Genç kardeşim, bir dakika!

Rusya’da önüne geçilemez şekilde İslâm’a rücu edilirken, Avrupa’da kayıt altına alınmayan nice Hıristiyan İslâm’la şereflenirken, Uzak Doğu’dan öbek öbek insan İslâm’ı ve Doğu medeniyetini anlamak üzere bu topraklara akın ederken sen ise bu gerçekleri saklayan teknolojik silahların kurbanı olma!

KIYMETLİ genç kardeşim!

Beni şimdi bütün siyâsî görüşlerden, yaşam biçimlerinden, belli rotalar çizilmiş ve mecburî hissedişlere râm edilmiş yönergelerden uzak bir ortamda, birkaç kelâmlık dinler misin?

Meselâ “zaruri” yerine “mecburi”, “vasat” yerine “ortam” kelimelerini tercih ederek başladım paragrafa. Senin için… Ben de sözümü yeni çağın trendleri (eğilim) üzere belirlemeye çalışacağım ki bana ayıracak bir alanın olsun. Yine de istediğin ritmi yakalayamazsam affola! Ama seninle beni ayrı düşüren ne varsa seninle geçmişini, tarihini ve manevî (tinsel) birikimini ayıran da ta kendisidir.

Her şeyden önce, çirkin masallarla bizi uyuttukları gibi seni de uyutuyorlar. Sen çok daha gösterişli bir dünyada büyüyorsun; doğduğun andan itibaren teknolojinin tüm nimetleri, çevreni sarmış hâlde hazırdı. Bu, bir yandan seni çok daha aktif bir beyinle hayata hazırladı ama bir yandan da bize anlatılan masallar sana da bu teknoloji yoluyor empoze edildi.

Sürekli bir şekilde asimile oluyoruz. Bazen dönüştürülmüş ve Batıcı heveslere adapte edilmiş aile bireyleri vasıtasıyla, bazen de ezberden öteye geçemeyen öğretmenler ve çok daha yoğun olarak sosyal medya, televizyon, dizi, oyun ve benzeriyle…

Sana bu çağda en fazla “özgürlük” diyecekler. Bil ki, özgürlük en çok da insana yakışmayan kıyafetleri giyinmekle yara alır. Cinsel tercihin özgürlük olduğunu söyleyen sapkınlara inanırsan, varlığının şerefini yerle bir edeceksin. Ama sana yine de bir panzehir verecekler. Sen bu hileli yolda yaratılışının şerefinden kuşku duyduğun anda, bu defa da “onur” kavramının formatlanmış yeni versiyonlarını sunacaklar. Onurun naturaya en yakın duruş pozisyonu olduğunu unutturmak isteyecekler. Onur, insanın kendine saygı duyması olarak tanımlansa da en çirkin yaşam biçimlerinde bile kendine saygı duymayı başarabilen zihinleri önüne koyacaklar. En basitinden, piyasaya sürdükleri absürt tiplemeler, giyinişiyle, duruşuyla, sözüyle insandan çok her şeye benzeyen modeller, özsaygı ve özgüven dolu hezeyanlarla (saçmalama) seni bu bataklığa çekecekler.

Her koşulda utanma duygusunu yerle bir eden bütün hâl ve hareketleri özgürlük, bireysellik, özsaygı ve kişisel tercih tepsilerinde üzeri yaldızlı bir sunumla önüne getirecekler.

Bütün bunlar senin doğruyla yanlışı ayırmanı engellemeyecek ama bilinçaltın bütün bu absürt idealara ister istemez alışacak, yadırgamaz bir hâle gelecek. Ki bu, tam da seni çekmek istedikleri uçuruma adım adım yaklaştıracak. Çeşitli oyunlar tasarlayacak, üst düzey teknolojik imkânlarla, efekti bol filmlerle sana çirkini güzel, onursuzu şerefli, modern köleliği de özgürlükçü anlayış olarak sunacaklar.

Dinsiz olmanın ya da Hak Din İslâm dışında herhangi bir inanç sistemini benimsemenin takdire şayan (lâyık) olduğunu sahte alkışlarla hikâyeleştirecekler. Namaz kılarsan gerici, yoga yaparsan modern diyecekler. Bunlar çoğunluğu teşkil etmeyecek (oluşturmayacak) belki ama hak yol üzere giden çoğunluğun sesinden daha baskın olacaklar. Çünkü biri yoga (Hint felsefe sistemi) yaparken alnında secde izi olan milyonlar çıkıp da onu aşağılamayacak ama biri namaz kılarken el yapımı inanç sisteminin çağdaş (!) mensupları parmakla işaret edecek, ulaşamadıkları ciğere muhakkak murdar (kirli, pis) diyecekler.

Bir zamanların filmlerinde yaptıkları gibi günümüzün modern filmlerine/dizilerine dindar bir tipleme koyacaklar ve o tipleme üzerinden sana alt mesaj gönderecekler. Dindarların cahil olduğu iftirasını durmaksızın her platformda haykıracaklar. Sana kilise düğününü şirin, imam nikâhını değersiz gösterecekler. Açılıp saçılmayı “aydınlık”, ibadet etmeyi “yobazlık” olarak anlatacaklar. Kadın ve insan haklarının savunucusu olarak Batı’yı işaret edecek, senin şanlı tarihindeki medeniyetlerde kadınlara hiçbir hak verilmediği iftirasını güncel tutacaklar. Kadın haklarının İslâm’la âleme yayıldığını, kadının en fazla İslâm’da değerli olduğunu filmlerde, dizilerde, oyunlarda ve Batıcı anlatılarda duyamayacaksın. Osmanlı’nın sanat ve bilim adamlarına verdiği değeri zerrece anlatmayacaklar.

ABD’de her gün onlarca insanın açlıktan öldüğünü, birçoğunun ırkçılıkla, ayrımcılıkla hor görüldüğünü, milyonlarca insanın sokaklarda yattığını, pek çoğunun madde bağımlısı olduğunu ve hiçbirine devletin sahip çıkmadığını söylemeyecekler. Dünya üzerinde İslâm’a atfedilen (yöneltilen, yüklenen) terör gruplarının babasının Batı olduğunu anlatmayacaklar. Bir yerlerde İskandinav ülkelerini üst düzey refah seviyesine sahip olmakla övecekler, tutuklanan teröristlerin İsveç, Norveç kökenli olduğunu söylemeyecekler; çünkü terörist kılığına bürünen bir Norveçlinin ilk değiştirdiği şeyin kimliği olduğunu ve o kimlikte bir Müslüman adı aldığını sana sezdirmeyecekler. “Allah-u Ekber” lafzını kullanarak baş kesenlerin Müslüman olduğuna seni inandıracaklar. Tâ ki seni “Allah-u Ekber” zikrinin o devasa huzurundan koparana dek…

Fransa’nın maddî çöküşünden ve temizlikten en uzak milletler arasında olduğundan da bahsetmeyecek, aksine seni, onları örnek almaya davet edecekler. Cadde ortasında herkesin gözleri önünde tuvalet ihtiyaçlarını giderdiğini es geçecekler.

Sana “Avrupa zengin, sen fakirsin, Orta Doğu fakir” diyecekler. Ama İslâm ülkelerinin tarih boyunca hiçbir zaman sömürgeci olmadığından ve zengin Avrupalının Müslüman kanı içerek zengin olduğundan dem vurmayacaklar.

Yazının Mezopotamya’da bulunduğu gerçeğine inatla bilimi yine Batı’ya atfedecekler. İlk şehirlerin Anadolu’da kurulmasına karşın Batı’yı medenî gösterecekler. Tıpta, astronomide, fizikte, kimyada, matematikte bütün ilkler ve ilk akademik çalışmalar İslâm âlimlerince yapıldığı hâlde, bu ilklerin üzerine adını yazan Batılı bilim adamlarını ezberletecekler. Sen, veterinerlik biliminin eski Türklere dayandığını belki 40 yaşına kadar hiçbir yerde duymayacaksın. Gökteki cisimleri tanımlayanların Müslümanlar olduğunu, Güneş Sistemi’ni ve Ay ile Güneş’in hareketlerini hesap edenin de İslâm âlimleri olduğunu belki hiç bilmeyeceksin. Sana, kafana vura vura “Müslümanlar bilimden uzaktır” diyecekler.

Ahlâk felsefesini Yunan’a, Hint’e bağlayacaklar da İslâm’ın nasıl bir ahlâk öğretisi olduğunu saklayacaklar. Avrupa’nın yüz karası Orta Çağ’da Kilise’nin sapkın ve baskın yönetimini üstünkörü geçecekler, Rönesans’la yükselişi öve öve bitiremeyecekler. Batı’nın İslâm ülkeleriyle girdiği savaşlarda Müslüman âlemini tanıyıp buradan aldıkları irfan ve çaldıkları bilim ile Rönesans’a eriştiklerini ima bile etmeyecekler.

Şu an bile Kanada’nın Katolik kiliseleri başta olmak üzere çeşitli bölgelerdeki kiliselerde meydana gelen taciz/tecavüz olaylarının üzerini balçıkla sıvayacaklar ama bir tane ahlâksız sakallı üzerinden bütün imamları, hocaları ve dahi Müslümanları ahlâksız ilân edecekler.

Avrupa’nın yüz binlerce mülteci çocuğu kaçırıp organ mafyasına kurban ettiğini, kız çocuklarını cinsel yönden istismar edecekleri yollarda kullandıklarını, Müslüman evlatlarını Müslüman öldürecek teröristler olarak yetiştirdiklerini aşikâr etmeyecekler.

İnsan Hakları Beyannamesi’nin İslâm’dan devşirme olduğuna temas etmeyecek, tarihteki ilk antlaşmanın Hazreti Muhammed Efendimiz ve Müslümanlarca yapıldığını saklamaya çalışacaklar.

Sevgili genç kardeşim!

Tüm bunları Batı ve Batıcı zihinler yapacak. Bulunduğun bu soylu coğrafyada sayıları az, kapladıkları alan kısıtlı fakat sesleri gür çıkmakta. Özellikle teknoloji silahını senin zihnini absorbe etmek üzere ustaca kullanmaktalar. Ve bütün bu virüs dosyalarını temizleyebileceğimiz bir antivirüs programı geliştirmeyi henüz başaramadık. Çünkü düşman alçakça her yönden saldırıyor. Seni popüler müzikler ve şarkılarla uyutuyor. Yasaklı frekansları kullanarak zihninde bütün anlamların içini boşaltıyor, sonra yerine kendi ürettiği anlamları zerk ediyor. Sana artık ahlâk, namus, onur, şeref, aile, vatan, bayrak, iman dendiğinde hissizliğe yatmış bir vücuda benzediğini fark edecek bir akıl bırakmamayı hedefliyorlar.

İslâm’ın ilk emri, “Oku”. Yaradan bütün bu saldırılar karşısında uyanık bir zihne ve bilinçli bir ruha sahip olabilmemiz, hak ile bâtılı ayırabilmemiz için bize okumayı emreder. Öyle bir oku ki, onların el yapımı dinini de bil, kendi Hak Dinini de.

Evet, insan hakları, kadın hakları üzerine yapılmış bütün çalışmaları oku. Ama Hazreti Muhammed’in bu hususlarda da üstün örnek teşkil edecek hayatını ve sözlerini de oku. Komünizmi, feminizmi ve bütün -izm’leri bil ama Kur’ân’la insanlığa bahşedilmiş medeniyeti de öğren. İngilizceyi, Fransızcayı su gibi biliyorsan Kur’ân’dan da bazı şeyleri anlayacak kadar Arapçaya da meylet. Batı’nın tarihini, Orta Çağ’ı, Antik Yunan’ı, Hint ve Uzak Doğu felsefelerini irdele irdeleyebildiğin kadar fakat Türklerin Ural-Altay dağlarından başlayan yolculuğuna, kurdukları medeniyetlerdeki insanî ve fıtrî (doğuştan-yaradılıştan) yaşam biçimlerine de bir bak. Yunan filozoflarının sözlerini çok beğeniyorsan oku, paylaş. Ama Hazreti Mevlânâ’yı sadece hoşgörü kavramında anlamaya kalkma, Yunus Emre’yi sadece hoş sözler söyleyen bir halk şairi olarak görme, onların Allah aşkıyla sürdükleri hayatlarını da sindir!

Yüzyıllardır medeniyetin beşiği Doğu’ya, İslâm’a ve Müslümanlara iftira atmaktalar. Buna kıyamete dek devam edecekler. İşin acı tarafı, içimizde de bu masallara inananlar olacak. Bu bazen ailede, bazen okulda, bazen de TV ve sosyal medyada karşımıza çıkacak. Biz içimizdeki uykucuları da uyandırmak için hakikati öğrenmeye mecburuz.

Rusya’da önüne geçilemez şekilde İslâm’a rücu edilirken, Avrupa’da kayıt altına alınmayan nice Hıristiyan İslâm’la şereflenirken, Uzak Doğu’dan öbek öbek insan İslâm’ı ve Doğu medeniyetini anlamak üzere bu topraklara akın ederken sen ise bu gerçekleri saklayan teknolojik silahların kurbanı olma!

Hacı Bayram Veli’nin dediği gibi, “Sen seni bil sen seni”.