FİLİSTİNLİLER için büyük felaketin (Nakba) tescili, İsrail devletinin 1948 senesinde Filistin topraklarında kuruluşunun ilanıdır. Devletin kurulduğu bölgede nüfusun yüzde 80’ini teşkil eden Filistinlilerin bir kısmı öldürülürken çoğunluğu sürgün edildi veya kaçarak komşu memleketlerde mülteci oldular. Belgelere göre sayıları en az 750.000’dir. İçeride kalan 160-200 bin kişi ise yeni kurulacak Yahudi yerleşim kentleri için evlerini terk etmek mecburiyetinde kalacaklardı.
Küresel Siyonistler, kurdukları devletin felsefesini ve istikbale ait plan ve programını bayraklarındaki amblemle açık olarak ilan etmekteydiler. O tarihten günümüze dek yaşanan, savaşların, katliamların, dökülen kanların tesadüfi bir gelişim olmadığını, artık her normal aklın anlaması gerekir. İstikbalde yaşanacak olanların da…
Filistinli annelerin şehit olan evlatlarının yerine yenilerini doğurmaları, azgın Siyonistlerin sabrını zorlayacaktı. Münferit cinayetlerle değil toplu katliamlarla neticeye gitmek… Dünya kamuoyunu suspus edecek bir gerekçeyi de ileri sürerek 7 Ekim 2023 senaryosu devreye sokuldu. Gazze, havadan, karadan ve denizden -2. Cihan Harbi’nin sahnelerini bile gölgede bırakacak tarzda- bombalamaya tabi tutuldu. Karşılarında savunma yapacak silahlı kuvvetleri olmayan bir topluluk olmasına rağmen… Gösterilen amaç, yer altında mesken edinmiş bir avuç Hamas Mücahidi. Madem derdiniz Hamas, binaları, okulları, hastaneleri hatta mabetleri bombalayarak neden yerle bir ediyorsunuz!? Yaşlı, kadın, çocuk, bebek demeden vahşice katlediyorsunuz! Soykırımı, tek bir Filistinli kalmayacak şekilde sürdürmek istediklerinden kimsenin şüphesi olmasın.
Ne de olsa adam eski emlakçılardan...
Yeryüzünde insaf sahibi, vicdan taşıyan insanlar da var. Gazze’de yaşanan vahşet karşısında tepkisini sokaklara taşıyan halklar idarecilerini düşündürmeye sevk etti. ABD’de Filistin lehine gösteri yapan talebelerin kaydı silinmesine rağmen üniversitelerde protestolar dinmiyor.
Ortadoğu’daki Müslümanların kıpırdanışları petrol şeyhlerini huzursuz ediyor. Devlet başkanlarının suratları -bir çare bul der gibi- Başkan Trump’a çevrilmekte. Savaşları bir günde bitirmek vaadiyle işbaşına geçen Trump’ın, Nobel ödülü almak hülyasıyla öngördüğü çare oldukça trajikomik. 4 Şubat 2025’te Netanyahu ile görüşmesinden sonra Fox News’e vermiş olduğu röportajda, Filistinlileri Ürdün ve Mısır’a yerleştirdikten sonra Gazze’deki yıkıntıları temizleyip yeni imar çalışmalarıyla turizm cennetine dönüştüreceğini bilgin bir eda ile açıklıyor. Ne de olsa adam eski emlakçılardan...
Bir ara barış görüşmesi bahanesiyle Gazze’ye saldırılar dursa da bunun Hamas karşısında ağır kayıplar veren İsrail silahlı kuvvetlerinin toparlanma ihtiyacından kaynaklandığı anlaşıldı. Gazze’de çoğu basına yansımayan harikulade hadiseler vuku bulmakta. Yeraltından yerüstüne tekbir nidalarıyla fırlayan Hamas mücahitleri -Davud Aleyhisselam’ın dev Golyat’ı sapan taşıyla yere sermesi misali gibi- devâsa tankları infilak ettiriyor biiznillah. Saldırıdan alelacele geri dönen Netanyahu’nun askerlerinin yaptıkları ilk iş, iç donlarını temiziyle değiştirmektir. Başarısızlığından dolayı devamlı azarlanan Genelkurmay Başkanı istifa edecektir.

Kullanmadıkları bir atom bombası kaldı
Netanyahu’nun ordusunun morali bozuk. Askere çağrılanlar gitmiyor. Netanyahu hükûmeti çağrıldığı hâlde gelmeyenleri cezalandıracak kanunları yürürlüğe koyuyorlar. Durumdan oldukça rahatsız olan Netanyahu, prestijini kurtarmak için daha da saldırganlaşmakta. Lübnan’a, Suriye’ye, İran’a, Katar’a uçaklarla bombalama emri veriyor. Küresel Siyonizm’den “Hücum et, vur, yok et!” izni çıktı bir kere.
İki senedir bombardıman altında, acı ve ızdırap içinde yaşama mücadelesi veren Gazze halkı -tarifi nakabil yoksulluğa rağmen- vatanlarını terk etmeyi düşünmüyorlar. Zaten ellerinde kalan tek varlıkları, vatanları, bir de -her an kaybedebilecekleri- canları. Batılı idarecilerin ve Netanyahu hükûmetinin anlamadıkları ve sinirden deliye döndükleri duygu bu.
Ağababaları ABD’den aldıkları klasik, modern her türlü bombayı denedikleri hâlde bu duyguyu yok edemediler. Kullanmadıkları bir atom bombası kaldı. Onu da düşünmediler değil. Alemden çekindikleri için değil çok yakın olduklarından zararı kendilerine de dokunur, onun için tevessül etmiyorlar.
İnsan olmanın vasıflarını unutmayan Allah’ın kulları da var
Çepeçevre abluka altına alınan Gazze’ye dış yardımların ulaşmaması son çareleri. Bombardımanlardan ve kurşunlardan sağ kalan Filistinlileri, açlıkla ve hastalıkla imha etmek... Su ve ekmek gibi temel ihtiyaçlardan mahrum edilen Gazze halkı, dünya kamuoyuna “imdat” sinyalleri veriyor. İnsaf ve vicdan sahibi, dini, dili ve rengi ne olursa olsun yeryüzünde yaşayan her insanı derinden etkileyecek, “çağrı” bunlar. Vurdum duymaz, egoist Batılılara rağmen, insan olmanın vasıflarını unutmayan Allah’ın kulları da var.
Siyonistlerin Gazze ablukasını kırmak, yardım malzemelerini ulaştırmak, uluslararası kamuoyunun dikkatini çekmek gayesi ile 44 ülkeden 800’den ziyade gönüllüden oluşan “SUMUD” filosu teşkil edildi. Sebatlı azim anlamına gelen “Sumud” filosunda küçüklü büyüklü 87 tekne ve gemi bulunuyordu.
Gönüllüler, filo adı gibi yardımı yerine teslim etmek için büyük bir kararlılıkla, her tehlikeyi göze almış fertlerden oluşuyor. Tehlike diyoruz çünkü daha önceki senelerde yardım götüren gemiler Siyonistler tarafından saldırıya uğramış, insanlar katledilmişti. Kafile, İspanya’nın Barceleno Limanı’ndan 31 Ağustos’ta yola çıktı. 8 Eylül’de Tunus’a varıldı. Burada katılacak diğer tekneler beklenirken 8 ve 9 Eylül geceleri Siyonistlerin silahlı saldırısına maruz kaldı. Tunus’tan hareket eden filo, İtalya ve Yunanistan’dan hareket eden teknelerle Akdeniz’deki uluslararası sularda birleşerek rotasını Gazze’ye çevirdi. 24 Eylül’de tekrar saldırıya uğradı. Bazı tekneler tahrip oldu. Yola devam edemez hâle geldi. Makalenin yazıldığı 28 Eylül gecesi bir televizyon kanalının Türk gönüllülerden Davut Daşkıran’la yapmış olduğu röportajda, hasar alan teknelerin gönüllülerinin diğer teknelere dağıtıldığı, hâlen 45 teknenin yola devam ettiği, üç gün sonra Gazze sularına varılabileceği bildirildi. İspanya ve İtalya devletleri vatandaşlarını korumak için donanma gemilerini Sumud Filosu’na yolladı.

Daha önceleri neredeydiniz?
Filistin’de yaşanan vahşete bir hâl çaresi bulmak amacı taşıyan 23 Eylül 2025 tarihli 80. BM Genel Kurulu’nda halkları Müslüman olan devlet başkanları İsrail’in Filistin’de yaptığı soykırımı kınayan konuşmalar yaptılar ve savaşın durması temennilerinde bulundular. Beşli çetenin iki temsilcisi İngiltere ve Fransa, Filistin devletini tanıdıklarını bildirdiler. (İyi de, daha önceleri neredeydiniz?) ABD başkanı Trump ise küresel Siyonizme mahkûm olduğunu bir kere daha ispat etti. “Filistin’i tanımak, Hamas’ı ödüllendirmek demek” dedi.
Genel Kurul’dan sonra Türkiye’nin de aralarında bulunduğu Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Mısır, Pakistan ve Endonezya yetkililerinden oluşan heyet, ABD Başkanı Trump’la birlikte bir zirve görüşmesi yaptı. Basına kapalı geçen toplantıdan sonra bazı katılımcılar Filistin konusundaki hassasiyetinden dolayı Trump’a teşekkürlerini sundular.
İş bu toplantılar yapılırken İsrail yayın organı Hearetz gazetesi, Savunma Bakanı Yisrael Katz’ın, İsrail Silahlı Kuvvetleri’nin saldırıların yoğunluğunu arttırdığını ve Gazze saldırısında daha fazla bölgeyi ele geçirdiklerinin demecini yazıyordu.
Görüşmelerden sonra Başkan Trump’ın, Gazze’de barışın sağlanması için tarafların kabul edeceği 21 maddeli bir plan hazırladığı basına yansıdı.
Bunların amacı üzüm yemek değil, bağcıyı dövmek…
Planın 1’inci maddesi “Gazze, komşularına tehdit oluşturmayan, radikalleşmenin ortadan kaldırıldığı, terörden arındırılmış bir bölge olacaktır” diyor.
Gazzeliler komşusu İsrail’e tehdit oluşturuyormuş da bizim haberimiz yok. Her gün onlarcasının öldürüldüğü, ekmek veya su almak için gidenlerin kurşunlandığı, açlıktan çocukların komaya girdiği, gıdasızlıktan canlı iskelete dönüşen Filistin halkı, kuzu gibi sakin ve masum İsraillilere tehdit oluşturuyormuş da dünyanın haberi yok! “Terörden arındırılmış bir bölge” ifadesi ile yani her türlü zorluğa göğüs gererek vatanını savunmaya çalışan Hamas mücahitleri terörist oluyor ha! Radikalleşmiş Gazze’nin özelliğinin kalkması gerekiyormuş. Peki, her fırsatta Yahudi şeriatına bağlı olduğunu ifade eden İsrail, radikal değil de laik mi? Bunların amacı üzüm yemek değil, bağcıyı dövmek…
Bir başka madde Hamaslı mücahitlerin silahlarını teslim ederek yurt dışına çıkmalarıdır. Netanyahu için temel mesele, mücahitler terkidiyar etsin ki askerleri korkmadan, tedirgin olmadan Filistinlileri soykırıma tabi tutsun. Asrımızın “Dabbet-ül Arzı” kahraman HAMAS MÜCAHİTLERİ, Netanyahu askerlerinin korkulu rüyasıdır. Gündüz olsun, gece olsun karşılaşmaktan ödleri patlar. Ancak uzaktan yahut havadan bombalamayı bilirler. Senelerce yeraltında, yerüstü nimetlerinden uzak yaşamak, her türlü mahrumiyete rağmen Rabbine şükrederek ibadetine devam etmek, şehitliği rütbelerin en üstünü sayarak cihat etmek, Allah-ü Teala’nın müstesna kullarına mahsus bir hâldir.
“Anlaşma olmazsa ölürse ölsünler, oh olsun!” demeye getiriyorlar
Bir diğer madde “Anlaşmaya varıldığında, Gazze şeridine Ocak 2025’teki anlaşmada belirlenen miktardan daha az olmamak kaydıyla insanî yardım girişi başlayacaktır…”şeklinde. Neymiş, neymiş?! Anlaşma sağlanırsa insanî yardım malzemenin girişine müsaade edilecekmiş. İnsanlar aylardır açlıktan, gıdasızlıktan telef oluyor; beyler, anlaşma olursa girişine müsaade edecekler. “Anlaşma olmazsa ölürse ölsünler, oh olsun!” demeye getiriyorlar.
Zirveye katılan Müslüman zevattan biri “Mistir Trump, Gazze’de millet perişan. Çocuklar, bebekler gıdasızlıktan anaların kucağında ölüyor. Mademki barış görüşmeleri olacak, İsrailli askerler saldırıdan vazgeçsin, kapılar açılsın, insanî (ilaç, gıda) yardım içeri girsin, millet nefes alsın, biz görüşmelere yine devam edelim” niçin demiyor?
Bu imtihan dünyasında, Gazze imtihanında Yemen hariç, Müslümanların devlet idarecilerinin istisnasız hepsi sınıfta kalmışlardır. Fukara Yemen ise elinden geleni fazlasıyla yaptı, yapmaya da devam ediyor.

Dini, dili ve rengi farklı olduğu hâlde felaketin içinde olan insanlara yardım etmek için çırpınan bu Allah’ın kullarından, başta devlet yetkilileri olmak üzere her Müslüman ibret almalıdır!
Her Müslüman ibret almalıdır!
Gıda ve yardım malzemeleri taşıyan Sumud Filosu Gazze’ye doğru ilerliyor. Siyonistler, filodakileri caydırmak için dronlarla saldırıya devam ediyor. En son 23 Eylül gecesi 15’ten fazla SİHA ile hücuma kalkılmıştı. Ama gönüllüler yılmıyor, korkmuyor. Anadolu Ajansı muhabiri Şenhan Bolelli’nin gönüllülerle yaptığı röportajda Alenjandra Martinez, “Filodaki herkesin morali yüksek. Taahhüdümüzü ve insanî hedefimizi yerine getirmekte kararlıyız” demektedir. Devamla “Bizim misyonumuz hukuki, tamamen barış için ve sadece insani yardımların ulaşması için Gazze sahillerine varmayı hedefliyoruz. Çünkü İsrail bir soykırım işliyor ve Filistin halkına karşı aynı zamanda bir savaş aracı olarak açlığı kullanıyor…” demiştir.
Amaçlarının “Gazze’de yaşayan Filistinliler için bir insanî yardım koridoru açmak ve İsrail’in 18 yılı aşkın süredir Filistin halkı ve Gazze üzerinde sürdürdüğü, suç teşkil eden ablukayı kırmak” olduğunu açıklıyor.
Dini, dili ve rengi farklı olduğu hâlde felaketin içinde olan insanlara yardım etmek için çırpınan bu Allah’ın kullarından, başta devlet yetkilileri olmak üzere her Müslüman ibret almalıdır!
Beş yüzü aşkın gönüllü, irili ufaklı 45 tekne ile sonunda öldürülme ihtimali de olan yolculuğuna korkmadan büyük bir azim ile devam ediyor. Ey “SUMUD” filosu! İnsanlığa “UMUT” oldunuz doğrusu! Allah-ü Teala muvaffak kılsın…



