Giyinmek ya da kuşanmak

Kanlı devrimlerle kabul ettirilen Batılı giyim tarzı, ilerleyen dönemlerde artık uygarlık, çağdaşlık ve gelişmişlik ölçüsü olarak görülmüştür. Önemi ve etkisi toplumun üzerinde büyük olduğu için şapka ile başlayan ve ardından giyim kuşamla devam eden bütün değişimler, Türkiye’nin ilericilik-gericilik tartışmalarının ana maddesi olarak hep gündemde kalmayı başarmıştır.

GİYİNMEK, aslında kuşanmaktır. Güzel bir tevafuk ile giyinmek eylemine “giyim kuşam” denmesi, aslında içinde farklı anlama ve farklı anlamları barındırmaktadır. Peki, neyi kuşanmak?

Her vakit, her saniye aynı heyecanla, aynı inançla kendi ruhunu kuşanmak… Kendi özünü, kendi kültürünü, kendi karakterini, geçmişini, tarihini kuşanmak… Ezcümle, her günü yeni ve derin bir sevgi ile kuşanmak… Silah kuşanır gibi, kuşak kuşanır gibi, her sabah yeni bir sevgiyi, yeniden erdemi kuşanmak…

Kuşanmak bir silkinmektir, bir kendine gelmektir. Bir kendini anlamak, özünde ne varsa onu yüreğine doldurmak, hayatına taşımaktır.

Giyim kuşam, toplumların en nemli unsurlarından bir tanesidir. Hem maddî, hem de mânevî kültürün bir parçasıdır. En önemli özelliği ise, millî kültürün sembolü olmasıdır. Dünya üzerindeki bütün toplumların kendilerini başka toplumlardan ayıran, kendilerine has giyim kuşam modelleri mevcûttur. Her toplumun kendisine özgü olan giysi ve giyinme tarzları vardır; bu giyim kuşam çeşitleri ve tarzları, aslında toplumların önemli özelliklerini de yansıtmaktadırlar. Çoğunlukla giyim kuşamları farklı olan toplumların ya da grupların kültürleri de farklı olur. Veya bunun tersi olarak, giyim kuşam tarzları aynı olan toplumların ya da grupların kültürleri de aynı olur. Hattâ öyle ki, karakterleri, dilleri ve yaşama biçimleri de genellikle aynı olur…

Giyim kuşamları tarihsel süreçte değişime uğramayan, normal akışında devam edip gelen topumlar için geçerli bir durum olan “Aynı giyim biçimi, genellikle aynı kültürü ifade eder” olgusunda da değişiklik olmuştur. Bu yüzden biz farklı kültürlerin, farklı medeniyetlerin insanı iken, modernleşme gerekçeleriyle yapılan giyim kuşam reformları zamanla düşünce, yaşama biçimini ve medeniyeti de etkileyip toplumu Batılılaştırmaya başlamıştır. Bu yüzden de günümüzde İslâm medeniyetinden uzaklaşmış, Batı medeniyetinin bir parçası olmuş, kendilerini çağdaş insan olarak gören, Batı kültürüyle yetişip büyüyen ve öyle yaşayan önemli bir toplum kesimi bulunmaktadır.

“Aynı giyim kuşam, aynı kültürü ifade eder” olgusu, devrim ve reform gibi zorlama yöntemlerle giyim kuşamı birbirine benzeştirilen toplumlar için artık geçerli olmaktan çıkmıştır. Aynı giyim kuşama sahip olduğumuz bu modern zamanlarda, Batı toplumları ile aynı şeyi düşünüp, aynı şeyi konuşup, aynı şeyi hedefliyoruz artık.

Tarihsel süreç içerisinde toplumlar, sosyal ve kültürel açıdan değiştikçe giyim kuşam açısından da değişmektedirler. Bu değişim çoğu zaman sosyolojik olarak doğal yollardan etkilenme, örnek alma, özenme, moda akımları, taklit etme, modernleşme, küreselleşme ve kültür benzeşmesi şeklinde gerçekleşirken, kimi zamanlarda ise devrim, inkılâp, reform dönemlerinde kanun ve zorlama gibi yollarla gerçekleşmektedir. Olağanüstü dönemlerde inkılâpların uygulanması ve kabul ettirilmesi amacıyla toplumun direncini kırmak için kanun ve kolluk kuvvetleri devreye sokularak yeni giyim kuşam modelleri benimsetilmeye çalışılmıştır. Şapka Kanunu bu uygulamaya güzel bir örnektir. 

Giyim kuşam meselesinin konuşulduğu, yazılıp çizildiği her durumda benim aklıma gelen ve daha gelir gelmez yüreğime acı dolduran şey, İskilip Atıf Hoca’nın idamıdır. Şapka Kanunu’na, bu kanundan bir buçuk yıl önce, hem de izin alınarak yayınlanmış “Frenk Mukallitliği ve Şapka” adlı eseriyle muhalefet ettiği gerçeksiyle idam edilen Atıf Hoca meselesinde görüldüğü gibi, toplumlar kimi zaman giyim kuşam değişikliğini kan dökerek gerçekleştirdiler.

İnkılâp, devrim veya reformlarla değişen giyim kuşam, zamanla toplumun kültürünü de etkilemekte ve değiştirmektedir. En başta toplumun tepkisini alan, bir yozlaşma, bir yobazlaşma, bir yabancılaşma olarak görülen giyim kuşam değişimi, zamanla bu etkiden kurtulup modernleşme olarak görülebilmektedir. Bu aşamadan sonra etkileşim tersine dönmektedir. Bu defa giyim kuşam kültürü, davranışları, yaşama biçimini etkilemekte ve değiştirmektedir.

Kanlı devrimlerle kabul ettirilen Batılı giyim tarzı, ilerleyen dönemlerde artık uygarlık, çağdaşlık ve gelişmişlik ölçüsü olarak görülmüştür. Önemi ve etkisi toplumun üzerinde büyük olduğu için şapka ile başlayan ve ardından giyim kuşamla devam eden bütün değişimler, Türkiye’nin ilericilik-gericilik tartışmalarının ana maddesi olarak hep gündemde kalmayı başarmıştır.

İkinci Mahmud ile başlayıp Abdülmecid Efendi ile devam eden “giyim kuşamda Batı’ya benzeme” çalışmaları, Batı özentisi ve taklitçiliği Mustafa Kemal ile son bulmuş ve meydana getirdiği etkiyle Batılı giyim kuşamda karar kılınmıştır.

Oysa Avrupa, 15’inci yüzyıla kadar giyim kuşam anlamında hep aynı kalmıştır. Modernleşmeyle birlikte giyim kuşamda daha dar ve açık modellere doğru bir kayma olmuşsa da temelde Avrupa toplumlarının kültürlerinde bir değişikliğe neden olmamıştır. Avrupalı düşünce, Batılı yaşama biçimi, medeniyet ve kültürü hep aynı kalmıştır. Çünkü başka bir kültürden etkilenerek, başka bir medeniyetten esinlenerek değişim yaşamamıştır. Kendi içinde esen rüzgârlarla, kendi içindeki sancılardan, krizlerden ve sorunlardan dolayı değişim meydana gelmiştir.

Sonuç, sosyolojik bir kural olarak her zaman olduğu gibi basit bir giyim değişikliği olarak kalmamış, oradan kültür ve medeniyete sirâyet eden bir yangına dönüşmüş, bütün bir toplumu özünden, tarihinden, kültüründen, değerlerinden, medeniyetinden koparıp millî kimliğinin tahrip olup yozlaşmasına neden olmuştur.

Sosyal olaylar zaten hep böyle olmaktadırlar. O günle sınırlı kalmaz, sonraki zamanları, sonraki nesilleri daha çok etkileri altına alırlar. Toplumu hesaplanan şeyin dışında, hedeflenen şeyden çok daha öteye, çok daha farklı bir yöne götürür ve genellikle yozlaşmaya, çürümeye neden olurlar.