GİYİNMEK, aslında
kuşanmaktır. Güzel bir tevafuk ile giyinmek eylemine “giyim kuşam” denmesi, aslında
içinde farklı anlama ve farklı anlamları barındırmaktadır. Peki, neyi kuşanmak?
Her
vakit, her saniye aynı heyecanla, aynı inançla kendi ruhunu kuşanmak… Kendi
özünü, kendi kültürünü, kendi karakterini, geçmişini, tarihini kuşanmak…
Ezcümle, her günü yeni ve derin bir sevgi ile kuşanmak… Silah kuşanır gibi,
kuşak kuşanır gibi, her sabah yeni bir sevgiyi, yeniden erdemi kuşanmak…
Kuşanmak
bir silkinmektir, bir kendine gelmektir. Bir kendini anlamak, özünde ne varsa
onu yüreğine doldurmak, hayatına taşımaktır.
Giyim
kuşam, toplumların en nemli unsurlarından bir tanesidir. Hem maddî, hem de
mânevî kültürün bir parçasıdır. En önemli özelliği ise, millî kültürün sembolü
olmasıdır. Dünya üzerindeki bütün toplumların kendilerini başka toplumlardan
ayıran, kendilerine has giyim kuşam modelleri mevcûttur. Her toplumun kendisine
özgü olan giysi ve giyinme tarzları vardır; bu giyim kuşam çeşitleri ve
tarzları, aslında toplumların önemli özelliklerini de yansıtmaktadırlar.
Çoğunlukla giyim kuşamları farklı olan toplumların ya da grupların kültürleri
de farklı olur. Veya bunun tersi olarak, giyim kuşam tarzları aynı olan
toplumların ya da grupların kültürleri de aynı olur. Hattâ öyle ki,
karakterleri, dilleri ve yaşama biçimleri de genellikle aynı olur…
Giyim
kuşamları tarihsel süreçte değişime uğramayan, normal akışında devam edip gelen
topumlar için geçerli bir durum olan “Aynı giyim biçimi, genellikle aynı
kültürü ifade eder” olgusunda da değişiklik olmuştur. Bu yüzden biz farklı
kültürlerin, farklı medeniyetlerin insanı iken, modernleşme gerekçeleriyle
yapılan giyim kuşam reformları zamanla düşünce, yaşama biçimini ve medeniyeti
de etkileyip toplumu Batılılaştırmaya başlamıştır. Bu yüzden de günümüzde İslâm
medeniyetinden uzaklaşmış, Batı medeniyetinin bir parçası olmuş, kendilerini
çağdaş insan olarak gören, Batı kültürüyle yetişip büyüyen ve öyle yaşayan
önemli bir toplum kesimi bulunmaktadır.
“Aynı
giyim kuşam, aynı kültürü ifade eder” olgusu, devrim ve reform gibi zorlama
yöntemlerle giyim kuşamı birbirine benzeştirilen toplumlar için artık geçerli
olmaktan çıkmıştır. Aynı giyim kuşama sahip olduğumuz bu modern zamanlarda, Batı
toplumları ile aynı şeyi düşünüp, aynı şeyi konuşup, aynı şeyi hedefliyoruz
artık.
Tarihsel
süreç içerisinde toplumlar, sosyal ve kültürel açıdan değiştikçe giyim kuşam açısından
da değişmektedirler. Bu değişim çoğu zaman sosyolojik olarak doğal yollardan
etkilenme, örnek alma, özenme, moda akımları, taklit etme, modernleşme, küreselleşme
ve kültür benzeşmesi şeklinde gerçekleşirken, kimi zamanlarda ise devrim,
inkılâp, reform dönemlerinde kanun ve zorlama gibi yollarla gerçekleşmektedir.
Olağanüstü dönemlerde inkılâpların uygulanması ve kabul ettirilmesi amacıyla
toplumun direncini kırmak için kanun ve kolluk kuvvetleri devreye sokularak
yeni giyim kuşam modelleri benimsetilmeye çalışılmıştır. Şapka Kanunu bu
uygulamaya güzel bir örnektir.
Giyim
kuşam meselesinin konuşulduğu, yazılıp çizildiği her durumda benim aklıma gelen
ve daha gelir gelmez yüreğime acı dolduran şey, İskilip Atıf Hoca’nın idamıdır.
Şapka Kanunu’na, bu kanundan bir buçuk yıl önce, hem de izin alınarak
yayınlanmış “Frenk
Mukallitliği ve Şapka” adlı eseriyle muhalefet ettiği gerçeksiyle idam
edilen Atıf Hoca meselesinde görüldüğü gibi, toplumlar kimi zaman giyim kuşam
değişikliğini kan dökerek gerçekleştirdiler.
İnkılâp,
devrim veya reformlarla değişen giyim kuşam, zamanla toplumun kültürünü de
etkilemekte ve değiştirmektedir. En başta toplumun tepkisini alan, bir yozlaşma,
bir yobazlaşma, bir yabancılaşma olarak görülen giyim kuşam değişimi, zamanla bu
etkiden kurtulup modernleşme olarak görülebilmektedir. Bu aşamadan sonra
etkileşim tersine dönmektedir. Bu defa giyim kuşam kültürü, davranışları,
yaşama biçimini etkilemekte ve değiştirmektedir.
Kanlı
devrimlerle kabul ettirilen Batılı giyim tarzı, ilerleyen
dönemlerde artık uygarlık, çağdaşlık ve gelişmişlik ölçüsü olarak görülmüştür.
Önemi ve etkisi toplumun üzerinde büyük olduğu için şapka ile başlayan ve
ardından giyim kuşamla devam eden bütün değişimler, Türkiye’nin
ilericilik-gericilik tartışmalarının ana maddesi olarak hep gündemde kalmayı
başarmıştır.
İkinci
Mahmud ile başlayıp Abdülmecid Efendi ile devam eden “giyim kuşamda Batı’ya
benzeme” çalışmaları, Batı özentisi ve taklitçiliği Mustafa Kemal ile son bulmuş
ve meydana getirdiği etkiyle Batılı giyim kuşamda karar kılınmıştır.
Oysa
Avrupa, 15’inci yüzyıla kadar giyim kuşam anlamında hep aynı kalmıştır. Modernleşmeyle
birlikte giyim kuşamda daha dar ve açık modellere doğru bir kayma olmuşsa da
temelde Avrupa toplumlarının kültürlerinde bir değişikliğe neden olmamıştır. Avrupalı
düşünce, Batılı yaşama biçimi, medeniyet ve kültürü hep aynı kalmıştır. Çünkü
başka bir kültürden etkilenerek, başka bir medeniyetten esinlenerek değişim
yaşamamıştır. Kendi içinde esen rüzgârlarla, kendi içindeki sancılardan,
krizlerden ve sorunlardan dolayı değişim meydana gelmiştir.
Sonuç,
sosyolojik bir kural olarak her zaman olduğu gibi basit bir giyim değişikliği olarak
kalmamış, oradan kültür ve medeniyete sirâyet eden bir yangına dönüşmüş, bütün
bir toplumu özünden, tarihinden, kültüründen, değerlerinden, medeniyetinden
koparıp millî kimliğinin tahrip olup yozlaşmasına neden olmuştur.
Sosyal olaylar zaten hep böyle olmaktadırlar. O günle sınırlı kalmaz, sonraki zamanları, sonraki nesilleri daha çok etkileri altına alırlar. Toplumu hesaplanan şeyin dışında, hedeflenen şeyden çok daha öteye, çok daha farklı bir yöne götürür ve genellikle yozlaşmaya, çürümeye neden olurlar.



