KALICI olmak, kök salmakla ilgilidir. Bir toplumun kökleri ne kadar derinse o kadar kalıcı olur. Tarihî kökleri gerilere giden ülkelerin ileri gitmeleri beklenir. Kökleri derinlerde olanın yükselmesi doğal bir aşamadır.
Yüksek medeniyet inşâ etmek ve kalıcılığın sürdürülebilir olması, akan suyun değişmemesine bağlıdır. Kökleri derinlerde olmayan ABD ve İsrail gibi imitasyon devletlerin sürdürülebilir olması mümkün değildir. Kökleri olmadığından göklere yükselmesi mümkün değildir. Bu cümleye bakıp ABD’nin şimdilerde ekonomik açıdan güçlü olmasını bir medeniyet inşâ etmek olarak yorumlamamak gerekir. İsrail de benzer şekilde, ekonomik olarak güçlü ancak direnç açısından kökleri olmayan flu bir yapı.
ABD devlet olalı daha iki asır geçti. Belli bir tarihî geçmişi de yok. Toplama bir ülke. Tek marifeti, işlerini güç ile yapıyor olması. Bunu da şimdilik iyi yapıyor. Ama çöküş sürecinde olduğundan sağa sola çatıyor. Ukrayna-Rusya Savaşı, Karabağ Savaşı, Doğu Akdeniz krizi, şimdilerde İsrail’in Filistin’e saldırmasının arkasında hep ABD var bu yüzden. Çünkü çöküş sürecine girdi.
Tayland’ı, Irak’ı ve Suriye’yi karıştıran da ABD’dir. Türkiye’de 15 Temmuz’un arkasında da ABD vardı. ABD güç kaybetmeye başladığında veya gücünü genişletmek istediğinde hep bunu yapar. Amerika kıtası dışında ilk misyoner okulunu da Türkiye’de açmıştır.
ABD’nin, İsrail’in ve Avrupa’nın Türkiye’ye karşı olumsuz tutumları devam edecektir. Buna set olmanın yolu Türkiye’nin güçlü olmasına dayanır.
Türkiye, tarihî kökleri derin olan bir ülkedir. Bu yönüyle ABD, AB ve İsrail’den üstündür. Çünkü ABD dünyaya öldürmeyi, hırsızlığı, vahşeti, soykırımı, işgali, darbe yapmayı ve gözü doymazlığı getirirken Türkiye umudun adı oldu. Tarihî köklerinde de Türkiye’nin bu umutla beklenen olması vardır.
Batı’nın elbette çok üstün ve alınması gereken yönleri vardır. Bunlardan biri bilim ve teknoloji olup, mutlaka yitik mal gibi alınmalıdır. Türkiye’nin bu uğurda ilerlemesi gerektiği ve bunun bir zorunluluk olduğu, özellikle savunma sanayii teknolojilerinde ortaya çıkmıştır. Bu nedenle de Türkiye savunma sanayiinde çok sayıda mühendis istihdam etmektedir.
Türkiye, zorunlu olduğu anda savunma ihtiyaçlarını tedarik etmek için ciddî irade sergilemiş ve bunu başarmıştır. Ancak bu durumun sürdürülememesi için hainler içeriden ve dışarıdan son derece sıkı bir şekilde takip edip işi sekteye uğratmak istemektedirler. Bunun için her defasında yılmadan, bıkmadan ve usanmadan, canhıraş bir şekilde çalışmaktadırlar. Bunun için hedeflerinde gençlik vardır.
Günümüzde eğitim sistemi gençler için zorunlu olduğundan, olgunluk çağına kadar ara eleman yetiştirme süreci atlanmış oluyor. Zorunlu eğitim süreci acilen gözden geçirilmeli ve çıraklıkla başlayan ara eleman ihtiyacının önü açılmalıdır. Bu, şu an itibariyle ilk sıralarda yer alması gereken kanayan bir yaradır. Beş milyona yakın gencin üniversite sınavına hazırlandığı bir süreçte önemli bir karar alma mekanizmasına olan ihtiyaç ortaya konulmaktadır.
İkinci acil durum ise müfredatın değiştirilmesi gereğidir. Üçüncüsü de buna bağlı olarak gençlerin kitap okumasının sağlanmasıdır. Bugün üniversite gençliği bile sanırım bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar kitap okuyarak mezun olmaktadır. Bu durum içler acısıdır. Bunun için özel gayret gerektiğini, insanlarımızın okumanın gerekliliğine odaklandıracak yeni atılımlara ihtiyaç olduğunu ifade etmek gerekir.
Dördüncü ise, konusunda uzman, doktoralı bireyler yetiştirmektir. Bu alanda Almanya’dan çok gerideyiz. Almanya’yı Almanya yapan işte bu konusunda uzman doktoralı bireylerdir. İkinci Dünya Savaşı’nda Almanya yerle yeksan olduğunda ayağa kaldıran bu olmuştur. Türkiye bu alanda da çok ciddî yatırım ve atılımlar yapıyor ama yeterli olduğunu ifade etmek güç.
Türkiye’de Millî Eğitim Bakanlığı (MEB), Yükseköğretim Kurulu (YÖK) ve Ölçme Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) bir işbirliğine giderek ortaöğretim sonrasını plânlamalıdır. Bunun için bir bilim kurulu kurulmalıdır. Bu, Türkiye için zorunludur.
MEB ise kendi kapsamı alanında ara eleman, müfredat ve bilim kurulu açısından bir çalışma başlatmalıdır. Bu pencereden Sayın Bakan’ın işinin zor olduğunu ifade edemem; çok zor olduğunu ve yapılan değişikliklerin TBMM’den geçip geçmeyeceğini de bilemem. Ancak kesin olarak emin olduğum şudur ki, bugün başlayamadığımız her işe ileride mutlaka başlamak zorunda kalınacaktır. Umarım geç kalmış olmayız.
MEB ve konusunda uzman kişilerin öncü ekip olması günümüzde mecbur kalmadıkça gerçekleşmemektedir. Maalesef siyaset her şeyi dizayn etmektedir. Konusunda uzman birinin kamu kurumlarında bile istihdamı güçlükle yapılmaktadır. Çünkü Cumhuriyetimizi ilân etiğimiz tarihten itibaren yarım asır boyunca çoklu seçim sistemine geçememişiz. Yapılan teknolojik atılımlar hep sekteye uğratılmış ve darbeler tarihi diye acı bir geçmişe sahip olmuşuz. Günümüzde bile hâlâ bu heves ve gayrette olanların olması, alınacak çok yolun olduğunu gösteriyor. Siyaset hiçbir özelliği olmayana her şeyi sunmaktan ve her şeyi olan uzman kişiye set olmaktan vazgeçmelidir.
Gençlik ve geleceğe acilen çalışarak, üreterek ve gayretlerle nerelere gelinebileceğinin inandırılması gerekir. Böyle yapılmaz ise belli bir düzeyin üzerine çıkılması güç olabilir. Türkiye bunu yapabilecek ve başarabilecek potansiyeldedir. Ancak Millî Eğitim Bakanlığı’nın işinin çok ama çok zor olduğunu, ancak bunu başarmak için konusunda uzman kişilerden oluşacak bilim kurulu ekibi ile bunun başarılabileceğini öngörmek gerekir.



