Bin yıl hayali yerle bir oldu
BİNLERCE insanı fişlediler, binlercesinin okuma hakkını zorbalıkla çekip aldılar. Bu İslâm coğrafyasında Müslümanca yaşamanın bedelini ödettiler. Başkan Erdoğan’ın da söylediği gibi, suçlular dururken sarığı, cübbesi, baş örtüsü olanları kovaladılar. Sanık kürsülerine, iman etmek suçuyla masumları çıkardılar. Bunları yaparken öyle kendilerinden eminlerdi ki bugün birçoğunun dünyada ve bazısının da ebedî istirahatgâhta hesap vermiş ve verecek oluşunu ön görememişlerdi. Zalimlerin en büyük ortak özelliği de budur ya… Yaptıkları zulmün hissettirdiği iktidar histerisi, onlara öyle haz verici bir cesamet halüsinasyonu tasarlar ki kendi acı sonlarını görebilecek zihinsel bir berraklığa hiçbir surette erişemezler.
Batılı istinat duvarlarına yasladıkları sırtlarında, şimdi hesap gününün ağırlığını taşımaları elbette bir nebze de olsa 28 Şubat mağdurlarının kalp sancısını hafifletmetke. Ama bugün durduğumuz yerden geriye bir pencere açıklığından göz süzmekle o gün yaşanan kırılganlığı tarife ve telafiye muvaffak olamayız.
Yine de hiçbir zaman unutmadan ve unutturmadan zalimi ve zulmünü küçük not kâğıtlarından şatafatlı afişlere kadar gözlere ve kalplere transfer etmek gerek.
Zira “ikna odaları” adıyla literatüre geçen ruh baskılama yoluyla başlatılan işkence türevinin unutulması demek, uyuyan şer odaklarının hayâline bir adım daha yaklaşması anlamını taşır. Ne zalimane bir uygulamadır ki bu İslâm beldesinde, insanlar inancına münasip yaşadıkları ve bu ülkenin insanı olarak bu ülkenin okullarında eğitim görmeyi talep ettikleri için toplu bir psikolojik kıskaca tabi tutuldular.
Bunlar yaşanagelirken ne kadar acı ve yüz karasıysa -eylem sahipleri için-, şimdi de tarihin kara sayfalarında yerini almış birer utanç vesikasıdır.
Şimdilerde bedel ödeyen zalimleri görmek, en azından hakkın yerini bulması serinliğini ülkenin zeminine indirdi. Zira bir beldede haksızlıkların önüne set çekilmez, hak yiyenler bedel ödemezse, zeminin yangın yeri olacağı ve bu yangında bütün unsurların ateşten payını alacağı ve herkesin hissesince etrafa yanık izleri bırakacağı aşikâr…
28 Şubat’ın ülkemize verdiği zarar sadece ruhlar ve zihinler üzerinde gerçekleşmedi elbette.
“İnsanı yaşat ki Devlet yaşasın” düsturundan hareketle, toplumun kan damarlarını tıkamak, beyne pıhtı attıracak kadar ölümcül bir hasardı.
Toplumsal baskının, diktenin ve postmodern darbenin uzantı dosyaları halkın her bir cüzde bu zulmü acı acı deneyimlemesi anlamını taşıyordu. Beli bükülen ekonomimizi mi yaramızdan sayalım, zaten sürekli harlanan kutuplaşmaların zirveye çıkışını mı bu yıkımın hasar tespitine dâhil edelim yoksa ziyan olan nesilleri nice âlimin yolunu kesen zorbalığa mı ah vah edelim?
Bu ülkeye verdikleri zarar bugün hâlâ nesilden nesile akan bir DNA gibi içimizde volta atıyor.
Devletin şefkatli eli darbecilere ve darbe ruhlu piyonlara dokunduğundan bu yana bu ülkede hakkın hak sahibine teslim edildiği, hak yiyenin bedel ödediği cennetten devşirme bir çağa girdik. Tabii kıymet bilene…
Oy cezası
Hazır mevzu tam da bu mihraka sızmışken bu mevzuda da birkaç kelam etmeli. Belediye seçimlerinde AK Parti’ye ve Cumhur İttifakı’na ders vermek isteyenlerin dolaylı yoldan doldurduğu kap, Müslüman mahallesinde Müslümanı yok saymaya yeminli zihinlerin Batı’dan ithal kabından başkası değildi. Şimdi çöp kokan sokakların, el yordamı olmadan hareket edemeyen otobüslerin, sürekli bozulan yürüye(meye)n merdivenlerin, çeşmelerden akan kirli suyun ve çok daha fazla kaybın müsebbibi kim?
Suriye’deki zalim rejimin devrilmesinde Türk Devleti’nin kadim gayretini görmeyenler, Gazze’nin felahına giden yolda atılan devâsa adımları sezmeyenler, defaatle ekonomimiz üzerine oynanan oyunlara rağmen yükselen refahı hesap etmeyenler ve daha da vahimi sadece cebinden eksildiğinde “Ben doğruya doğru, yanlışa yanlış derim” diye ortalıkta gezen doğrucular(!), Devlet’e ders vermenin geçici iç gıdıklayıcı neşesinde avunabilirler; ama belediyelerin içine sızdırılan terör iltisaklı ellerden ve dahası iktidarda yapmayı arzu ettikleri “İslâmsızlaşma” projesinin ön adımlarını çeşitli kurum ve kuruluşlarda icra etmeye yeltenenlerden sorumlu olduklarını da bilmekle yükümlüler.
Devlet mercilerinde bir iyi hareketin yıkımı için birkaç art niyetli sızıntı yeter; ama bir is kokulu lekenin çıkartılması uzun yıllar boyu mümkün olmayabilir. Zira şer, bulaşıcı, leke bırakıcı ve ön yıkama programları ile ikame edilemeyen bir katrandır. Bazen ceza ve ders verme usullerinin asırlık yıkımlara sebebiyet verdiğini de akılda tutmak gerek.
Terörsüz Türkiye
Devlet ve millet birliğini hasara uğratmaya, ekonomik şahlanışı, yerli ve millî üretimi sekteye uğratmaya, bölgesel iktidarı engellemeye, refah düzeyini belli limitlerin altında tutmaya, coğrafî kazanımları kaybettirmeye ve uluslararası ilişkilerde el zayıflatmaya yönelik en geçerli yol olarak kullanılan terör, çeşitli adlarla hem içimizde hem de yakın coğrafyada sürekli kan kaybına sebep oluyor. Türkiye’nin erkini terörle törpülemek demek, ülkenin bütün menfaatlerini elinden almak ve dışa bağımlılığı tesis etmek yolunda bir düşman stratejisi olsa da Orta Doğu’da Türk Devleti’nin elini kolunu bağlama yolunda da son derece kullanışlı bir yol.
Biz nice vatan evladını terör belasında kaybetmiş ve bu yarayı uzun yıllardır derinden hisseden bir millet olarak, terörsüz Türkiye yolunda atılan satranç hamlelerinin ve askerî müdahalelerin ne raddede önemli olduğunu biliyoruz. Terörün bitmesi fiilinde “nasıl” sorusunun cevabına müşteri olan ancak Devlet mekanizmalarıdır. Çünkü bizim okuduğumuz resimde sadece Devlet ve Devlet’e karşı silahlanmış bir terör örgütü pasajları olsa da derinlerde çok daha girift bağlar bulunduğu hakikat. PKK’nın besleyici damarlarının nerelerde olduğunu, hangi besin maddeleriyle semirildiğini, hangi aracı örgütlerle desteklendiğini ve çok daha kompleks verileri devlet organlarının saptadığı hakikatini görebilenler, “Her şeyi ben bilirim Devlet bilmiyor” sanrısından da kurtulacaklardır.
Şimdilerde Başkan Erdoğan ve Sayın Devlet Bahçeli’nin hem gizli hem aşikâr terör unsurlarını bitirmeye yönelik başlattığı hareket, sadece günü kurtarmaya yönelik değil, asırlar boyu bu topraklarda planlanan bütün terör eylemlerini, darbeci yapılanmaları ve yükselişi hasara uğratacak tüm gizli düşmanlıkları kökünden kazımaya yönelik bir reçete.
Aslında bilen biliyor da, bilmemek işine geliyor. Bir teröristin itirafını almak ne kadar terörü bitirmeye yönelik aklî bir adımsa, bir teröristin ağzından diğer teröristi bertaraf etmek de son derece akli ve vicdanî bir tariktir…



