Hak, İlâhî bir nimettir

Türkiye, NATO ülkesi olsa bile Batı için bir gelecek tehdidi olarak tanımlanıyor. Bu algıyı zaten biliyoruz. Suriye’de bunu açıkça gördük. Ege ve Akdeniz’de gördük. Karabağ’da gördük. PKK, FETÖ meselesinde gördük. Bu tehditlerin tamamının ABD ve Avrupa kaynaklı olduğunu gördük. Batı, Rusya’yı dize getirirse ikinci adım olarak doğrudan Türkiye’ye yönelecek...

GÜÇLÜ olanın haklı olduğunu söylemesine delâlet saik, onların dünyasında “Güçlüyüm, öyleyse haklıyım” anlayışıdır. Cici demokrasi havarisi zalim ve kan dökücü güce tapan tiranların, firavunların, paganların işgal edip yutmak istedikleri veya gözlerine kestirdikleri devlet ve bölgelerin ahvalini yakın tarihin zaman tünelinde bir yolculuk yaparak görmek mümkün.

Beşeriyet düşmanı katillerin bundan yıllar önce nasıl Şimal-i Afrika ve Sahra Altı Orta Afrika’da, Çad’da, Mali’de, Cezayir’de, Ruanda’da, Türkistan’da, Kırım’da, Irak’ta, Afganistan’da, Suriye’de Libya’da ve Azerbaycan’da ettiklerini gören insanlık ailesi, en son Rusya’nın Ukrayna’daki işgaline hayret etmemesi gerekir.

Güce tapan emperyalist iki kutuplu dünyada, yıllarca iki kutuplu mihverin hengâmesinde kimin kiminle beraber olduğunu, hangi ülkede kimi hainlerin bilindik yardımları ile mazlumların gözyaşı ve ahını, emperyalizmi din hâline getirenlerin serencamını naçizane kaydedelim, not düşelim istedik.

Yirminci yüzyıla gelindiğinde, dünyanın en büyük devletlerinden biri olan Osmanlı Cihan Devleti, mukadderatın, İlâhî sırrın tecellisi ile tarih sahnesinden o günkü şartların neticesinde çekilmek zorunda kalmıştır. Emperyalist Batı, tarihinin en yıkıcı savaşları olan iki dünya savaşı neticesinde sistemi bir evrilme dönemine sokmuş, diğer yandan da Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) milletlerarası sistemin başaktörü konumuna gelmesine yol açmıştır. Bu yeni durum, iki kutuplu milletlerarası sistemdir. Yani ABD ve karşısındaki Sovyetler, birbirlerine karşı üstünlük sağlamak için, doğrudan, karşılıklı silahlı sıcak bir çatışmaya girmeksizin -doksanlı yılların sonuna kadar- başka devletleri veya grupları kullanarak yerel çatışma, bölgesel savaş, iç karışıklık, rejim ihracı, ideolojik propaganda ve kışkırtmalarla kendi görüş ve çıkarlarını yayarak devamlı silahlanma ile gerginlikler yürütmüşlerdir. Böylece zoraki denge ve korku politikaları, Soğuk Savaş ortamını ve dönemini oluşturmuştur. Bunun özünde, iki süper gücün kendi sosyo-politik düzen ve modelini dünyaya dayatma gayreti ve mücadelesi vardır.

“Soğuk Savaş’ın soğukluğu” tartışmasının yanı sıra en az sıcak savaşlar kadar ciddî sonuçlar doğurduğu da bir gerçek olarak ortaya çıkmıştır. “Sovyet” sistemi, tam devletçi ekonomik düzen (kolektivizm) ve tek siyasal görüş ile otoriter komünizm düzenini uygulayıp savunmuştur. SSCB, Doğu Avrupa’da işgal yoluyla, Asya ve Afrika’da ise ihtilâller ve iç savaş yoluyla geçici kısmî başarılar sağlamış ve böylece komünist devletlerin doğuşuna yol açmıştır. ABD ise, kapitalizm ve serbest ekonomik düzen ile kendi ekonomik düzenini, demokrasi ve çoğulculuk ile kendi siyâsî sistemini savunarak dünyaya yaymaya çalışmış, bu nedenle de komünist sistemlere karşı gelerek mücadele etmiştir. Bunun için Kore ve Vietnam’da sıcak savaşlara girmişse de sonu hüsran olmuştur. Afganistan, Irak ve Suriye işgalleri ise tek kutuplu ABD’nin marifetlerinden (!) olup ayrıca bahse değer birer konudur.

Bize göre yine kurt ile kuzu hikâyesinde olduğu gibi, Dünya Savaşı sonunda oluşturulan BM’de de karar mekanizması, o savaşın galibi sayılan 5 ülkenin kabul veya reddine göre şekillenir. Bu 5 ülke ABD, İngiltere, Fransa, Rusya ve Çin’dir. Bu beşli zorba devletten İngiltere, Fransa ve Rusya’nın cemaziyelevvelini bilenler unutmazlar da inşallah.

Hatırlatalım ki, Osmanlı Cihan Devleti’nin topraklarını payümâl edip bu topraklarda yaşayan ahalinin rızası hilafına kurdukları düzen ve Şerif Hüseyin’in ortaklığı ile çizilen cetvel devletlerin serencamı, Sykes-Picot Anlaşması’nın bir özetidir. Konunun gönlümüzdeki hicranı ve olanların hâl-i pürmelâli malûmdur. Birinci Dünya Savaşı’ndan önce Osmanlı Devleti’nin tasfiyesi konusunda anlaşamayan İtilaf Devletleri, savaş esnasında da bir iş birliği sağlayamadılar. Birinin elde ettiği başarı diğerleri için hoşnutsuzluğa yol açıyor, her devlet, diğerlerinin istilâsına karşı kendi nüfuz bölgesini titizlikle koruyordu. İngiltere ve Fransa’nın Çanakkale’den yeni bir cephe açmaya karar vermesi, Boğazlar üzerinde tarihî emelleri olan Rusya’yı telaşlandırdı. Akabinde Müttefiklerinin İstanbul’a yerleşmesinden endişe eden Rusya, Boğazların kendisine verilmesini istedi (4 Mart 1915).

Aralarında bir anlaşmaya varmadan bu kadar önemli bir bölgenin Rusya’ya bırakılmasını doğru bulmayan İngiltere ile Fransa, Rusya’nın İttifak Devletleri ile anlaşması tehlikesini göze alamadı. İngiltere, Osmanlı toprakları üzerindeki taleplerinin yerine getirilmesi şartıyla Rusya’nın isteklerini kabul edebileceğini bildirdi (12 Mart).

Yaşadığımız tarih diliminde Sykes-Picot’un mucidi (!) emperyalistlerden İngiltere ve Fransa, eski güçlerine kıyasla geride duruyor gibi yapsalar bile özellikle Fransa’nın Şimal-i Afrika ve Sahra Altı Afrika’daki kirli ve sömürgeci politikaları devam ediyor. Diğer müttefikleri Rusya ile aramızda kimi zaman farklı tasavvur ve hedeflerimiz olmakla beraber kimi enerji ve silah sanayiinde ortaklık veya koordinasyon yaptığımız konular mevcuttur. Ancak ne biz dünü unutacağız, ne de Ruslar Deli Petro’nun hayâlinden vazgeçiyorlar.

Ukrayna’nın işgali, sıranın SSCB’den ayrılan Türk cumhuriyetlerinde olduğunun işaretidir. Bu kanaat, isabetli ve gönüllerde akis bulan bir görüştür. Meselenin künhüne bakılırsa, aslında Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmeye çalışması, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra emperyalistlerce kurulan düzenin yıkılmasından olsa gerektir. Ortak bir kanaate göre, dünyanın merkez güçleri yeniden şekilleniyor. Batı, yüzyıllar sonra ilk kez kendi coğrafyası dışından çok büyük tehditlerle yüzleşiyor. Batı’nın bir daha tek başına küresel düzen inşâ etme imkânı kalmadı. Bu durum büyük kırılma ve değişimlere yol açacak, çok ciddî bölgesel çatışmalarla kırılgan alanlar oluşacaktır.

ABD ve İngiltere, savaş öncesi Rusya’yı bu işgal girişimine âdeta provoke etti. Bu konuda çok sayıda gerekçe ve ihtimâl sayılabilir. Ama iki ülkenin de Rusya ile bir hesaplaşma içine girdiği, bunu Ukrayna üzerinden denediği aşikâr. Daha önce Kazakistan’da denedikleri iç savaş girişiminin de aynı niyetle çıkarıldığı ortada.

Savaş Ukrayna’da olsa da çatışma Rusya ile Avrupa-ABD arasındadır. Dolayısıyla Batı’nın Rusya’ya ağır yaptırımlarını, baskılarını, onu dünyadan tecrit etmesini, ekonomik olarak felç etmesini, Ukrayna içinde örtülü operasyonlara başlamasını, açıktan silah sağlamasını, hava sahasını Rusya’ya kapatmasını Doğu-Batı, Avrupa-Rusya savaşının ilk aşaması olarak göreceğiz.

Yaşananlar bir nevi “vekâlet savaşlarının” Orta Doğu’dan Avrupa’ya taşınacağı görüşünü haklı çıkarmaktadır.

Türkiye, NATO ülkesi olsa bile Batı için bir gelecek tehdidi olarak tanımlanıyor. Bu algıyı zaten biliyoruz. Suriye’de bunu açıkça gördük. Ege ve Akdeniz’de gördük. Karabağ’da gördük. PKK, FETÖ meselesinde gördük. Bu tehditlerin tamamının ABD ve Avrupa kaynaklı olduğunu gördük. Batı, Rusya’yı dize getirirse ikinci adım olarak doğrudan Türkiye’ye yönelecek. Bunu görebilmek için yüzlerce senaryo yazmaya gerek yoktur.

Batı bu plânla Türkiye’yi küçültme yoluna gidecek. Yeniden vesayet altına alacak. İçeride siyaseti dizayn etmekle kalmayacak, Türkiye’ye yeniden biçim vermeye çalışacak (formatlayacak). Bizim için büyük tehdit burada beklemektedir.

Netice olarak, unutulmaması gereken husus, ABD ve Avrupa tarafından tezgâhlanmaya çalışılan Türkiye-Rusya savaşının iki ülkeyi de küresel denklemden çıkaracağıdır. İki ülkeyi de parçalayacaktır böyle bir savaş. Böylece Batı, iki tehditten aynı anda kurtulmuş olacaktır. Sadece bunu bilerek, olayların arka yüzünü iyi okuyalım. Tecrübe ve binlerce yıllık mazimizle Haçlıların bize biçtikleri rolün ne olduğunu bilelim ve inşallah hata yapmayalım.

Türkiye’nin bu güç çatışmalarını kendi ihtiyaçlarına göre kullanması gerekiyor. Güneyde, batıda, kuzeyde ne gerekiyorsa yapılmalı. Türkiye kadim devlet aklı ve cihanşümul tasavvuru ile burada da büyük bir basiret örneği gösterecektir. Büyük devlet olmanın şecaati ve duruşu sergilenecektir inşallah.

Vesselâm…