Geçmiş ile bugün arasında kaybolmak

“Üzerine yemin edilen zaman, hakkı ve bâtılı ayıran duvarları hiçbir şekilde yok edip unutturmamıştır. Onun içindir ki, yol almayı ve yolda kalmayı amaç edinen ruhlar, geçmişlerini bir kambur gibi sırtlarında taşımazlar!”

GURBET yolculuklarına seher vakti çıkılır. Nedendir bilmem, bütün veda sahneleri seher vakti canlanır insanın anılarında, romanlarda, filmlerde; hüznün ve ayrılığın ağaçtan düşen bir yaprak gibi süzülerek yüreklere iniş vakti, umudun ve gecenin karanlıkla ladese tutuşması hali, sokakların sessiz çığlıklarında kedi miyavlamalarına karışan yutkunuşları ve uyuyanların rüyalarında hesaplaştıkları, uyanıklarınsa kızarmış gözlerinde mühürledikleri yalnızlıklarıdır. Sonrasında bir, bir daha evrilir yeni güne.

Unutulan veya unutulmayan tüm anılar harman olup savrulur yüreklerde. Gel zaman, git zaman birikir, ardı arkası görülmeyen büyük dağlar olur. Her an patlamaya hazır olarak bekler. Sinsi bir posta bürünür, vakti gelinceye kadar yokuş aşağı vitesi boşa alınmış araba gibi fütursuzca yoluna devam eder. İlk başlarda sessizdir; gençliğin bütün yıkıcı hızına rağmen ilginç bir vakar ile durup bekler. Zamanla çok uzaklardan bile başından yükselen dumanı fark edilir olur. Ve nihayet kaçınılmaz olandan kaçılmaz, patlar, yakar, yıkıp geçer dört bir yanı.  

Rahmetli babaannem, elli sene önce yaşanmış bir olayı hatırlayınca sanki o an olmuş gibi anlatır ve ağlardı. Çocuktum ve anlamsızdı o zamanlar. Hatta saçma... Şimdilerde anlar oldum. Aklın ve ruhun yükselemediği anlarda, derin olmayan sularda bile insanın nasıl boğulduğunu anladım.  Artık durduğum yerden o dağ bütün haşmetiyle görünüyor. Büyük bir homurtuyla korkunç sesler çıkararak adeta bütün dünyaya rest çekiyor. Kulaklarımı kapatsam yine de duyacağım bir halde. Kafesinden kaçmış yırtıcı bir hayvan gibi saldırmak üzere, kâh etrafta dolanıyor, kâh karanlıklarda gizlice pusu kuruyor. Ne olacaksa olsun!

***

Büyük bir döngü içinde yaşam… “Hiç olmaz!” dediklerin olağan, katlanılmaz buldukların açıklanabilir, aklının ucundan dahi geçmeyenler normal olabiliyor. Aynı gökyüzüne bakarak başka şeyler gören ve farklı hislerle yoğrulan milyonlardan biri olarak bilmem hangi değerde kayıtlara çoktan geçtik. 

Kimsenin hoşuna gitmese de olay tamamen büyümek ve yaşlanmak olarak özetlenebilir.  Günahıyla, sevabıyla serilir önümüze bütün zamanlar. Hayaller, isimler, sıfatlar, yaşananlar ve elbette umulanlar var. Uzayın bilmem neresinden dünyaya bakarak, yalnız bir göz kırpması gibi fotoğraflar göndermeye devam edenler var. İnsanın acziyetini adeta yüzüne çarparlar. Tekrar tekrar yaparlar bunu.

Anlaşılan odur ki, çok uzaklardan bakılınca ya da seneler geçse bile küçülmeyen hakikatler var. Ya da bütün zamanlarda var olan kocaman hiçlerimiz… Hallaç pamuğu gibi yerden yere vurup binbir zerrenin içinde tozumuzu yele veren hırçınlıklarımız… Yoksa insan, nedenini tam olarak hatırlayamadığı bir olay için neden hüzünlenip ağlasın(!)…

***

Sonra mı?

“Anlaşılan” ama “açıklanamayan” olarak kaderin mührünün vurulduğu yere iliştirilir öylece. Şerh düşülür. Zaman ve mekân her zamanki gibi önemsizdir ve bu notta çoğu zaman yer almaz. Aslolan insandır. Seçtikleri, kendi iradesiyle “Evet!” ya da “Hayır!” dedikleridir. Dilinin ucuna kadar gelip boğazını yırtarak gerisin geriye gönderdikleridir. Nefsinin çıkmaz sokaklarında kaybolup defalarca kez aynı yere varabilmeleridir.

Günlerin ayları ve yılları kovaladığı doğrudur. Bütün bu yaşananlardan elbette zihnimizde ve ruhumuzda bizimle birlikte taşıdıklarımız var, olmalı da. Yarınlara uzatılan merdivenleri aydınlatacak ışık huzmeleri buralardan damıtılır. Sadece gözden değil, özden akanlar istikamet üzere olunup olunmadığının sorgulanmasını sağlar. Geleceğini ve kendini inşa eden insan, tüm birikim ve tecrübelerini geçmişin tozlu raflarına terk edemez. Hoşuna gidenleri değil, ruhunu acıtanları değil, yarının inşasında kendi ve bütün insanlık için yol açabilecek olanları hatırlar. Küçük gibi görünen her bir taş ile elinden geldiğince duvarını örmeye, içeride ve dışarıda kalacakları istiflemeye devam eder. Geçmişin bizi sürekli aynı yere çekmesine izin verirsek, bugünümüze, en önemlisi de kendimize olan inancımızı muhafaza edemeyiz. İnsanın gerçekte olan ile olmasını arzu ettikleri arasında sıkışıp kalmasının bir anlamı yok. Akledenler için güzel örnekler bulmak ise her zaman mümkün.

“Üzerine yemin edilen zaman, hakkı ve bâtılı ayıran duvarları hiçbir şekilde yok edip unutturmamıştır. Onun içindir ki, yol almayı ve yolda kalmayı amaç edinen ruhlar, geçmişlerini bir kambur gibi sırtlarında taşımazlar!”

Hakikatin peşinde bir an olsun tereddüt etmeden ömrünü geçiren, bütün varını bu yolda izhar edenlere selam olsun!