Gazze’de yaşanan trajedi

Zulümde ve alçaklıkta sınır tanımayan Siyonistlerin güdümündeki İsrail, İslâm’dan önce, Allah’a inananları, ateşli hendeklere atarak cezalandıran kâfir bir topluluk olan Ashâb-ı Uhdûd’un bugünkü versiyonudur. Akıl almaz zulümlere uğrayan Gazzeliler ise tek suçları Müslüman olmak ve vatanlarını korumak olan ve Ashâb-ı Uhdûd’un yaktıkları kişilerdir. Yakanlar küle, yananlar ise hakikatte güle dönüştüler. Neticede hak ve hakikat nazarında kazananlar yananlar, kaybedenler yakanlar oldu. Fakat zalimler bunu idrak edemediler…

Gazze’de 7 Ekim 2023’ten bu yana, dehşetli bir soykırım ve zulüm yaşanıyor


GAZZE’de 7 Ekim 2023’ten bu yana, sözde medenî dünyanın gözleri önünde, dehşetli bir soykırım ve zulüm yaşanıyor. Bu alçak saldırıların başlamasından bu yana neredeyse iki senelik bir zaman doldu dolacak. Fakat o günden bugüne değin, başta İslâm âlemi olmak üzere bütün dünya üç maymunu oynuyor. Görüyorlar, görmezden geliyorlar; duyuyorlar, duymazlıktan geliyorlar; böyle olunca da hakkı ve hakikati dile getirmiyorlar (yani konuşmuyorlar). Bu tutum yüce Kur’ân’ın Araf Suresi’nde (179. ayette) şöyle dile getirilir: “Andolsun biz, cinler ve insanlardan, kalpleri olup da bunlarla anlamayan, gözleri olup da bunlarla görmeyen, kulakları olup da bunlarla işitmeyen birçoklarını cehennem için var ettik. İşte bunlar hayvanlar gibi, hatta daha da aşağıdadırlar. İşte bunlar gafillerin ta kendileridir.” Böyle bir ayetin işaret ettiği sözde insanlardan olmak ne kadar da ürkütücü, değil mi? Yüce Allah bizleri (b)öylesi vicdanları körelmiş insanlar zümresinden uzak eylesin. 


Aksa Tufanı’ndan bugüne kadar 60 binin üzerinde Filistinli çocuk ve ihtiyar, kadın ve erkek şehit oldu. Filistinlilere kendi topraklarında bile yaşama hakkı tanınmadı. Siyonistler bu akıl almaz vahşilikleriyle ve barbarlıklarıyla kötülüğün yegâne temsilcisi olduklarını defalarca ispatladılar. Fakat ABD’nin ve AB ülkelerinin (özellikle Almanya’nın) İsrail’e olan desteği hiç kesilmedi. Almanya, soykırımcı liderleri Hitler’i affettirmek için günah çıkardı. 


Siyonistler hakikatte kendi acı sonlarını hazırladıklarının farkında bile değiller


Gazze’de iki yıldan beri hak, hukuk, insanlık ve adalet ayaklar altına alınarak tabir caizse paçavraya döndürülmüştür. İsrail’in zorbalıkla (eşkıyalıkla) işgal ettiği Gazze’ye insanî ve vicdanî değerler uzun zamandan beri uğramamaktadır. Şer ittifakının maddî ve manevî açıdan desteklediği saldırılar, katliam ve soykırıma dönüşmüştür. Gazze’de bir dram yaşanmaktadır. Buna savaş demek mümkün değildir. Zira Filistin’in savaşacak düzenli bir ordusu bile yoktur. Öte yandan İsrail bir devlet değil, ABD ve AB’nin destekleriyle ayakta duran bir terör örgütüdür. Bu yaşananlar bir Arap-İsrail Savaşı hiç değildir. Hedef İslâm’dır. 


Bozulmuş Tevrat’tan beslenen, fakat çoğu kere kitaplarında yazanlara da kulak asmayan terör devleti İsrail, Batı’nın ve ABD’nin Ortadoğu’daki bir üssüdür. Bu devletler ürettikleri yeni silahları bu acılı coğrafyada Filistinliler üzerinde denemektedirler. Yani Gazze’yi, bir çeşit açık laboratuvar, Filistinlileri de kobay olarak kullanmaktadırlar. 


Bugün korkunç bir harabeye döndürülen Gazze’de yaşananlar akıllara durgunluk vermektedir. Netanyahu’nun hiçbir zaman gerçek anlamda bir devlet olamayan İsrail’i, Hitler Almanya’sının yaptıklarını gölgede bırakıyor. İnsanlıklarını çoktan kaybetmiş ve insan kasaplığına soyunmuş Siyonistler, Gazze’deki mazlum kardeşlerimize her türlü işkenceyi reva görüyorlar. Gazzeliler son olarak da büyük bir açlık ve susuzlukla cezalandırılıyorlar. Öyle ki yüzlerce çocuk, kadın ve ihtiyar bu yüzden, vicdanını kaybetmiş dünyanın gözü önünde, vefat etti. Milenyum çağında insanların (çoğu henüz çocuk) açlıktan ölmesi ne demektir yahu?


Siyonistler Gazzelilerin evlerini başlarına yıkıyorlar. Onları memleketlerinden başka diyarlara göç etmeye zorluyorlar. 


Filistinlilerin çektiği acılar aslında yeni değildir. Bu acıların başlangıcı çok eskilere dayanmaktadır. 14 Mayıs 1948’de Müslümanlardan çalınan topraklar üzerinde kurulan İsrail’in her geçen gün zulüm ve işkencelerin dozunu artırdığı herkesin malumudur. Müslümanlar olarak inanıyoruz ki zalimlerim yaptığı zulümler asla yanlarına kalmayacaktır. Siyonistler hakikatte kendi acı sonlarını hazırladıklarının farkında bile değiller. 


Gazze’de yaşanan vahşet ve soykırım, ümmetin öncelikli meselesidir


Takdir edersiniz ki yaşlı dünyamızda bugüne kadar yüzlerce savaş yaşandı. Bu savaşlarda yüz binlerce insan öldü; milyonlarca insan yaralandı, sakat kaldı. Fakat bugüne kadar gerçekleşen savaşlar, Gazze'de yaşananlarla mukayese bile edilemez. Çünkü Gazze'de yaşanan bir savaş değil, düpedüz bir soykırımdır. Zira savaşın da bir hukuku ve ahlâkı olur. Savaşta çocuklar öldürülmez, kadınlara ve yaşlılara (genel anlamda sivillere) dokunulmaz. Savaş askerler arasında gerçekleşir. Bunda da orantılı güçler söz konusudur. Savaşta hastanelere ve okullara da dokunulmaz. İnsanların evleri başlarına yıkılmaz. Gazze'de yaşananlara baktığımızda bunun bir savaş değil, soykırım olduğunu açıkça görüyoruz.


Gazze'de yaşanan vahşet ve soykırım, ümmetin öncelikli meselesiyken hiç de oralı olmadıklarını büyük bir üzüntü içerisinde müşahede ettik. Bu, o coğrafyada (genelde Filistin'de, özelde Gazze'de) yeni bir mesele değilse de son birkaç sene içerisinde Siyonistler iyice zıvanadan çıktılar. Öyle ki taş taş üzerinde, baş baş üzerinde koymadılar. Alçaklıkta sınır tanımayan, iyice çukurlaşan Siyonist Yahudiler 1948’den bu yana yani tam 77 yıldır korkunç bir zulüm ve vahşet siyaseti güdüyorlar. Kendileri dışındakileri insan bile saymıyorlar. Fakat Filistinli kardeşlerimiz de onların baskı politikalarına pabuç bırakmıyorlar. Sadece mallarını ve topraklarını değil canlarını bile bu uğurda feda ediyorlar, geri adım atmıyorlar. Haysiyetsiz bir hayat yerine şerefleriyle aslanlar gibi ölmeyi tercih ediyorlar. Müslümanların ilk kıblesini çapulculara bırakmıyorlar, kanlarının son damlasına kadar mücadele ediyorlar. Ölümden korkmuyorlar, şahadet şerbetini kana kana içiyorlar. İşin kolayına kaçarak ve topraklarını bırakıp hicret (göç) etmiyorlar. Tüm dünyanın gözlerinin önünde canlarıyla geleceğe kalacak ve onları cennete taşıyacak kutlu bir destan yazıyorlar.


Mazlum ve mağdur Filistinli kardeşlerimiz İslâm'ın ilk kıblesi olan Mescid-i Aksa düşmesin diye bunca fedakârlık yaparken biz Müslümanlar hangi ahvâl üzere akşam sabah ediyoruz? Yaptığımız yegâne şey dudak (dil) eyleminden pek de öteye gitmiyor. Sokaklarda, caddelerde protesto eylemleri düzenliyoruz. Soykırımcı Siyonistleri lanetliyoruz. İslâm ülkelerinin dişe dokunur, sonuç belirler bir işi yok ne yazık ki. Başta İslâm'ın bugünkü kıblesinin içinde bulunduğu Suudi Arabistan olmak üzere Mısır, Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Kuveyt, Irak ve İran işin gırgırında. Ne yapıyorsa yine Türkiye yapıyor. 


İç cephede sürekli gedik açan bazıları “Yani şimdi bunca ekonomik meselemiz dururken kalkıp da İsrail'le savaşa mı girelim?” dediğini duyar gibiyim. Hepimiz biliyoruz ki savaşı savaşla durdurmak akılcı bir çözüm değildir. Fakat savaşı başlatan ve ısrarla sürdüren İsrail'e karşı caydırıcı olmak için birlik ve beraberlik içerisinde güçlü bir görüntü vermek gerekir. Hür ve tam bağımsız olmak için ümmetin beraber hareket etmesi lâzım. 


ABD, Batı ve İsrail zulmü karşısında Müslümanlar olarak neler yapabiliriz?


Gazze'de yaşanan acıları dindirmek için ümmetin bir ferdi olarak yapacağımız çok iş var. Yani “Ben bir fert olarak ne yapabilirim?” deyip bir kenara çekilemeyiz. Gazze için yapabileceklerimiz ve sorumluluklarımız, imkânlarımızda ilgili ve ilişkilidir. Bir siyasetçiyle bir ev hanımının, bir zenginle bir fakirin sorumlulukları aynı değildir. Herkes imkânları ölçüsünde sorumludur. Bunun ölçüsü (miktarı) ancak vicdan terazisiyle ölçülür. 


Başta Siyonistler olmak üzere, İslâm düşmanlarını ayakta tutan maddî imkânlarıdır. Zira dünyada ticaret onların tekelindedir. Onları buradan vurabiliriz. Bununla ilgili akla boykot geliyor haliyle. Fakat sadece İsrail kökenli malları boykot etmek yetmez. İsrail'i şımartan ve ona daima destek veren (tabir caizse savaş sponsoru olan) ABD ve AB ülkelerini de boykot etmeliyiz. Hatta bizden görünen, fakat hiçbir zaman bizden olmayan Arabistan gibi ülkeleri de boykot etmeliyiz. Çünkü İsrail'e sınırsız destek veren ABD'nin baş sponsoru da, koltuklarını korumak için ona her yıl milyarlarca dolar diyet ödeyen bu Arabistan ve türevi sözde Müslüman ülkelerdir. Bir süre de olsa Arabistan'a akıttığımız para musluklarını da kapatalım. Omurgasızlıklarının bedellerini onlara da misliyle ödetelim. Örnek vermek gerekirse en basitinden bir süre de olsa umreye gitmeyebiliriz. Böylelikle onlara yanlış içerisinde olduklarını yüksek sesle ve kararlılıkla haykıralım. Belki biraz dik dururlar. 


Boykotta devamlılık esastır. Hem sadece kendimiz Siyonistlerin mallarını boykot etmekle kalmayıp bu konuda çevremizi de bilinçlendirip boykotun ağını genişletmeliyiz. Yediden yetmişe bütün Müslümanları boykot hususunda duyarlı olmaya çağırmalıyız. Bu aslında tercihe bağlı, keyfi bir durum değil, aksine mecburiyettir. Aşağıdaki ayet bu manada indirilmiş bir çeşit ihtardır: “Allah, sizi ancak, sizinle din konusunda savaşan, sizi yurtlarınızdan çıkaran ve çıkarılmanız için destek verenleri dost edinmekten men eder. Kim onları dost edinirse, işte onlar zalimlerin ta kendileridir.” (Mümtehine Suresi, 9. Ayet)


Soframızdakileri kardeş Filistinlilerle paylaşmalıyız


“Müslüman’ım” demek bir iddiadır. Bunun ispatı zorunludur. Müslümanlar, kendileri gibi aynı değerlere sahip olan kardeşlerini her halükârda koruyup gözetmek mecburiyetindedir. Müslümanlar arasında kardeşlik hukuku tesis edilmelidir. Bunun tesisi için öncelikle empati (duygudaşlık) hissiyatı inkişaf ettirilmelidir. Bu konuyla ilgili birçok hadis-i şerif bizlere İslâm kardeşliğin gereğini izah etmektedir.  “Sizden biriniz kendisi için sevdiğini mü’min kardeşi için de sevmedikçe gerçek mümin olamaz.” (Tirmizî, Sıfatü’l-Kıyâme, 59) “Mü’minler birbirlerini sevmede, birbirlerine karşı sevgi ve merhamet göstermede tek bir beden gibidir. O bedenin bir organı acı çektiği zaman, bedenin diğer organları da uykusuzluk ve yüksek ateş çekerler.” (Müslim, Birr, 66) “Müslüman, Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu (zalimlere de) teslim etmez. Kim din kardeşinin bir ihtiyacını giderirse, Allah da onun ihtiyacını giderir. Kim bir Müslümanın bir sıkıntısını giderirse, Allah da onun kıyamet sıkıntılarından birini giderir. Kim bir Müslümanın (kusurunu) örterse Allah da kıyamet günü onu örter.” (Müslim, Birr, 58; Tirmizî; Hudud, 3)


Son iki seneden beri şiddetli bir biçimde soykırıma tabi tutulan Filistinli kardeşlerimiz için bilfiil para ve erzak yardımında bulunmak gerekir. Yardımların yerine ulaşmadığı bahanesine sığınamayız. Zira bu hususta çok titiz çalışan vakıf ve dernekler mevcuttur. Oradaki kardeşlerimizin bir somun ekmeğe ve bir kâse sıcak çorbaya muhtaç olduklarını hesap ederek bir Müslüman olarak soframızdakileri onlarla paylaşmalıyız. Böyle davranırsak soframızdakiler azalmaz, aksine çok daha bereketlenir. Zira vermekle fakir olunmaz. 


Gazzeli Müslümanlar büyük ve ağır bir imtihandan geçiyorlar


Genelde Filistinli, özelde Gazzeli Müslümanlar büyük bir imtihandan geçiyorlar. Sadece onlar değil, ümmetinin her bir ferdi de böylelikle imtihan ediliyor. Fakat iki milyarlık İslâm dünyasının iyi bir imtihan verdiği söylenemez. Öte yandan Gazzeliler başlarına ne gelirse gelsin, asla isyan etmiyorlar. En zor zamanlarda bile imanlarını, umutlarını ve Allah'a olan güvenlerini muhafaza ediyorlar. Zor bir imtihan veren Filistinliler hiçbir şekilde hak ve hakikat cephesini terk etmiyorlar. Onlar ki şeref ve vakarlarıyla şehit oluyorlar.


Başta Siyonistler olmak üzere, bütün şer güçlere karşı İslâm ittifakına maddî ve manevî güç kazandırmalıyız. Müslümanlar arasında birlik ve beraberliği tesis etmeliyiz. Zira karşı cepheye (Batı'ya ve ABD'ye) baktığımızda onların birbirlerini desteklediklerini ve Müslümanlara karşı güç birliği oluşturduklarını görüyoruz. Nerede bir Müslüman acı çekiyorsa ve zulme uğruyorsa kendimiz o çileyi çekmiş gibi sorumlu ve duyarlı hareket etmeliyiz. “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” gafletine ve bencillik tuzağına düşmemeliyiz. 


Bir Müslüman olarak Gazzeli kardeşlerimizin her türlü acısını paylaşmalı, bu konuda belli bir kamuoyu oluşturmalıyız. Gazze, Kudüs ve Filistin'le ilgili mitinglere, panel ve konferanslara katılarak sesimizi daha gür ve etkili bir biçimde bütün dünyaya duyurmalıyız. Bu durum mazlum ve mağdur Filistinli kardeşlerimize moral ve motivasyon kazandıracaktır. 


Özellikle Gazze'de olmak üzere Filistin'in dört bir yanında türlü işkencelere ve acılara duçar olan kardeşlerimize ısrarla ve samimiyetle her zaman dua etmeliyiz. Dua deyip de geçmeyelim. Peygamber Efendimizin dediği gibi “Dua müminin silâhıdır”. Yüce Allah Furkan Suresi'nin 77. ayetinin başında “(Ey Muhammed!) De ki: ‘Duanız olmasa, Rabbim size ne diye değer versin!’” buyurarak duanın hak katındaki ehemmiyetini açıkça ortaya koymuştur. Biz yeter ki ihlâsla dua edelim, yüce Mevlâ'mız duamıza icabet edecektir. 


Vandallıktan beslenen Siyonistler Ortadoğu’nun başına çökmüş bir belâdır 


Siyonizm son dönemlerde dünya politikasını belirlemede ne yazık ki çok etkili bir konumda bulunuyor. Adamlar küresel düzeydeki ekonomik ve teknolojik güçleriyle adeta dünyaya kafa tutuyorlar. Özellikle ABD'deki senato ve iki büyük politik grup olan Cumhuriyetçiler ve Demokratlar Siyonistler tarafından yönlendiriliyor. Oysa dünya nüfusunu düşündüğümüzde bir avuç insandan öte değiller. Hem bütün Yahudileri Siyonist olarak nitelendirmek doğru değildir. Dünyada Yahudi olduğu hâlde Siyonist olmayanlar vardır. Öte yandan Siyonist olduğu hâlde Yahudi olmayanlar da mevcuttur. Avrupa ve ABD'nin Yahudi olmadığı hâlde Siyonizme destek vermesi, onları her açıdan beslemeleri bunun yansımasıdır. Batı'nın ve ABD'nin Siyonizme açık ve sınırsız destek vermesi onları çok sevdiğinden değildir. Asıl sebep ta Haçlı seferlerine dayanan ortak İslâm düşmanlığıdır. Bilindik tabirle “Düşmanımın düşmanı dostumdur” düşüncesinin ete kemiğe bürünmüş hâlidir. 


Ticaretten güçlenen ve vandallıktan beslenen Siyonistler, fırsat buldukça bilinçaltlarındaki hayallerini (arz-ı mev'ud fikrini) hayata geçirmeye çalışacaklardır. Bu düşüncenin önündeki engelleri bir bir kaldırma niyetindedirler. Onlara karşı daima güçlü ve teyakkuzda olmak elzemdir. Onlar Ortadoğu'nun başına çökmüş püsküllü bir belâdır. 


Gazze’de yaşananlar İslâm düşmanlığının somutlaşmış hâlidir


Bugün Filistin'de sahneye konan, oyunun birinci perdesidir. Belli ki bu kanlı oyunun ikinci, üçüncü, belki beşinci perdesi de vardır. İlk perde uzun sürdüğü için ikinci perdeye henüz istedikleri gibi, ellerini kollarını sallayarak geçemiyorlar. Ölümden korkmayan ve tabir caizse ölümü korkutan kahraman Filistinliler ve onların silahlı kolu olan HAMAS çetin ceviz çıktı. Yeri geldi, aç susuz kaldılar. Milenyum çağını yaşadığımız bugünkü dünyada açlıktan öldüler. Başlarını koyacakları bir yastıkları, üzerinde yatacakları bir yatakları olmadı. Evlerini, arazilerini, sevdiklerini ve canlarını kaybetseler de asla teslim olmayı düşünmediler. Onların bu dirençli duruşu, başta Türkiye olmak üzere, diğer İslâm ülkelerini de, oyunun ikinci perdesini oynama tehlikesinden şimdilik korumuş oldu. Zira Siyonistlerin Yahudi inancındaki o sakat ve sapık arz-ı mev'ûd (vaat edilmiş topraklar) düşüncesi, başta Türkiye olmak üzere, birçok İslâm ülkesini tehdit ediyor. Çünkü va’dedilen topraklar Lübnan, Irak, Suriye ve Fırat havzasına kadar Anadolu’yu kısmen içine almaktadır. Siyonistler bunun peşindedir. Bunun adeta izini sürmektedirler. Fakat pabuç sandıklarından da pahalı. Zira Ortadoğu'daki omurgasız devletçikler buna izin verse de Türkiye asla müsaade etmez. 


Gazze'de yaşananlar, sadece orada yaşayanları ilgilendirecek kadar dar boyutlu bir mesele değildir. Gazze'de yaşananlar İslâm düşmanlığının somutlaşmış hâlidir. Bu da gösteriyor ki oradaki hikâye sadece Filistinlilerin hikâyesi değil, Türkiye'nin, KKTC'nin, Mısır'ın, Lübnan'ın, İran'ın, Irak'ın, Suriye'nin Ürdün'ün, Umman'ın, Birleşik Arap Emirlikleri'nin, Arabistan'ın, Katar'ın, Kuveyt'in, Yemen'in, Afganistan'ın, Pakistan'ın da hikâyesidir. Hedef İstanbul'dur, Lefkoşa'dır, Şam'dır, Tahran'dır, Bağdat'tır, Amman'dır, Abu Dabi'dir, Beyrut'tur, Maskat'tır, Doha'dır, Kâbil'dir, San'a'dır, İslâmabad'dır, Mekke'dir, Medine'dir. Bunu anlamamak içi ya gaflet içinde yaşamak ya da kör olmak gerekir. 


Çukurlaşan Siyonistler, Ashâb-ı Uhdûd’un bugünkü versiyonudur


Zulümde ve alçaklıkta sınır tanımayan Siyonistlerin güdümündeki İsrail, İslâm'dan önce, Allah'a inananları, ateşli hendeklere atarak cezalandıran kâfir bir topluluk olan Ashâb-ı Uhdûd’un bugünkü versiyonudur. Akıl almaz zulümlere uğrayan Gazzeliler ise tek suçları Müslüman olmak ve vatanlarını korumak olan ve Ashâb-ı Uhdûd’un yaktıkları kişilerdir. Yakanlar küle, yananlar ise hakikatte güle dönüştüler. Neticede hak ve hakikat nazarında kazananlar yananlar, kaybedenler yakanlar oldu. Fakat zalimler bunu idrak edemediler.


Müslümanlar, adı zulümle ve terörle özdeşleşen İsrail'i gözlerinde fazla büyütmemelidir. İsrail aslında dev görünümlü bir cücedir. Onu dev gösteren ABD ve Batı'dır. Onlar İsrail'den desteğini bir çekse İsrail'in mukavvadan sahte bir kahraman olduğu görülür. Öte yandan Ortadoğu'yu kan gölüne döndüren, Gazze'yi yakıp yıkan, Müslümanları açlığa mahkûm eden İsrail, ABD'nin ve Avrupa'nın (Batı'nın) son derece kullanışlı bir aparatıdır. ABD ve Batı ülkeleri kendi dertlerine düştüklerinde İsrail iyice zayıflayacak, tehdit olmaktan çıkacaktır. Zayıf bir İsrail de onlarca Müslüman ülke arasında tutunamayacaktır. Fakat bunun için de ümmet coğrafyasının birlik ve beraberlik içinde ve de her açıdan güçlü olması gerekir.