ASGARİ ücret, emekli maaşları ve memur zamları ile ilgili yeni düzenlemeler açıklandı. Ancak yapılan bu iyileştirmeler, maalesef ekonomik sıkıntılarla mücadele eden halk için beklenen rahatlamayı sağlamaktan uzak görünüyor. Enflasyon oranları dikkate alındığında, emekli maaşları ve asgari ücretteki artışlar maalesef yetersiz. Bu durum, 2025 yılında özellikle dar gelirli vatandaşlar için ekonomik zorluklarının artarak devam edeceğine bir işaret.
Son yıllarda derinleşen ekonomik sorunlar ve artan yoksulluk, toplum üzerinde ciddi tahribatlara yol açmakta. Bu durumun sürdürülebilir olmadığı açık ve ekonominin gerçekçi bir zemine oturtulması, kalkınmanın öncelikli şartlarından biri. Ancak sadece ekonomik göstergelere odaklanmak yeterli değil. Ekonomik politikaların sosyal boyutunun güçlendirilmesi, gelir adaletinin sağlanması ve halkın refah seviyesinin korunması gerekli.
Enflasyon karşısında yetersiz zamlar
Emekli maaşları ve asgari ücrette yapılan artışlar, gerçek enflasyon oranlarını karşılamaktan uzak. Resmî verilere göre öngörülen enflasyon oranı, temel gıda ve diğer temel ihtiyaç maddelerindeki fiyat artışına kıyasla çok daha düşük. 2024 yılında asgari ücrete yüzde 49 oranında bir artış yapılmasına rağmen, temel gıda fiyatlarında yüzde 100’ü aşan artışlar yaşanmıştı.
Benzer bir şekilde, temizlik malzemeleri ve diğer temel giderlerde de üç haneli artışlar sürmekte. Bu tablo, maaşlara yapılan zamların vatandaşların alım gücüne yansımadığını gösteriyor. Ayrıca sadece marketlerde, çarşıda, pazarda değil, devlet ve bağlı kurumların uyguladığı zamlarda açıklanan iyileştirme rakamlarının çok üstünde. Vergilere, işlem ücretlerine, ulaşım ücretlerine, otoyol geçiş ücretlerine, enerji giderlerine yapılan zamlar yüzde 40-50 arasında değişiyor.
Piyasalarda fırsatçılık ve denetim eksikliği
İktidarın ekonomi politikaları eleştirilebilir ancak bu noktada eleştirilmesi gereken bir başka husus var. Piyasaların bozulmasının en büyük nedeni fırsatçılık. Bunun sebebi ise ahlâkî yozlaşma. Toplum olarak kurnazlığı zekâ, fırsatçılığı ise marifet olarak gören bir anlayışın yaygınlaşması, iktidar adına yapılan tüm iyileştirmelerin yetersiz kalmasına neden oldu. “Şartlar artık böyle… Herkes böyle yapıyor… Dürüstlük sana mı kaldı?” mantığıyla normalleştirdiğimiz haksızlıklar ve ahlâksızlıklar yüzünden piyasalarda güven ve istikrar kalmamış durumda. Piyasalar, ekonomik zorlukları ya da yaklaşan zam beklentilerini fırsata çevirerek ürün ve hizmetlerin fiyatlarını önceden ve orantısız bir şekilde artırma eğiliminde.
Aracılar ve komisyoncular, “yetersiz denetimler nedeniyle” fiyatların kontrolsüz bir şekilde artmasına neden oldular. 2018’den bu yana bu durum böyle. Rahip Brunson krizi ile başlayan ekonomik dalgalanma maalesef etkisini hâlâ yitirmedi. Sanki piyasaların ayarı bozuldu ve o günden beri yapılan balans ayarları bir türlü tutmuyor.
Peki bu durum nasıl düzelecek?
Bu durumun düzelmesi için hem iktidara hem de vatandaş olarak bizlere düşen görevler var. Özellikle enflasyon gibi karmaşık bir sorunun çözümünde, neden-sonuç ilişkilerine gerçekçi bir bakış açısıyla yaklaşmak şart.
Ekonomik politikalarda öncelikler
Ekonomik sıkıntıların hafifletilmesi için zam oranlarını artırmanın ötesine geçilmesi gerekiyor. Yüksek zam, tek başına çözüm değil. Piyasa denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi, fırsatçılığın ve spekülatif fiyat artışlarının önüne geçilmesi açısından kritik önceliğe sahip.
Bunun yanı sıra, temel ihtiyaç maddelerindeki fiyat artışlarını kontrol altına alacak yasal düzenlemeler ve yaptırımlar titizlikle ve bir an önce hayata geçirilmeli. Tekrar etmekte fayda var, temel ihtiyaç maddelerinde fiyat dengeleri gerekirse yasal düzenlemelerle kontrol altında tutulmalı. Kontrol altına alınırken üreticiler mağdur edilmemeli; devlet, gerekirse bu konuda üreticileri desteklemeli.
Uzun vadeli ekonomik istikrar için piyasa denetimleri ve adaletin sağlanması kadar, üretim kapasitesinin artırılması ve temel gıda üretiminde kendi kendine yeten bir ekonomi modeline geçilmesi de gerekiyor. İthal etmekle hem yerli üreticiyi küstürüyoruz, hem de dışa bağımlı hâle geliyoruz. Tarım ve ticaret bakanlıklarına burada çok iş düşüyor.
Fiyat terörü, piyasa anarşistleri
Son dönemde yaşanan en büyük tehditlerden biri de, piyasalardaki “fiyat terörü”… Bir mal ya da hizmetin fiyatının, maliyet ve talep dengesiyle değil de tamamen keyfi bir şekilde belirlenmesi, ekonomide güven ve istikrarı zedeliyor.
Fiyat terörünün en büyük tetikleyicisi ise denetimsizliktir. Serbest piyasa ekonomisi içinde faaliyet gösteren işletmelerin elbette kâr etme hakkı vardır, ancak bu hakkın kötüye kullanılması, uzun vadede hem toplumsal huzuru hem de piyasa dinamiklerini olumsuz etkiliyor. Tarlada çiftçinin 10 birime sattığı bir ürünün, nihai tüketicinin önüne 50-60 hatta 100 birim olarak satıldığını görüyoruz. Aracılar, komisyoncular en sonunda marketler yüzünden fiyatların tüketici önüne fahiş kârlarla çıktığını görüyoruz. Bunlar bilinmesine, defalarca kez gündeme gelmesine rağmen maalesef bir türlü çözüme gidilmiyor.
Belki size biraz abartı gelecek ama piyasaları bu şekilde manipüle eden, fahiş kârlarla çalışan tüm o aracılar, o komisyoncular ve bu sisteme hizmet eden tüm o işletmeler ağır ceza kapsamında değerlendirilmeleri gerektiğini düşünüyorum. Bu kişi veya kurumlar ifşa edilip, bir daha bu tip işlerde çalışmaları engellenmelidir. Sembolik para cezaları ile bu iş çözülemedi, çözülmez. Bu kişiler ve kurumlar toplum önünde ağır biçimde cezalandırılmalıdır. Bu kişilerin anarşistlerden ve hatta teröristlerden farkı yok.
İlk yapılacak iş mevcut aracı, komisyoncu ve hal sistemine el atmak olmalı. Bunun için devletin, piyasalarda fiyatların keyfi bir şekilde belirlenmesini önlemek için etkin denetim mekanizmaları kurması gerekiyor. Özellikle temel ihtiyaç ürünlerinde, maliyet-kâr oranları titizlikle takip edilmelidir. Bunun için işi sadece bu olan belki faklı bir kurum kurulması çözüm olabilir.
Bir diğer husus, işletmelerin maliyet, kâr marjı ve fiyatlandırma politikalarının şeffaf olması ile ilgili.
Tüketiciler, bir ürünün fiyatlandırma sürecini rahatlıkla anlayabilir olmalı. Bunun için şeffaf ve izlenebilir bir süreç kurulabilir. Bu iş inanın artık çok zor değil. Teknolojik gelişmeler bu işleri çok basit ve hızlı bir biçimde çözebilir. Tarladan nihai tüketiciye kadar, ürünün tüm aşamaları, ürün nerede üretildi, hasat ne zaman yapıldı, kim tarafından taşındı, nerede ne zaman depolandı, markete ne zaman geldi, bu aradaki tüm fiyatlandırmalar nasıl yapıldı? Taşımalar, beklemeler ve hatta kişiler tamamen izlenebilir. Halkın, piyasaları denetleme sürecine katılımını artırmak için fiyat değişimlerini raporlama ve takip etme mekanizmaları geliştirilmeli. Piyasalarda kaybolan güveni yeniden tesis etmek için böyle bir sistem mutlaka kurulmalı.
Yine bir başka husus, tüketici hakları ile ilgili. Tüketicilere, yüksek, yanıltıcı ve hatalı fiyat konusunda, ayıplı, kusurlu, yanlış ve yanıltıcı şekilde satılan ürün ve hizmetlerde haklarını arama adına daha güçlü destek verilmelidir. Şikâyet mekanizmalarının etkinliği artırılmalı ve hızlı çözümler sunulmalıdır. Şu an tüketici mahkemeleri var ancak süreçler ve süreler uzun olduğu için insanlar uğraşmak istemiyor. Bu konularda artık mevcut imkânlar dâhilinde daha hızlı çözüm sağlanabilir.
Son olarak rekabet kurumunun, tekelcilik ve fiyat manipülasyonlarına karşı daha aktif bir rol oynaması gerekiyor. Bunun için bu kurumu ve yetkilerini güçlendirecek hamleler yapılabilir.
Fiyat terörünün kontrol altına alınması, hem ekonomik hem de toplumsal istikrar için vazgeçilmez bir adım. Bunun için hem devletin hem de vatandaşın taşın altına elini koyması, fırsatçılık, haksız kazanç elde edenlere kesinlikle müsamaha gösterilmemesi, piyasadaki tüm süreçlerin izlenebilir olması, denetim ve kontrollerinin şeffaf bir şekilde sağlanması ve devletin sağlam denetim mekanizmaları ile piyasalarda güven ortamını sağlaması gerekiyor.
Ancak bu şekilde, ekonomik büyümenin tabana yayıldığı, dengeli ve adil bir sistem inşâ edilebilir.



