Gençliğin zehri teknoloji mi, kavramlar mı?

Ailevî yıkımları meydana getiren ve yeni nesli mânâsı zayıf, maddeye odaklı, zevk ve kazanç örgülü bir vasat kimliğe mahkûm eden şey ya da şeyler; çağın getirdiklerinden ziyade kişiye dayatılan kavramlar… Bireysellik, özgüven, özgürlük, zenginlik, lüks ve “Benim de hakkım” gibi tehlikeli silahlar, gençlerin intihar ipi olarak çağın büyükbaşları tarafından sürekli dayatılıyor.

HER nesil bir öncekine muhalif, bir öncekinden gösterişli ve onlardan daha özgür hüviyetli kabul görüyor. Bu elbette zamanın akışına ve bu akışta kesintisiz bir şekilde artan, çoğalan eklentilerin değişimi tetikleyen tabiatına da uygun. Fakat gitgide artan imkânların, iletişim ve ulaşım kaynaklarının, maddeye erişimin ve tüm teknolojik kazanımların yanında, onunla birlikte eş zamanlı azalan değerler ve boşalan mânâ testileri göz çarpıyor. Hatta bu göze çarpan bir kımıldanış olmaktan öte, kalbi sarsan bir kaybediş öyküsü.

Her nesil bir öncekinden daha büyük bir tekâmül çağına adım atıyor olsa da anlamca düşüşler ve amaçsızlık kanseri, bütün ailevî uzuvlarımızı ve toplumları şifasız bir maraza mahkûm etmiş görünüyor.

Felâket tellallığı yapmak elbette bütün mevzulara dokunuşun en kolay adımını teşkil eder. Asıl gaye, çözüme ve problemi meydana getiren virüslere hakikî tespitlerle yaklaşmak olacaktır. Aslında bütün artılar, bütün eksilerin müsebbibi, bütün gereklilikler bütün fazlalıkların doğurganı ve bütün yanlışlarsa doğruların eksik ya da yanlış tefsiri ile meydana geliyor. Sorunları meydana getirenler elbette olması gerekeni yok etmekle bertaraf edilemez; edilse de bu, akılcı ve fıtrî bir yol olmaz. Madem dünya insanı eklenerek katlanan bir gelişim çağının paydaşı, madem teknoloji, bilim ve imkânlar genişlemeye mecbur ve bu insanlık adına elzem, öyleyse bütün bu selim karakterli değişimlerin tefsirini doğru yapmak büyük önem arz ediyor.

Fakat bunun yolu gençlere ve yeni nesillere, ellerindeki imkânı ne yönde ve nasıl kullanmaları gerektiği, sosyal medya ve diğer tüm çağdaş avantajların hangi amaca hizmet etmesinin fayda getireceği, aksi takdirde ne gibi zararlara gebe bir sürecin kişiyi beklediği bilgisinin verilmesi. Ama ne yazık ki bu, anlık bilgi aktarımları ve uyarılarla var edilebilecek bir şuur değil. Bu ancak çağın tamamını anlamlandıran ve kişiyi kimlik buhranından kurtarıp aidiyetle barıştıran gayretler neticesinde istenen verimi karşılayacaktır. İçi boş bir nasihatler yığını ya da tekrar eden belâlar ve olumsuzluklar baskısı ile genç zihinleri, bütün doğruların merkezinde cem etmek çok da mümkün görünmüyor. Nasıl ki bir binanın duvarlarından, tezyininden ve hatta taşıyıcı unsurlarından da evvel temeli geliyorsa, insanın melekelerini kanalize edeceği hedefleri belirlemesinde de sağlam bir temelin evvelden var edilmesi hayatî önem taşıyor.

Öyleyse bireyi şekillendirmeye odaklanmak gibi zorlayıcı bir çabaya düşmeden evvel, yaşanan çağı topyekûn anlamlandırmak, içi boşalan değerleri de mihaniki bir şekilde akıllara ve gençliğin kalbî dünyasına zerk etmek olacaktır.

O hâlde önce çağın kayıplarına şöyle bir göz atmalı. Bireysellik öyle yüceltilmiş bir kibirle satılıyor ki, yeni neslin aidiyet duygusu en aza indiriliyor ve kendine olan saygınlığı ile kendisi için yaşama tutkusu bütün aidiyetlerin yerini alıyor. Aileden önce kendi benliği, toplumsal faydadan evvel kendi kazancı, imanî ve geleneksel doğrulardan ziyade kendi tutkuları ve hevesleri yer tutuyor. İşte yeni neslin insanı, zannedildiğinin aksine, teknolojiden veya iletişim çağının dayatmalarından evvel yeni argümanlarla değişen değerlerin kofluğundan yara alıyor.

Kişinin özgüveni ve kendi nefsini tatmine yönelik beklentileri ve gayretleri kulluktan, bir ailenin ferdi olmaktan daha şerefliymiş gibi lanse ediliyor. Yeni güzellemeler çağında yetişen gençlik de sürekli aynada kendi vücudunu seyre dalmış bir maşuk gibi, baktığı her yerde kendi nefsinin kazanımlarını izlemeye koyuluyor. Kendisiyle doldurulmuş bu yeni dünya insanı ailesine, topluma, bayrağa ve daha da vahim biçimde dinî değerlere göz ucuyla bile bakma zahmetinde bulunmuyor. Çünkü bütün aidiyet ve sorumluluklar silsilesini peydah eder, inanca dair bütün hassasiyetler, kişinin kendinden önce insanlık kavramını kıymettar kabul eder. Öyleyse boş sloganlarla bireyselliğin semirtildiği bu çağda yaşayan bir insanın ailevî ve İslâmî bilinç segmenti boş bırakıldığında, daha doğrusu bu uçurum çağın gençleri temeli oluşturacak eğitim ve şuuru edinmediğinde, sadece kendilerine dönük bir yaşamın pespaye dertleriyle günleri takvimden düşüyor.  İşte bu yeni tip insanın elinde bütün asrî kazanımlar, teknolojik imkânlar, sosyal medya, telefonlar, bilgisayarlar ve sosyalleşmeye hizmet eden yapay ya da tabiî alanlar yeni birer silah niteliğine erişiyor. Bu öyle bir silah ki, hem elinde tutanı yara bere içinde bırakıyor, hem de çevreye defalarca zarar veren bir ihanet metaı hâline geliyor.

Bu anlatımdan da özetle söylenebilir ki, ailevî yıkımları meydana getiren ve yeni nesli mânâsı zayıf, maddeye odaklı, zevk ve kazanç örgülü bir vasat kimliğe mahkûm eden şey ya da şeyler; çağın getirdiklerinden ziyade kişiye dayatılan kavramlar… Bireysellik, özgüven, özgürlük, zenginlik, lüks ve “Benim de hakkım” gibi tehlikeli silahlar, gençlerin intihar ipi olarak çağın büyükbaşları tarafından sürekli dayatılıyor.

İşte bu kavramların doğru kullanımı ile genç zihinlerin yeni çağın değersizliği karşısında yenik düşmemesi için yapmamız gereken, evvelâ gerekli kavramlarla onları bir şuurda sabit tutabilmek. İnsanî ve imanî değerlerle temellendirilmiş hiçbir akıl ve kalp, değişen ve gelişen çağın uçurumlarından düşmeyecektir. (İnşallah.)