GAZZE’de bir insanlık dramına şahit oluyoruz. Dünyayı hiçe sayan terörist İsrail, kudurmuşçasına etrafa saldırırken, bir yandan da artık kuru bir nefesi kalmış Gazzelileri yok etmeyi ihmal etmiyor. Tıpkı elindeki Pitbull cinsi köpeğini insanların üzerine salıp onların feryatları karşısında kahkahalar atan şımarık şehir züppeleri gibi, Amerika da uluslararası hiçbir değeri, kanunu, yasayı kabul etmeyen bu teröristlerin mazlum ve silahsız insanları öldürmesinden, etrafındaki ülkeleri bombalamasından asla rahatsız olmuyor; sanki mazlumların feryatları karşısında daha da mutlu oluyor.
Dünyada Siyonistler ve onlara köpeklik etmeyi kendilerine vazife addeden yalakalar hariç, bütün insanlık ayağa kalkmış, feveran ediyor. Bu savaşı, bu katliamları, “İnsanlığın yüz karası olan İsrailli katilleri durdurun!” diye her gün dünyanın farklı bir köşesinde protestolar yapılıyor. Duyan kim, dinleyen kim!
Bu kadar yüzsüz, bu kadar duyarsız, bu kadar ahlâksız bir devlet, devlet olamaz zaten. İsrail, bir terör örgütünden başka nedir ki? Başındaki herif de olsa olsa bu örgütün baş eşkıyası olabilir.
İran ile yaşanan bir iki patırtının ardından, bu utanmaz örgüt çok şeyi unutturmayı başardı. Mısır’a kadar gelip Filistin sınır kapısına dayanan insanların feryatlarını, protestolarını füze sesleriyle bastırmayı başardılar. Ardından da Suriye’deki Dürzileri bahane ederek Şam’a saldırdılar. Güya Dürzi kardeşlerini zulümden kurtarıyorlarmış… Pişkinliğin bu kadarını şeytan bile düşünememiştir herhalde. Dünyada “zulüm” diye bir şey varsa ve “Onu icra eden zalim kim?” diye sorulursa, tek bir cevabı vardır: İsrail ve onun ağababası Amerika… Sen dünyanın en büyük zalimi, en cani kasabı, en arsız ve yüzsüz yaratığı iken nasıl oluyor da bir yerde var olduğunu iddia ettiğin bir zulme son vermek için başka bir ülkenin topraklarına saldırabiliyorsun? Kanımca, insan aklı ve vicdanıyla dalga geçen bunlardan daha aşağılık bir mahluk yoktur.
Senin bombalarla evlerini başına yıktığın, haritadan tamamen sildiğin, çoluk çocuk demeden zevkle öldürdüğün Gazze’deki kalan insanlar artık açlıktan, susuzluktan, ilaçsızlıktan ölüyorlar. İnsanlar senin uyguladığın zulümler karşısında çıldırdı, ölmek için dua ediyorlar. Zira ölenler kurtuluyor senin pis ellerinden.
Fransa, “Eylül ayında Filistin Devleti’ni tanıyacağım” dedi diye feryat figan ediyor, kınama üstüne kınama yayınlıyorsun. Ağababan Amerika da senin taş yemiş itler gibi çenilemen karşısında o da Fransa’yı kınıyor. Barış sürecine zarar verecek bir girişimmiş bu! Hangi barış? Adam açıkça söylüyor artık: “Sen barış istemiyorsun ki! Sen buradaki son fert ölmeden durmayacaksın. Barış falan olmayacak!” Sözde meclisinden operasyonları genişletme kararı çıkarmışsın. Yesinler senin terminolojini… Dünya da inandı mı sanıyorsun? Müttefiklerin bile bunun tam bir işgal girişimi olduğunu söylüyor. Yani sen dün haritada mercekle görülebilen bir nokta iken şimdi o coğrafyada bir nokta kadar bile Filistin istemiyorsun. Ayrık otu gibi yerleştin, gün be gün koca bir Filistin’i işgal ettin. Sana şimdi buralar da dar geliyor. Gözünü arz-ı mev’ud diye düşler kurduğun tüm Ortadoğu coğrafyasına diktin. Umarız vadedilmiş topraklar sizin için vadedilmiş mezarlar olur!
Tarihin çarpıtılması
Gelelim bize! Bizde de sana kuyruk sallayan, öldürdüğün her can karşılığında en az senin kadar mutlu olan ama bu sevinçlerini belli etmemek için her türlü maskaralığa soyunan zavallılar yok değil.
1492 yılında Engizisyon’dan kurtarılmak amacıyla bu ülkenin merhametine sığındığın günden beri, bu ülkenin yıkılması için akla hayale gelmeyen entrikaları icra ettin. Sabetay Sevi isminde bir akıl hastası mehdiliğini ilan etti, düştünüz peşine. Zoru görünce “Müslüman oldum” dedi, paçayı kurtardı. Siz de sözde Müslüman oldunuz. Dışarıda Müslüman, kendi içinizde her türlü domuzluğu irtikap ettiniz. Yetmedi, bu ülkeyi parçalamak için örgütler kurdurdunuz. “Vatan, hürriyet, kardeşlik, eşitlik” diye gaza getirdiğiniz akılsızları Mason localarında tekris ettirip kendinize merbut ettiniz. Utanmadan bu ülkenin padişahından Filistin’i istediniz. Vermeyince bu ülkeyi savaşa soktunuz, parça parça ettirdiniz.
Bu ülkeyi işgal ettiren işbirlikçilerinizi sanki bu ülkeyi kurtarmaya gelmiş halaskârlar gibi lanse ettiniz. Bu ülkenin körpe zihinlerini buna inandırdınız. Onlara “Sizin düşmanınız Osmanlı” dediniz. Zavallı millet Osmanlı’ya küfretti, atalarını reddetti. Bu ülkenin padişahını linç etmekle tehdit edip İngilizlerle bir olup vatan dışına çıkarttırıp bir İtalyan adasına attınız. Adı “İngilizlere kaçtı” oldu. İngiliz’e kaçan bir adam neden gidip de Londra sarayında İngiliz Kralı ile tavla oynayarak gününü gün etmedi acaba da cenazesine bile haciz konulacak durumda terk-i dünya etti acaba?

Ne demişti büyük lider Aliya: “Savaşta öldüğünüzde değil, asıl ona benzediğinizde yenilirsiniz.” Ey düşmanına âşık olan şaşkınlar! Ne zaman uyanacaksınız? Bütün dünya zulme lanet ederken, zalimi alkışlamaktan ne zaman vazgeçeceksiniz?
Madem o kaçmıştı, neden tüm Osmanlı ailesini çoluk, çocuk, kadın, yaşlı demeden yurt dışına sürdürdünüz? Onlara da “kaçtılar” deseydiniz, diyemediniz değil mi?
Bu vatanı işgal edenleri değil de bu işgale karşı direnen Osmanlı’yı düşman olarak öğrettiniz. Bu vatanı İngiliz’den, Fransız’dan, İtalyan’dan ve onların finosu Yunan’dan değil de Osmanlı’dan kurtarmış gibi hareket ettiniz. Herkes ecdadını düşman belledi. Bu ülkede kimsenin yapmaya cesaret edemeyeceği her türlü işkenceyi, zulmü işleyen Yunan ile hemen dost oluverdiniz, sarmaş dolaş fotoğraflar çektirdiniz.
Tarihi ters yüz ettiniz. Bu milletin benliğinden şeref sayfalarını, iftihar tablolarını söküp attınız. Tarih şuurunu yerle bir ettiniz. Yerine koyduklarınız uydurma, suni, sathi, yalan dolan öğretilerin ötesine geçemediği için köklerinden kopardığınız gençlerin oraya buraya savrulmasına sebep oldunuz.
“Araplar bizi sırtımızdan vurdu” diye bir yalan attınız ortaya, kendi ihanetinizi gölgelediniz. Dünyanın her bölgesinden gelen Yahudilerden lejyonlar oluşturup bize karşı savaştınız. Bize isyan eden beş bin bedeviye karşı sadece Rusya’dan gelen beş bin Yahudi’yi bize karşı savaştırdınız. Çanakkale’de bile Siyon Katır Birliği adı altında oluşturduğunuz birliklerle İngilizlere hem lojistik imkânı sağladınız hem de bize karşı kurşun sıktınız.
Yetmedi, Kudüs kapılarında çakılıp kalan İngilizleri, kurduğunuz NİLİ gibi casusluk örgütlerinin sağladığı istihbaratlarla yüreklendirerek, onlara çölde rehberlik ederek amaçlarınıza nail oldunuz ama sizi tarih hiçbir zaman hain olarak yazmadı. İhanetlerinizi örtmeyi başardınız. Bizim saf milletimiz de bunu yedi.
Arap düşmanlığını yaymaktaki kastınız bu milleti İslâm’dan soğutmaktı. Millet ile dini ve tarihi arasına öyle bir duvarlar çektiniz ki, adına çağdaşlık, laiklik, sekülerizm ve bilim gibi bir sürü yaldızlı sıfatlar eklediniz. Böylece körüklediğiniz Arap düşmanlığı, Filistin’e yerleştiğinizde size ses çıkarmayacak bir müttefik olabilmemiz için sizin için sihirli bir değneğe dönüştü. Sonra “Araplar topraklarını Yahudilere sattı” diye bir başka yalan daha uydurdunuz. Bu halka kutsal bildiği Filistin topraklarını “sattı” diye Araplara olan düşmanlığını daha da şiddetlendirdiniz. İşgallerin ardından “Devlet kurdum” dediğinizde sizi ilk tanıyan Müslüman ülke yine biz olduk. Araplarla savaştığınızda onları da satın aldığınız adamlarınızla sırtlarından hançerlediniz ama tarih bunları da yazmadı. Çünkü size hizmet edenleri darbelerle ülkelerinin başına geçirdiniz. Onlar da sizden öğrendikleri metotlarla halklarını kimyasal silahlarla zehirledi, hapislerde çürüttü. Hatta kendi insanlarının üzerine bombalar bile yağdırdı.
Sonunda insanları yenilmezliğine inandırdınız… Oysa İran ile girdiğiniz şu adını koyamadığımız çatışmada ne demir kubbeniz kaldı ne de yıkılmadık yeriniz…
Şimdi irtikap ettiğiniz zulümleri protesto etmek isteyen insanlarımıza devşirmeleriniz hakaretler ediyor. Mazlum Filistin bayraklarına tahammül edemeyen sözde çağdaş ve aydın cahiller bu bayrakları parça parça etmekle tehdit ediyor yöneticilerini. İslâm’ın Peygamberi’ne dil uzatıyorlar “Bizim liderimiz ülkeyi kurtardı, sizin Peygamberiniz ne yaptı?” gibi akıllara ziyan hezeyanlarıyla… Camilere, ezanlara, salalara, Kur’ân kurslarına, İmam Hatip Okullarına, dindarlara, başörtülülere tahammülleri olmadığı gibi her fırsatta düşmanlıklarını ifşa edip kinlerini kusuyorlar.
Ne demişti büyük lider Aliya: “Savaşta öldüğünüzde değil, asıl ona benzediğinizde yenilirsiniz.”
Ey düşmanına âşık olan şaşkınlar! Ne zaman uyanacaksınız? Bütün dünya zulme lanet ederken, zalimi alkışlamaktan ne zaman vazgeçeceksiniz?



