lehimize bir durum. Ama bizimkilerin derdine bakın, Esed gidince elindeki oyuncak alınmış çocuk gibi moralleri bozuldu. Aşağılık kompleksli yazarçizer takımını, küresel güçlerin etki ajanlarını, Türkiye’de yaşayıp Türk düşmanlığı yapan bölücü hainleri, siyaseten bize zarar verecek diye düşünen çapsız siyasetçileri bir yana bırakın olan bitenler ülkemizin ve Müslümanların lehine görünüyor.

Uzun vadeli sonuçları da bu minvalde devam eder inşallah. Türkiye, Türkiye’de yaşayan bazı küçük kafalıların gördüğü ve anladığından daha büyük bir ülke. Hepimize düşen, ülkemizin büyüklüğüne yakışır bir düşünme tarzı geliştirmek…