ASIRLIK yangının sonunda ve on altı yıllık açık hava hapishanesinin yaşandığı Gazze’de kendini savunma pozisyonunda olan Hamas 7 Ekim 2023 tarihinde “Aksa Tufanı” ismiyle katillere karşı operasyon yaptı.
Bu operasyonu fırsat bilen katil devlet, Hamas’ı kötü göstermek için kendi halkının canına kıyma pahasına plan yaptı. O gün ölen Yahudilerin büyük kısmını İsrail helikopterleri ve tankları öldürdü ama kimse bununla ilgilenmedi. Çünkü yıllarca zulüm gören Gazze halkının seçilmiş topluluğu İsrail’e karşı bir eylem gerçekleştirmişti ve bu durum herkes için yeterliydi.
O gün başlayan soykırım iki yıl sonra dünya halklarının karşı konulamaz tepkisi sonucu yöneticilerin ve Filistin meselesini kendisine dert edinmiş ülkemin diplomatik ataklarıyla durduruldu. Tuhaf olan, barış sürecinde yaşananlardı. Barışın mimarı görünen ABD Başkanı D. Trump, farklı yerlerde farklı açıklamalarda bulundu. Bu açıklamalardan birinde çoğu kimsenin üzerinde bir daha düşünme gereği duymadığı cümle dikkat çekiciydi: “Bu aşamaya ulaşmak 3000 yıl sürdü.” Bu cümle, ne dediğini bilmez bir politikacının öylesine söylenmiş sözü müydü? Bu bir gaf mı, yoksa gaflet mi?
3000 yıl öne ne oldu, tarihte neler yaşandı ve nasıl oldu da o tarihlerde barış bozuldu? Bunca zaman ne oldu da barış tesis edilemedi? Bu soruları irdelemek, o basit kelimelerle kullanılmış cümlenin ardında yatan gerçeğe uzanabilmeyi kolaylaştıracağı kanısındayım.
Hz. Davud (as) M.Ö. 1000’li yıllarda hüküm sürmüş bir peygamberdir. Hz. Davud’a peygamberlik verilmeden önce bölgede yine kargaşa hâkimdi. Bugünlerde çoğu kimsenin duyduğu ama tam olarak ne olduğunu, nasıl olduğunu bilmediği Talut ve Calut (Golyat) kıssası o döneme denk gelir. Rivayetler ve tarihsel kaynakların ışığında olaya bakmak gerekirse genel itibariyle şöyledir:
İsrailoğulları, Hz. Musa (as) sonrasında kendilerine gönderilen peygamberlere iman edip Tevrat’ta yer alan İlâhî emirleri hatırlıyor ve inançlarını yineliyorlardı. Ancak o peygamberin vefatından sonra hemen İlâhî emirleri tahrif edip yoldan sapıyor ve bozgunculuk çıkarıyorlardı. Yine benzer bir durumun yaşandığı sırada ismi Amalika olan bir kavmin hükümdarı Calut, onların başına bela edildi. Rivayetlere göre Amalika kavmi Şam ile Mısır arasında yaşamaktaydı ve hükümdarları Calut (Golyat) devâsa cüsseli, korkutucu görüntüye sahip güçlü bir hükümdardı. İsrailoğullarına zorluklar çıkardı, evlerine yerleşimlerine yağma yaptı, içlerinden bazılarını katletti ve en önemlisi İsrailoğulları için kıymetli olan bir sandığa el koydu. İsmi “Tabut” olan o sandık, rivayetlere göre Hz. Âdem (as) silsile yoluyla Hz. Musa’ya (as) kadar gelmiş, içinde kutsal emanetlerin olduğu önemli bir sandıktı. Tabut, savaşlarda en önde götürülerek askere cesaret verilirdi. Kutsal emanetlerin olduğu Tabut yani sandık, ihtimaldir ki bugün dahi aranan “Ahit Sandığı” olma olasılığı yüksektir. Calut bu sandığı ele geçirip pisliğin içine attığı ve İsrailoğullarının gururuyla alay ettiği bildirilir.
Zorlukla sınanan İsrailoğulları kendilerine bir kurtarıcı için dualar ettiler. Lakin kendilerine hükümdar olarak gönderilen Talut’u beğenmeyip kabul etmediler. O, hükümdar soylu değildi, zengin de değildi. Ancak Talut’un taşıdığı kan, evveliyatıyla peygamber soyundandı. Nihayetinde İsrailoğullarının onu komutan ve hükümdar olarak kabul etmeleri yine bir mucize ile oldu. Kaybolan sandığın mucizevî bir şekilde Talut’un evinin önünde bulunması ile ancak ikna olan İsrailoğulları onun komutasında savaşa gittiler. Ordunun içinde henüz peygamberlik verilmemiş Hz. Davud da vardı. Ordu sıcak havada yol alırken bir nehrin kıyısına ulaşıldı. Talut kendisine verilen İlâhî emri orduya ilan etti: “Bu nehirden kim kana kana su içerse o benden değildir. Ancak bir avuç içenler müstesna!” Bu emre uyulmasını istediyse de 76.000 kişi emre uymadı. 4.000 kişi emre uydu ama sonra firar etti. Emre uyup Talut’un yanında kala kala 313 asker kaldı. Bu sayının Bedir Savaşı’nda Efendimiz Hz. Muhammet (sav) ile beraber savaşan ashabın sayısıyla aynı olduğu rivayet edilir.
Calut ile karşı karşıya gelindiğinde eski savaşlardan hatırladığımız savaş öncesi teke tek dövüşler olurdu, o savaşta Calut kibirli ve kendinden emin şekilde karşısına bir yiğit istedi. Hz. Davud meydana çıkıp Calut’a rakip oldu. Rakibini hakir gören Calut hamle yaptı ama Hz. Davut rivayetlere göre evvelce kendisine verilen taşı sapanına koyup Calut’a fırlattı ve taş tam isabetle onu alnından vurdu. Atından düşen Calut oracıkta öldü. Bu vaka sonrası Hz. Davud, İsrailoğulları arasında namlı birisi oldu ve Talut’un kızıyla evlendi. Sonra kendisine verilen peygamberlik görevi ile hem hükümdar hem de taht sahibi olan Hz. Davud’a kutsal kitaplarımızdan “Zebur” indirildi. 40 yıl hüküm sürdüğü rivayet edilir. Ondan sonra Hz. Süleyman (as) gelmiştir ve o da uzun yıllar hüküm sürmüştür.
3.000 yıl önce o bölgede yaşanan hadiseler genel hatlarıyla böyledir. Şimdi söylenen beyana dönelim: “Bu aşamaya gelmek için 3000 yıl bekledik!” Bekleyen kim? Hz. Davut ile iman eden ama her daim bozgunculuk çıkaran İsrailoğulları mı, yoksa Calut kavmi mi? İsrailoğulları için kederleneceksek kendilerine defalarca peygamber gönderilmiş, İlâhî emir indirilmiştir. Her daim kendi çıkarları için ilahi emirleri değiştirip tahrip eden ve sürekli bozgunculuk çıkaran kavim yalnızca katil değil aynı zamanda peygamber katledecek kadar ileri gitmiş, nihayetinde Yüce Allah katında lanetlenmişlerdir. Peygamber katleden bir millete kederlenmek, onların insanları katletmelerine, soykırım yapmalarına fırsat vermektir. Trump’ın sözlerinde bahsedilen buysa ne yazık ki İsrailoğulları sürgündedirler ve doğru yolu bulmadan da sürgünleri bitmeyecektir. Yeryüzünde bozgunculuk çıkaracakları bildirilmiş olan kavim ne bugün ne de yarın başarılı olamayacak neticede hüsrana uğrayacaktır. Eğer Trump’ın sözlerinde bahsi geçen o gün yenilgiye uğratılmış Calut ise o zaman daha farklı bir sorunumuz var demektir.
Calut iyi biri değildir, menkıbelerden ve kıssalardan bunu çıkarıyoruz ancak Calut Yüce Allah’ın izniyle İsrailoğullarına musallat olmuştur. Ona kederlenemeyiz, çünkü kim olduğu, geçmişi bilinmemektedir. Ama o gün bozguna uğrayan Calut’tur ve İsrailoğullarına düşmandır. Trump, eğer Calut bozgununun barışından bahsediyorsa Hz. Davud’a (as) düşmanlık etmektedir. Haliyle İsrailoğullarına düşmanlık etmektedir. İşte bu nokta üzerinde düşünülmesi gerekir.
Kur’ân-ı Kerîm’de “Etrafını bereketlendirdiğimiz” diye bahsedilen Kudüs, tarihin her devrinde zorluğun, acının, sabrın ve imtihanın yeri olmuştur. Uzun asırlar çile ile yoğrulan topraklar İslâm’ın hükümranlığı ile huzura kavuşmuştur. Ardından Haçlı zulmü ile tanışan Kudüs, uzun yıllar soykırım ve gözyaşının adresi olmuştur. Ancak Osmanlı İmparatorluğu döneminde 400 yıllık bir barış ve huzurla buluşmuştur. İslâm ışığıyla yönetildiği her dönemde huzurun hâkim olduğu kutsal belde ne zaman el değiştirse gözyaşı ve kan yaşayanların üstüne karabulut gibi geldi. Gökyüzüne ulaşan çığlıklar arşı titretti. Yine orada bir huzur egemen olacaksa o ortamı sağlayacak tek iradenin Türkiye olduğu fikri bu tezimi desteklemektedir. İslâm ışığıyla bütünleşmiş Türk varlığı evvelce olduğu gibi yine mübarek beldelere huzuru getirebilir.
Huzurun gelmesini isteyenlerin sayısı göründüğü kadar çok değildir. Lakin bu barış için 3.000 yıl beklenildiğini söyleyen adamın sözü de ardında başka hesapları taşımaktadır. Meselenin İsrailoğulları yani Yahudi sevgisinden daha farklı olduğu aşikârdır. Lakin söylediği ile kastetmek istediği aynı anlamda mıdır bilemiyorum. Bazen ne dediğinin farkında olmayan bir adamın öylesine söylenmiş sözleridir diyerek geçmeyi dilesem de tilkinin aklına tavuk düşünce neye, nasıl kılıf bulacağını ancak Mevlâ bilebilir. Ne tavuk olalım ne de tilkinin oyuncağı! Biz, atalar mirası ve Peygamberler yadigârı topraklara sahip çıkmalıyız. Çok uzakta değiller, bir düğme ile yıkıma uğrayacak kadar yakınız. Öyleyse bir düğme ile yıkıma mâni olmak durumundayız. En önemlisi ise, bu zor günlerinde ve bundan sonraki süreçte her daim Gazzeli kardeşlerimizle yan yana durmalıyız.
Oldukça zor elde edilen bugünkü ortamı binlerce masumun kanı toprağa dökülerek elde ettik. Şehir yıkıldı, hayat durdu ama Gazze ruhu ölmedi. Bir süredir silahlar suskun, çocuklar aç uyumuyor, bomba sesleriyle uyanmıyor ve büyükler ansızın yok olmuyor. Elbette orada öldürülen her yaştan Müslüman kardeşimiz şehittir. Ve şahadetin bedelini ancak Yüce Allah verebilir. Mekânları Cennet olsun. İnşallah, tez zamanda Filistin meselesi iki devletli çözüm ile 1948 yılından beri devam eden zulüm son bulur. Yine de tarihe bakınca hatırlatmakta yarar var ki, onlar dizginlenmeli ya da hak ettikleri bozgunu yaşamalılar. O, lanetli kavim orada olduğu sürece kutsal beldelere huzur kalıcı olarak gelmeyecektir.



