“TECESSÜS” sözlükte “araştırmak, dikkatle bakmak” anlamındaki “cess” kökünden türemiştir. Kötü maksatlı araştırmalar yaparak bir kimsenin rızası dışında gizlice araştırma yapmayı da ifade eder. “Casus” kelimesi de aynı kökten gelerek düşmanın sırlarını sızdıran kimseye verilen isimdir.
“Nemime” ise “fısıltı hâlinde konuşmak, birinin sözlerine yalan katarak nakletmek” anlamlarındaki “nemm” kökünden türemiştir. Bozgunculuk yapmak maksadıyla söz taşımayı huy edinenlere ise “nemmâm” denir.
“Gıybet” kelimesi ise sözlükte “uzaklaşmak, gözden kaybolmak, gizli kalmak ve burada olmamak” gibi anlamlara gelen “gayb” kökünden türeyerek isim olmuştur. Hem iyi, hem de kötü sözlerle anmayı ifade etse de genellikle kötü sözlerle anma mânâsında kullanımı daha yaygındır. Gıybet sadece sözle değil, yazı, ima, işaret ve taklit gibi davranışlarla da olabilmektedir. Gıybet genellikle kin ve öfke, kıskançlık, sohbet, yârenlik ve başkasını kötüleyerek kendi itibarını yükseltme düşüncesi ile yapılmaktadır.
Haklı veya haksız nedenlerle insanlar hakkında gıyabında konuşuyor ve meselelerin böylelikle çözüleceğini zannedip aldanıyoruz. Oysa muhatabıyla söylenemeyen her söz, insana eziyet bırakıyor. Meseleyi gıyabında konuşmak yerine muhatabıyla direkt olarak konuşsak, belki de mesele kolay şekilde hâlledilebilecek.
Şöyle düşünelim: Birinin yanına gitmek için iki yol var. Birisi virajlı, engebeli ve oldukça dolambaçlı bir yol. Diğeri ise patika ve oldukça düz ayak bir yol. Hangi yolu tercih ederiz?
Gıybet etmemek ve gıybet edilen ortamda bulunmamak lâzım. Peki, biz her ne sebeple olursa olsun gıybet ettiğimiz zaman, biri hakkında diğer bir insana yakındığımız, onun hakkında konuştuğumuz için, hem hakkında konuştuğumuz insanın, hem de bizi dinlemek mecburiyetinde kalan insanın hakkına girdiğimizi fark ediyor muyuz?
Küçük bir meseleyken anlattığımız, insan bununla dertlenip diğer kişi hakkında hiç düşünmediği şeyleri düşünmeye başlayabilir. Her insan aynı yapıda değil; bazısı için söylenenler bir anlam ifade etmeyebilir, ancak kimi insan, söylenenlerle dertlenebilir ve çözemediği meselelerin sıkıntısını bünyesinde taşıyabilir. Yahut hakkında konuştuğumuz insan için iyi bir düşünceye sahip bir insanı sözlerimizle etkileyerek sebepsiz yere suizanna sokuyor olabiliriz. Oysa hüsnüzan yapmak yakışırken bir Müslümana, kendi sanrılarımız yüzünden başka insanları lüzumsuz şeylerle meşgul ediyoruz. Meşgale, meşale gibi yakıyor bizleri. Yahut belki de o anlık meseleyi biz yanlış anladık ya da karşımızdaki insan için belki iyi geçmeyen bir günken, diğer insanları yargıç edasıyla yargılamadan evvel bizim de bir beşer olduğumuzu hatırlamakta fayda var. Eğer yanlış anlayıp yanlış aktarıyorsak, filhakika, olmayan bir durumu bir insana isnat ediyorsak, bu iftira olmuyor mu?
İftira, kelime mânâsı ile bir kimseyi asılsız olarak suç, günah yahut kusur sayılan bir söz, davranış veya nitelik isnat etmek anlamlarına gelir. İftira gibi asılsız olması muhtemel haberlere doğruymuş gibi ilgi göstermek ve bunlara araştırmadan inanmak da dinimizce yasaklanmıştır.
Bir insanın hayatında casus mu olarak kalmak istiyoruz, nemmâm olarak mı, yoksa dost olarak mı? İnsanlarla ilişkilerimizi belirlerken kendi karşılaşmak istemediğimiz durumları da dikkate alarak hareket etmeliyiz. Tecessüs etmek yerine istişarede bulunabilir, gıybet etmek yerine muhabbet edebiliriz.
Birbirimizden feyz almak varken, olur olmadık konular hakkında gıyabında konuşmak neden? Gıybet ederek, aslında aramızdaki bağları kaybediyor ve birbirimizden uzaklaşıyoruz.



