Gazze yarası

Ahlâk ve vicdan, insanı normal bir yaşam standardına döndürecek fısıltıya müsaade edebilir mi? Üzücü olan şu ki; devlet ve millet birliği içinde Gazze’deki soykırım ve katliama karşı durmaya çalışsak da içimize sızdırılmış ve yer etmiş Siyonistler, süreci sabote etmeye devam ediyorlar.

YARA bir değil, bin! Öyle ki, bin yerimizden vurulmuş, defalarca derdest edilmiş, acılar boyu yara bere içinde bırakılmış gibiyiz. Ölmüyoruz ama…

Şu son zamanlardaki nefes alışverişlerimizi tanımlamak için “yaşamak” fiili de liyakatli değil. Zaten dünya sözde medeniyetlerle kirletildiğinden beri, zulüm, acı ve haksızlık yer ve zaman farkıyla süregeliyor. Afrika, açlık ve susuzluğun ezberletildiği topraklar. Doğu Türkistan, Çin işkenceleriyle inleyen ama inlemeleri hava boşluğunda en ufak bir titreşim bile bırakmayan bir acı çukuru. Ya Arakan? Ya Afganistan, Irak, Suriye ve yüzyıllık acının birkaç aya sığdırıldığı Gazze?

Filistin, 75 yıldır İsrail zulmüyle sessizliğin mihrakında can çekişiyordu. İnsanlar evlerinden atılıyor, yollarda ve camilerde zorbalığa maruz kalıyor, çocuklar ve bebekler kaçırılıyordu. Mesnetsiz tutuklamalarla binlerce Filistinli hapse atılıyor, hücrelerde çeşitli işkencelere maruz kalıyordu. Filistinlilerin toprakları peyderpey işgal ediliyor, insanlar kendi yurtlarında mülteci konumuna düşürülüyordu.

Öyle bir acı, öyle uzunca bir zaman devam etmişti ki sonunda yiğit mücahitler (başta Kassam Tugayları) bu işgale, işkenceye, çocuk hırsızlığına “Dur!” diyecek bir adım attılar. Bu dünya üzerinde bugüne kadar atılmış adımların, icra edilmiş başkaldırıların ve hak arama eylemlerinin belki de en haklı olanıydı. Çünkü hâlihazırda terörist İsrail hapishanelerinde binlerce çocuk ve kadın tutuklu vardı. Ve hemen hemen hepsi, insanlıktan nasibini almamış İsrail sözde asker ve polisleri tarafından tacize, işkenceye maruz bırakılıyordu.

İsrail hapishanelerinde binlerce insan ya fizikî sağlığını hepten kaybetti ya da akıl sağlığından edildi. Ve tüm bunlar uzun yıllardır olagelirken, dünyadan arada bir yankılanan cılız bir ses dışında hiçbir yaptırım, hiçbir karşı çıkış duyulmamıştı. Yine en fazla Türk Devleti Gazze’ye ses olmaya, el olmaya çalıştı. Ne var ki, çoktan kuşatılmış pek çok Arap ve İslâm ülkesinin Siyonist uşağı liderlerinin sessizliği ve hatta İsrail yandaşı söylem ve eylemleri, Türkiye’nin de yapabileceklerini sınırlı bir vasatta tıkadı.

Uzun zamandır HAMAS’ın güçlendirilmesi, ülkesini savunacak bir donanıma erişmesi için gayret edenlerden biri de hiç şüphesiz biziz. Ve HAMAS, 7 Ekim’de haklı, insanî ve tam bir devlet aklıyla yüzyılın eylemini gerçekleştirdi. Ne sivilleri öldürdü, ne de Siyonistlerin iddia ettiği üzere çocuklara zarar verdi. HAMAS, sadece rehine hareketi başlattı ve bununla birlikte İsrail’in gizli belgelerini ele geçirdi. Elbette İsrail ve ABD gibi katil ruhlu oluşumlar, böyle bir mağlûbiyet karşısında tek bir şey yapabilirlerdi: Mağdur edebiyatına sığınarak sivil katliamlarını başlatmak…

Öyle de yaptılar. HAMAS’ı sivil ve çocuk katili olarak lanse etmekle kolları sıvadılar. Arkasından da dünyada benzeri görülmemiş bir sivil ve çocuk katliamına imza attılar. Yavaş yavaş dünyada Siyonist masallarının algısı yerle yeksan edildi. İsrail’in 75 yıllık cinayetleri, çocuk kaçırma operasyonları, evleri ve toprakları çalan bir hırsız örgüt olduğu hakikati, dünyanın tüm vicdanlı insanlarınca ayan oldu. Fakat ne var ki, kof, sahte ve niteliksiz BM ve Siyonizm işgali altındaki Orta Doğu ülkeleri, bunca zulme yüksek perdeden bir ses çıkarmayı başaramadı.

Ama tarihe not düşmek de bizim vazifemiz. Şu an itibarıyla katil-terörist İsrail, ABD finansörlüğünde, İngiltere-Fransa desteğiyle ve çeşitli AB ülkelerinin kabulüyle 20 binden fazla insanı öldürdü. Binlerce insan hâlâ enkaz altında, 10 bine yakın çocuk katledildi. Evler, okullar, fırınlar, hastaneler, ambulanslar, camiler, kiliseler ve aklımıza gelebilecek insana ait tüm yaşam alanları yıkıldı, bombalandı, tarumar edildi. İsrail bu soykırım hareketinde bugüne kadar kullanılmamış yeni ve yasaklı silahları da kullanıma geçirdi. Bu yeni silahların can yakma özelliği diğerlerinden hayli fazla. Bazı bombalar bir mahalleyi topyekûn yok edecek şiddette, bazıları ise insanları öldürmekten ziyade paramparça edecek kabiliyette. Zaten fosfor bombası ve benzer kimyasallarla pek çok insanın derisinde ciddî yanıklar ve oyuklar meydana getirildi.

Bir yandan da HAMAS’a diş geçiremeyen İsrail’in sözde ordusu IDF, sivilleri toplayıp bir alana yığıyor, onları soyup, videolar çekip aşağılıyor ve bu iğrençliği bir zafer narasıyla servis ediyor. Yine dünyaya bir yalan söylüyor ve bu topladıkları insanların HAMAS üyeleri olduğunu söylüyor. Ki öyle bile olsa, bu yapılan insanlık dışı eylem hiçbir vicdan tarafından kabul edilemez. Ama ne var ki, HAMAS’la savaştığını ileri süren tarihin en büyük yalancı kavmi İsrail, sadece sivillere güç yetirebiliyor. Çünkü görüntülerde açıkça görülüyor ki, topluca işkence ve aşağılamaya maruz bırakılan insanlar arasında çocuklar ve kadınlar yine sayıca fazla.

Tüm bunlar olagelirken ahlâk ve vicdan, insanı normal bir yaşam standardına döndürecek fısıltıya müsaade edebilir mi? Üzücü olan şu ki; devlet ve millet birliği içinde Gazze’deki soykırım ve katliama karşı durmaya çalışsak da içimize sızdırılmış ve yer etmiş Siyonistler, süreci sabote etmeye devam ediyorlar. Pek çoğu İsrail mallarını tüketmeye devam ederken, bir kısmı da çeşitli eğlence ve kutlamalar yaparak Gazze’ye gözlerini ve kulaklarını tıkayabiliyor. Bu Müslüman coğrafyada böylesi hadsizliğin ve vurdumduymazlığın yaşanıyor olması da ayrı bir yara. Fakat biz çok iyi biliyoruz ki, yüzyıldır bize anlatılan sahte tarih masalları ve kültürümüze, geleneğimize, dinimize, tarihimize yapılan bu iç odaklı saldırı, içimize yerleştirilmiş Siyonistlerin eseri. Çok şükür ki, bunlar da yavaş yavaş daha net konturlarla uykucuların bile gözlerini ovuşturup hakikate daha dikkatli bir göz atmasına neden oluyor.

Katil İsrail ve destekçileri bilmeliler ki, sivilleri ve masumları hedef alarak binlerce kişiyi öldürmek zafer getirmeyecektir. Şanlı Kassam Tugayları ve tüm mücahitler, sahada IDF teröristlerine kök söktürürken, yukarıdan bomba atıp kaçan korkak ve namert IDF sürüsü, adına “savaş” dediği bu soykırım ve katliamdan sağ çıkamayacaktır.

Ölenlerimiz şehit, kalanlarımız mücahit. Hasbinallahu ve ni’mel-Vekîl.