Gazze Ateşkesi: Türkiye’nin garantörlüğü ve 75 yıllık tiyatronun sonu

7 Ekim 2023’te başlayan Hamas direnişi, dünyada yeni bir nizamın müjdecisidir. İstiklal savaşları, özgürlüğünü arayan toplumlara büyük bedeller ödetir ancak o toplumları da bir hikâyesi ve tarihi olan bir topluma dönüştürür. Hamas ve Filistin halkı iki yıldır çok büyük bedeller ödediler ancak kendi topraklarında özgürce yaşayacakları bir ülkenin de sarsılmaz temellerini attılar.

AZİZ Okurlar… Geçen bir ay içerisinde içimizi yakan Gazze sorunu ne hâle gelmiş, bir göz atalım: Malûmunuz, bir avuç kara parçası olan Gazze’de, İsrail’in iki yıl boyunca Filistin toplumu üzerinde uyguladığı bir zulüm vardı. Bu zulüm, soykırım ve katliamın bir devlet politikası olarak vücut bulmasından başka bir şey değildi. Hep şunu söyledik: Zulüm ile abat olunmaz… Zira zulüm ile abat olacaklarını sananlar, esasında Yüce Yaratıcı ile cenge girmiş nasipsiz bir Firavun ve onun ordusundan başkası olamazdı. Tarih bize göstermiştir ki, iman edip Allah için cenge giren az bir topluluk, imandan nasibi olmayan ve kendini güçlü hisseden kof bir topluluğa daima üstün gelmiştir.

Mute Savaşı’nda Halit Bin Velid, düşmanın kendisinden onlarca kat üstünlüğüne bakıp da savaşa girmeseydi, o gün Müslümanlar acı verici bir hezimete duçar olurlardı. Ama o mümin komutan ne yaptı? Kuvvetlerinin azlığına bakmayarak imanının ve Peygamber buyruğunun gereğini yaptı: Düşmandan yüz çevirmeden mücadele etmek ve sonucu Allah’a bırakmak… Galibiyet daima Yüce Allah’ındır. Galip gelenler ancak O’nun lütuf ve ihsanı ile galip gelirler. Bu bapta, olayların zahiri bizi yanıltmamalıdır. Muhakkak ki Allah, zalim bir topluluğa karşı daima mazlumların yanındadır.

İsrail ava giderken avlandı

İşte Gazze’deki bir avuç Müslüman, bir avuç kara parçasında, asrın en çetin ve ibretamiz direniş mücadelesini verdi. Karşısındaki zalim güç, Filistinlileri vatanından cüda kılmak ve Gazze topraklarını Filistinlilerden arıtmak için eşine emsaline rastlanmayan bir vahşetle iki yıl boyunca mütemadiyen yaktılar, yıktılar, öldürdüler, bombaladılar, aç ve susuz bıraktılar, ilaçsız ve doktorsuz bıraktılar. Ama yaptıkları zulüm, o küçücük kara parçasında yaşayan insanların sadece imanlarını takviye edip azimlerini biledi ve onları şehadet şerbeti içmeye can atar bir hâle getirdi.

Aziz Okurlar… Vursanız ölmeyen, yaksanız yanmayan, yıksanız direnen, susuz bıraksanız buluttan su içen, aç bıraksanız Allah’ın merhametinden beslenen bir topluma karşı bir zalim sürüsünün yapacağı hiçbir şey yoktur. Nitekim olmadığını da geçen iki yıl içerisinde açıkça gördük. Ne oldu? İsrail ava giderken avlandı. “Ben Gazze topraklarını önce işgal, sonra ilhak ederim, ardından da buradaki üç milyon Müslümanı Mısır’a, Ürdün’e ve Lübnan’a sürgün ederim” diye yola çıktı. Başta mağduru oynayıp dünyanın büyük bir kesiminin desteğini de arkasına aldı. Küresel çaptaki medya desteğiyle, insanların gözünün içine baka baka sinsi bir algı oyununa girişti.

Elinde ilkel füzeler, basit havanlar ve piyade silahlarından başka bir şey olmayan bir avuç Filistinli mücahit, arkasına ABD, Avrupa Birliği, küresel sermaye ve medyanın desteğini almış bir İsrail’i zelil ve zebun etti. İsrail, günün sonunda hamisi ABD, devşirmesi Almanya ve iktidardaki kuklası İtalya dışında haysiyet, vicdan ve izan sahibi bütün devletler tarafından terk edildi. Başta mağduru oynayan şımarık ve mağrur bir devletin, sonunda zalim ve kan içici bir devlet olduğu bütün dünya tarafından apaçık görüldü. Küresel vicdana sahip dünya kamuoyu, İsrail lobileri tarafından ele geçirilmiş iktidarların aksine, o zalimleri vicdanlarında mahkûm etti. İsrail vatandaşlarını dünyanın her tarafında sorguya çekti, hesap sordu ve hor gördü.


Ne mutlu tek millet olan küfrü, imanın aydınlığında boğanlara… Ne mutlu, zulüm karşısında masumların dili ve vicdanı olanlara... Ne mutlu mümin kardeşinin gözyaşını silmek için bütün imkânlarını seferber edenlere ve ne mutlu dünyanın vicdanı olan bir ülkenin mensubu olanlara…

Katar saldırısının başarısız olmasında bütün ülkelerin parmağı sadece bir ülkeyi gösterdi

İsrail, Filistin’de yaptığı zulüm, katliam ve soykırım yetmezmiş gibi, bir de gizli ajandasını açık ederek arz-ı mev’ud topraklarının peşine düştü. Bu amaçla Lübnan, Suriye ve son olarak da İran’a saldırması dünya kamuoyunun gözünü fal taşı gibi açtı. Küresel medyanın İsrail’in kontrolünde zihinleri uyuşturmasından dolayı insanların bir komplo teorisi zannettikleri arz-ı mev’ud, bizzat İsrail Başbakanı Netanyahu tarafından dile getirildi. İsrail’in basın yayın organları tarafından bu batıl ütopyanın haritaları çizilip tetikçi yorumcuları tarafından buraların nasıl ele geçirileceğinin analizleri yapıldı.

Ancak evdeki hesap çarşıya uymadı. İsrail’in, İran’ın nükleer füze geliştirmesine mâni olmak bahanesiyle giriştiği saldırı, gaflete dalmış gözleri bir kez daha açtı. Bu zorbalık, İran’ın beklenmedik şekilde mukabele etmesi ve İsrail’e hesap ettiğinden fazla zarar vermesiyle sonuçlanınca ABD devreye girip ateşkesle bitirmek zorunda kaldı. Bu tablo, her saldırısında galip gelmeye alışmış İsrail’in özgüven binasının çatısını uçurmaya kâfi geldi. İsrail’in asıl büyük hatası ise, ateşkes görüşmeleri için Katar’da bulunan Hamas yetkililerine yirmi uçaklık bir filo ile suikast saldırısında bulunmasıydı. ABD’nin himayesinde olan Katar’ın böyle bir saldırıya uğraması, genelde uluslararası toplumu ve özelde de Türkiye ve diğer Ortadoğu ülkelerini derin bir endişeye ve öngörülemez bir ihanete uğrama duygusuna sevk etti.

Bir an düşünelim Aziz Okurlar… ABD Başkanı Trump büyük bir gösteri ve şov ile Arap ülkelerini ziyaret ediyor, “Ben varken size kimse dokunamaz” vaadiyle Körfez’den trilyonlarca dolar haraç alıyor. Ancak arkasından bir de bakılıyor ki, Katar’daki ABD üssü aradan çekiliyor, İsrail’e gerekli istihbaratı sağlıyor ve katli bir devlet politikası hâline getirip suikastı bir çözüm yöntemi olarak gören İsrailli cellâtların Katar’ı vurmasına onay veriyor.

ABD’nin örtülü ve İsrail’in açık Katar saldırısının başarısız olmasında bütün ülkelerin parmağı sadece bir ülkeyi gösterdi. O ülke de Ortadoğu’nun en büyük ve güçlü istihbarat ağına sahip olan Türkiye idi. Türkiye bu suikast saldırısını önlemedeki rolünü açık etmedi etmesine ama aşikâr bir sırdır ki bu saldırıyı önleyecek yegâne güç ve kudret de sadece onda vardı.

Hindistan-Pakistan çatışmasında Türkiye’nin elinde bulunan bazı dijital teknolojilerin karşı tarafın elektronik aygıtlarını çökertmekte ne kadar güçlü olduğu Hintli uzmanlar tarafından dile getirilmişti. Katar saldırısı vesilesiyle İsrail ve destekçilerinin suikast teknolojilerine karşı Türkiye’nin elindeki elektronik istihbarat aygıtlarının ne kadar etkili olduğu açık edilmese de saha şartlarında bir kez daha teyit edildi.

Gazze’de de ancak Türkiye’nin içinde bulunup garantör olacağı bir ateşkes anlaşması gerçekçi olurdu

Aziz Okuyucular… İsrail, Katar saldırısından sonra ABD’nin pozisyonunu da zora soktu. ABD en azından ikili oynayarak işi bir şekilde götürüyor ve Körfez’in cari işlem fazlalarıyla dolmuş kasalarını bu ikiyüzlü siyaset ile yarı yarıya boşaltıyordu. Ancak İsrail’in suikast saldırısının başarısız olması ve bu saldırıya ABD ve müttefiklerinin üç maymun oyunuyla destek vermesi, yetmiş beş yıldır oynanan bir tiyatronun sonunu getirdi. Hamilerinin açık ihanetini gören Arap şeyhleri, İsrail’in Filistin üzerindeki zulmünü sona erdirmemesi hâlinde İbrahim anlaşmalarından çekileceklerini, dolayısıyla ABD’nin açıklarını finanse edemeyeceklerini söylemiş oldular. ABD’ye bomba atmaktansa, ona hibe nitelikli haraç verilmeyeceğini söylemek daima daha etkili bir sonuç üretir. Dini imanı ve politikası para olan Trump’ın böyle bir neticeyi göze alamayacağı açıktı.

Trump’ı ne kadar eleştirirsek eleştirelim, ikinci başkanlık döneminde Netanyahu’nun ütopik siyaset tarzına pek sıcak bakmadı. Zira onun önceliği, doğuda devâsa bir güç hâline gelen Çin ile mücadele etmekti. ABD önce Irak ve Afganistan’da oyalanmış ve bu süreç içerisinde Çin muazzam bir yükselişe geçmişti. Şimdi ise birileri ABD’yi Ortadoğu’da kurguladıkları bir tiyatronun içerisinde tutmak ve ABD burayla meşgulken Çin’i daha da ileri itmek istiyordu. Trump küreselcilerin bu oyununu görüyor lakin ABD içerisindeki bütün sivil toplum kuruluşlarını, devlet aygıtlarını, istisnasız medyanın bütününü elinde bulunduran İsrail orijinli lobilere karşı duramıyordu. Özellikle geçmişte oluşturulmuş suç dosyalarının bir kılıç gibi sallanması, Trump’a her karşı hamlesinde geri adım attırıyordu.

ABD bu şekilde Ortadoğu’da oyalanırken, Çin silahlanma yarışına hız veriyor ve Tayvan’ıbir fırsatını bulup işgal etmeyi düşlüyordu. Vaktinde Doğu Türkistan’ı nasıl yuttu ise, Tayvan’ı da aynı şekilde yutmak ve bundan alacağı psikolojik güçle ABD’ye bayrak göstermenin hesaplarını yapıyordu.

ABD’nin Ortadoğu’daki bu bataktan çıkmak için işbirliği yapacağı tek makul aktör Türkiye idi. Zira İran’ın Hamas denkleminden çıkarılmasından sonra, denkleme Hamas üzerinde gizli hesabı bulunmayan bir aktör olan Türkiye girmeliydi. Türkiye’nin tek amacı, Filistinlilerin, üzerinde güvenle yaşayacakları özgür bir ülke oluşturmaktı. Zaten Gazze’de de ancak Türkiye’nin içinde bulunup garantör olacağı bir ateşkes anlaşması gerçekçi olurdu. Bu anlaşmadan Türkiye çekilirse, özünde kırılganlıklar barındıran bu ateşkesin akim ve neticesiz kalması kuvvetle muhtemel idi.

Ayrıca Türkiye gerek İslâm ülkeleri gerek tarafsız üçüncü dünya ülkeleri ve gerekse bütün dünya kamuoyu nezdinde yumuşak güç olan diplomatik hünerini çok başarılı bir şekilde kullanıyordu. MİT Başkanı ve Dışişleri Bakanı, gizli açık her toplantıda yönlendirici ve etkin bir aktör olarak boy gösteriyordu. Türkiye’nin bu mekik diplomasisi somut meyvesini verdi ve sonuçta ABD, İsrail’in bütün itirazlarına rağmen Türkiye’yi yanına alıp Mısır ve Katar’ı dahil ederek bütün dünyanın beklediği ateşkes anlaşmasını Mısır’da hayata geçirdi.

Hamas direnişi, dünyada yeni bir nizamın müjdecisidir

Aziz Okurlar, bu ateşkes anlaşmasına garantör olarak Türkiye’nin dahil edilmesi, İsrail’in 75 yıldır hadsiz hesapsız hırsa kapılarak arz-ı mev’ud denen bir ütopyanın peşine düşmesinin sonunu getireceğe benziyor. Şu gerçek hepimizin malumudur: Yarın bir gün Türk askeri garantörlüğün bir gereği olarak Gazze’ye sembolik sayıda bir askerî birlik çıkarırsa, İsrail için “yandı gülüm keten helva”…

Ne demiştik? 7 Ekim 2023’te başlayan Hamas direnişi, dünyada yeni bir nizamın müjdecisidir. İstiklal savaşları, özgürlüğünü arayan toplumlara büyük bedeller ödetir ancak o toplumları da bir hikâyesi ve tarihi olan bir topluma dönüştürür. Hamas ve Filistin halkı iki yıldır çok büyük bedeller ödediler ancak kendi topraklarında özgürce yaşayacakları bir ülkenin de sarsılmaz temellerini attılar. Bu işin sonunda İsrail’e muhtemelen 1967 sınırları içerisinde kalan bir hudut çizilecek ve özgür Filistin Devleti ise ABD’nin de tanımasıyla muhakkak surette kurulacaktır. Artık buna dünyada hiçbir gücün mâni olamayacağı anlaşılmıştır. ABD bütün silahlarını verdiği ve dünyanın bütün sermayesi arkasında durduğu hâlde, İsrail bir avuç mümin mücahit karşısında acı bir hezimete uğramıştır.Askerî olarak hezimete uğramıştır, siyasî olarak hezimete uğramıştır ve iktisadî hezimete uğramıştır. Hele uğradığı psikolojik bir hezimet vardır ki, bu şoktan sonra İsrail’in bir daha etrafındakilere efelenecek mecali kalmayacaktır.

Aziz Okurlar, Mısır’da imzalanan ateşkes anlaşmasında iki başat aktör vardı: Biri ABD, diğeri de Türkiye… Mısır ve Katar’ın konu mankeni olduğu herkes tarafından biliniyordu. Hele bir de dekor olarak çağrılan ülkeler vardı ki, evlere şenlik! Bir zamanlar dünyaya nizam veren ve güneş batmayan bir imparatorluğun sahibi olan İngiltere masanın dışında kalıyordu.  Kendisinde bir Napolyon kudreti vehmeden Fransa Başkanı Macron, fark edilmek için şirinlikler yapıyordu. Türkiye’ye karşı her hayırlı girişime “olmaz” diyerek kasılıp tasmasını tutanlardan her olumsuz tavra bir aferin alan Almanya bir saksının ardında kalıyordu. Kardeşlerinin katili İsrail ile kadeh tokuşturan Arap şeyhleri, utançlarından masa arkasına geçecek yüz bulamayıp vekillerini gönderiyorlardı. İtalya’da aslan gibi kükreyen Meloni, Trump’ın eteğine kedi gibi sürünüyor, Yunan Başbakanı Miçotakis, Trump’tan bir iltifat bakışı almak için el pençe divan durup her fotoğraf karesine sırıtan bir kelleyle girmeye çalışıyordu.  

Türkiye’de olayların aksi yönüne koşarak dünya olaylarını algılamadaki idraksizliğiyledünya çapında bir mizah unsuru olan muhalefet, daha üç beş yıl önce Türkiye’nin “değerli yalnızlığından” bahsederek akılları kendi akıl çapında olanlara propaganda yapıyordu. Ne oldu? Dünyadaki gelişmeleri çok iyi okuyan ve hatta onun da üzerinde argümanlar geliştiren “Türk Devlet Aklı”, günün sonunda dünyanın en büyük gücü olan ABD ile eşit şartlarda bir anlaşmaya oturup kendisine İsrail’in bütün itirazlarına rağmen garantör olarak tescil ettirdi. İşte bugün geldiğimiz şu nokta, içimizdeki gafil ve çapsızların ağzına kapak olan bir öngörü zaferidir.

“Sen doğru olursan, eğri belasını bulur” demiş atalarımız

Aziz Okurlar, gözünüzden kaçmamıştır: Ateşkes Antlaşması’nın yapılacağı gün, ABD derin devleti içerisinde İsrail ile işbirliği içerisinde olan bir hizip, o gün anlaşma masasına İsrail Başbakanı Netanyahu’yu da getirmek istediler. Bu teşebbüs, Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından mahkûm edilmiş bir katili aklamanın en güzel yoluydu. Peki, bu teşebbüsü kim bozdu? Türkiye… ABD ve Mısır bir oldu bitti ile Netanyahu’yu anlaşmanın yapılacağı Şarm El Şeyh’e getirmek istediler. Ancak Başkan Erdoğan bu haberi alınca, uçağını havaalanına indirtmeyerek bir müddet havada tuttu ve o katilin gelmesi durumunda anlaşmaya katılmayacağını ABD heyetine iletti. Türkiye’nin bu tutumu diğer İslâm ülkelerini de ateşledi ve onlar da böyle bir ateşkese gözlemci olarak katılmayacaklarını ilan ettiler. Bu durumda ABD mecburen geri adım atarak Netanyahu denen katili Mısır’a getirmekten vazgeçti.

Aziz Okurlar… Bu anlaşma yapılmadan önce Birleşmiş Milletler toplantısına katılmak için ABD’ye giden Erdoğan’ın Başkan Trump’la yaptığı görüşme hakkında, İsrail’in kontrolünde olan küresel medya ve o medyanın oyuncağı olan Türkiye’deki muhalefet, garip bir kara propagandaya girişti. Erdoğan şunları vermiş, Erdoğan bunları vermiş, ülkeyi satıyormuş... Yani bildiğiniz yalan mekanizması her zaman olduğu gibi gizli bir el tarafından yine harekete geçirildi. Peki, günün sonunda ne oldu? Hem dünya medyasının hem de bizim muhalefetin dili boğazına kaçtı. “Şunu sattı, bunu sattı” dedikleri Başkan Erdoğan, en etkin aktör olarak Mısır’daki anlaşmaya bir alâ-yı vâlâ ile gitti ve Filistinli mazlumların iki yıldır akan kanlarını, gözyaşlarını, açlıklarını ve ümitsizliklerini dindirdi.

“Sen doğru olursan, eğri belasını bulur” demiş atalarımız. Türkiye’yi yalnız olmakla ve yalnız kalmakla suçlayanlar, ülkenin izlediği doğru politikalar neticesinde doğrunun eğriye karşı kazandığı siyâsî zaferi görmüş oldular. Bu açık gerçeğe rağmen kıt akıllı müfterilerinutanacaklarını sanmıyoruz. Bu açık hakikati dile getirmedeki amacımız, doğru bilinen yola bazen tek başına gitme cesaret ve iradesine sahip olanların şartlar ne olursa olsun mutlaka başarılı olacaklarını vurgulamaktır. 

Ne mutlu, zulüm karşısında masumların dili ve vicdanı olanlara

Aziz Okurlar… Çok yakında bağımsız bir Filistin devletinin kurulduğunu hep beraber göreceğiz. Bu devletin teminatı olan Hz. Peygamber ordusunun kutlu neferleri Mehmetçiklerin al bayrak altında özgür Gazze’de boy göstermelerine şahit olacağız. Gazze’de her cadde ve sokakta vakur bir şekilde salınan Türk bayraklarına bakan İsral’in sinir krizleri geçireceğini göreceğiz. Arz-ı mev’ud peşinde koşup bizim sınırlarımıza konuşlandırmak istediği kukla yapının Suriye’de güneş görmüş kar gibi erimesini izleyeceğiz. İsrail bize doğru gelmeyi hayal ederken, biz onun üzerine Suriye’den, Gazze’den, Lübnan ve Akdeniz’den kâbus gibi çökeceğiz. Atalarımız “Katı zor oyunu bozar” demişlerdir. Güçlünün haklı olduğu, eli silahlının sivile ahkâm kestiği bu dünyada artık oyunu biz de kuralına göre oynuyoruz. Topumuz yoktu alasını yaptık, tüfeğimiz yoktu en iyisini ürettik. Füzemiz yoktu, fezayı fethedecek füzeler imal ettik. İHA ve SİHA’mız yoktu bu konuda dünyanın bir numarası olduk.  Radarlarımız yoktu, İsrail’de uçan kuşların cinsiyetini tayin edecek radar ekranlarına sahip olduk. Gemi ve deniz altılarımız yoktu, tersanelerde yedi yirmi dört kızaklara savaş gemileri sürüyoruz. Uçağımız yoktu KAAN’ın ucunu gören düşmanlar dostluk nutukları atmaya başladı.  

Ne mutlu tek millet olan küfrü, imanın aydınlığında boğanlara… Ne mutlu, zulüm karşısında masumların dili ve vicdanı olanlara... Ne mutlu mümin kardeşinin gözyaşını silmek için bütün imkânlarını seferber edenlere ve ne mutlu dünyanın vicdanı olan bir ülkenin mensubu olanlara…