Gazze’de çocuk olmak: BM’nin sessizliği ve Batı’nın çifte standardı

Eğer uluslararası toplum gerçekten Çocuk Hakları Günü’nü anlamlı kılmak istiyorsa, Gazze’deki çocukların yaşam hakkını korumak için somut ve bağlayıcı adımlar atmalıdır. Eğer uluslararası toplum, özellikle de BM ve Batı dünyası, çocukların yaşam hakkını korumakta başarısız olursa, sadece Filistin’de değil, insanlığın tüm vicdanında telafisi imkânsız bir yara açılacaktır.

II. DÜNYA SAVAŞI sonrası ortaya çıkan tablonun yıkıcı etkileri, özellikle sivil kayıplar ve soykırımlar dünya barışını derinden sarstı. Bu tablonun bir daha yaşanmaması ve uluslararası barış ve güvenliği sağlamak için 24 Ekim 1945’te San Francisco Konferansı sonrasında imzalanan BM Antlaşması ile Birleşmiş Milletler (BM) kuruldu. Fakat BM, gelinen noktada kuruluş amacına hizmet etmek yerine BM’yi kontrol eden özellikle BM Güvenlik Konseyi’nin 5 daimi üyenin yön verdiği bir kurul hâline dönüştü. Halbuki BM, çok sayıda kuruluşu ile kuruluş amacına hizmet etmek çalışmalar yürüyor. BM nezdinde çocuklara yönelik de çok sayıda kuruluş çalışmalar yürütüyor. Bu çalışmaların temelini de Çocuk Haklarına Dair Sözleşmesi (ÇHS) oluşturuyor. 20 Kasım 1989’da Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’nda kabul edilen Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin (ÇHS) imzaya açıldığı gün dünyanın pek çok ülkesinde “Dünya Çocuk Hakları Günü” olarak kutlanıyor. ÇHS, çocukları sadece korunmaya muhtaç bireyler olarak değil, aynı zamanda temel hakların asli öznesi olarak tanımlıyor. Yaşama, gelişme, eğitim, sağlık, barınma ve katılım gibi haklar, bu sözleşme ile uluslararası hukukun bağlayıcı bir parçasını oluşturuyor.

Günümüzde 200’e yakın ülke tarafından onaylanan sözleşme, dünya üzerinde en geniş katılım gören insan hakları metni konumundadır. Dünya ülkeleri arasında ABD, ÇHS’yi onaylamayan tek ülkedir. Çok sayıda uzman, ABD’nin bu tutumunda İsrail’in Filistin coğrafyasındaki çocuk katliamlarının büyük payı olduğunu belirtiyor. 

Dünya Çocuk Hakları gününde ABD başta olmak üzere Batı dünyası, çocuk haklarını kutluyor. Bu konuda nutuklar atıyor. Raporlar yayınlanıyor. Bu raporlar yeri geldiğinde başka ülkeleri baskı altına almak için kullanılıyor. Ama söz konusu Gazzeli çocuklar olduğunda Batı dünyası, üç maymunu oynuyor. Hatta katliamlara açıklamaları ile meşrulaştırmaya çalışıyor. Bu tablo, BM’nin etkisiz yapısını, Batı dünyasının ise insan hakları söylemindeki ikiyüzlülüğünü açık biçimde ortaya koyuyor.

1924’te kabul edilen Cenevre Çocuk Hakları Bildirisi, çocukların korunmasına yönelik ilk uluslararası metindir. Daha sonra 1959’da BM Genel Kurulu’nda Çocuk Hakları Bildirgesi kabul edilmiştir. Ancak bu bildirgeler bağlayıcı değil, tavsiye niteliğindedir.

1989’da kabul edilen Çocuk Haklarına Dair Sözleşme, çocuk haklarını ilk kez uluslararası hukuk düzeyinde bağlayıcı hâle getiren metindir. Çocuk Hakları Sözleşmesi, ayrım gözetmeme, çocuğun yüksek yararı, yaşama, hayatta kalma ve gelişme hakkı, katılım hakkı gibi temel ilkeleri ana ilkeler olarak esas alıyor. Bu ilkeler kâğıt üzerinde evrensel ilkeler olmasına rağmen uygulamada aynı karşılığı bulmuyor. Daha doğrusu söz konusu Gazzeli çocuklar olduğunda ilkeler ve hukuk işletilemiyor, işletilmek istenmiyor…

Gazze’de çocuk olmak: Yaşam hakkı ve çocukluğun çalınışı

Gazze, 2007’den bu yana kara, hava ve denizden kuşatma altındadır. Gazze nüfusunun yarısına yakını çocuklardan oluşuyor. Dolayısıyla bölgeye yönelik her saldırı çocukları da hedef alıyor. Zaten İsrail’in sivil, kadın ve çocuk ayrımı yapma gibi bir hassasiyeti bulunmuyor. 2007’den bu yana yapılan saldırılarda ölen, yaralanan, sakat kalan insanlar arasında çocukların önemli oranda yer kaplaması bunu teyit ediyor. 

BM ve UNICEF raporlarına göre, 2014 Gazze saldırılarında ölen 2200 kişinin 500’den fazlası, 2021’deki çatışmalarda ölen 256 kişinin 67’si çocuklardan oluşuyor. 2023 ve 2024 yıllarında yaşanan operasyonlarda ölen çocuk sayısı ise artık on binlerle ifade ediliyor. Öyle ki UNICEF raporlarına göre Gazze’de her on dakikada bir çocuk ölüyor. Raporlar, 2025 yılında binlerce çocuğun yetim kaldığını, yüz binlercesinin ise eğitimden tamamen koparıldığını bildiriliyor.

Gazze’de çocukların çok büyük bir kısmı travma sonrası stres bozukluğu yaşıyor. Save the Children’ın 2022’de yayımladığı rapora göre, Gazze’deki çocukların yüzde 80’i sürekli korku, kaygı ve depresyon belirtileri gösteriyor. Bombardıman sesleri, yıkıntılar, ölü bedenler onların günlük yaşamının bir parçası hâline gelmiş durumda.

Ayrıca abluka nedeniyle temel sağlık hizmetlerine erişim son derece sınırlı kalıyor. Uluslararası kuruluşların raporlarına göre temiz suya erişim oranı yüzde 5’in altındadır. Yetersiz beslenme ve ilaç kıtlığı, özellikle bebek ve çocuk ölümlerini artıran en önemli etkenler arasında bulunuyor. Eğitim kurumlarının bombalanması, kuşaklar boyunca sürecek bir eğitim yoksunluğunu da ortaya çıkarıyor.  Kısacası Gazze’de çocuk olmak, yalnızca ölüm riski altında yaşamak değil, yaşamın her alanında sistematik bir hak kaybına maruz kalmak demektir. Gazze’de çocuk haklarına yönelik ne kadar aykırı durum varsa bunlar sistematik bir şekilde yapılıyor ve bu durum için başta BM olmak üzere Batı dünyası, özellikle de Batılı hükümetler sessiz kalıyor.

Uluslararası hukuk boyutu ve BM’nin çelişkileri

BM Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 6. maddesinde “Her çocuğun yaşam hakkı vardır” deniyor. Aynı şekilde 38. madde, savaş zamanlarında çocukların korunmasını garanti altına alıyor. 1949 Cenevre Sözleşmeleri de sivillerin ve özellikle çocukların savaşlarda korunması gerektiğini açıkça belirtiyor.

Ancak Gazze’de yaşananlar bu metinlerin kâğıt üzerinde kaldığını açıkça gösteriyor. BM başta olmak üzere çok sayıda kuruluş raporlar yayımlıyor, “derin endişeler” dile getiriliyor. Fakat hiçbir bağlayıcı adım atılmıyor. Bunun en önemli nedeni, BM Güvenlik Konseyi’ndeki veto mekanizmasıdır. ABD, İsrail’e yönelik her kınama ya da yaptırım kararını veto ederek, çocuk haklarının korunmasının önünde engel oluşturuyor.

Dolayısıyla BM, normatif düzeyde güçlü, pratik düzeyde ise etkisiz bir kurum görüntüsü veriyor. Çocukların yaşam hakkı, büyük güçlerin siyâsî çıkarlarına feda ediliyor.

Batı dünyasının çifte standardı: Ukrayna’ya merhamet, Gazze’ye sessizlik

Gazze’deki çocukların yaşadığı dram, Batı dünyasının çifte standardını en çıplak hâliyle ortaya koyuyor. Ukrayna örneği bunun en açık göstergesidir. Çünkü 2022’de Ukrayna’da başlayan savaşta çocuk ölümleri uluslararası gündemde geniş yer bulmuş, Batı basını her ölen çocuğu neredeyse isim isim haberlere yansıtarak çocuk haklarını kamuoyu gündemine taşımıştı. Avrupa Birliği, milyonlarca mülteci çocuğu kabul etmiş, UNICEF büyük bütçelerle destek sağlamıştı. 

Ancak Batı dünyasında Gazze’deki çocuk ölümleri çoğu zaman “istenmeyen durum” olarak tanımlanıyor. Benzer durum Irak işgalinde de söz konusu idi. Batı dünyası Irak’taki çocuk ölümlerini “terörle mücadele” söylemleriyle meşrulaştırmıştı.

Medya dili de bu çifte standardı pekiştiriyor. Batı basını, Ukrayna’daki çocukları “masum kurbanlar” olarak sunarken, Gazze’deki çocukların ölümünü “çatışmanın kaçınılmaz sonucu” şeklinde kamuoyuna taşıyor. Böylece Gazze’deki çocuklar insan değil, istatistiksel veri hâline geliyor. Daha doğrusu Batı dünyası bu gözle olaya bakıyor.

Bu tutum, Batı’nın insan hakları söyleminin evrensel değil, çıkar odaklı olduğunu açıkça gösteriyor. Gazze’deki çocukların yaşadığı dram, BM’nin ve Batı dünyasının insan hakları konusundaki samimiyetini test eden en önemli örnektir. Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin en temel ilkeleri, Gazze’de sistematik olarak ihlal ediliyor. BM, siyâsî dengeler nedeniyle etkisiz kalıyor. Batı ise çıkarlarına göre seçici bir duyarlılık gösteriyor. Ukrayna’daki çocuklar ile Gazze’deki çocukları aynı kefeye koymuyor.

Bu tablo, insan hakları söyleminin evrensel bir değer olmaktan çok, siyâsî bir araç hâline geldiğini gösteriyor. Eğer uluslararası toplum gerçekten Çocuk Hakları Günü’nü anlamlı kılmak istiyorsa, Gazze’deki çocukların yaşam hakkını korumak için somut ve bağlayıcı adımlar atmalıdır. Eğer uluslararası toplum, özellikle de BM ve Batı dünyası, çocukların yaşam hakkını korumakta başarısız olursa, sadece Filistin’de değil, insanlığın tüm vicdanında telafisi imkânsız bir yara açılacaktır.