Fikret Amca’nın sessiz dünyası

Bu sokaktan geçenler çoğu zaman fark etmez bu küçük dükkânı. Tabela silik, cam kirli, içerisi karanlık. Ama içeri giren, bir anda başka bir zamana adım atar. Tik tak sesleri, duvarlara sinmiş çay kokusu ve Fikret Amca’nın sesiyle… Burada saatler sadece zamanı göstermez. Hatıraları, sessizlikleri, vedaları da taşır.

KÜÇÜK bir sokağın köşesinde, boyası dökülmüş bir tabelanın üstünde soluk harflerle “Fikret Saat” yazıyor. Tabelanın altındaki vitrin, güneşin sararttığı eski saatlerle dolu. Bazıları durmuş, bazıları hâlâ tik tak ediyor ama hepsi aynı şeyi fısıldıyor. Burada zaman başka türlü akar. İçeriye girerken çalan bir kapı zili yoktur. Çünkü bu dükkânda her şey zamanın sessizliğine uygun çalışır.

Fikret Amca, yetmiş sekiz yaşında. Saçları gümüş grisi gibi, elleri çatlak ve nasırlı. Gözlüklerinin ardından bakan gözlerinde hem geçmişin yorgunluğu hem de zamanı çözmüş bir bilgenin huzuru var. Küçük, alçak tavanlı dükkânın içinde dört bir yanı saatlerle çevrilmiş. Duvarlardan sarkan sarkaçlı saatler, camekânın içinde cep saatleri, köşede unutulmuş masa saatleri... Hepsi durmuş ama bir şey anlatıyorlar adeta. Masasının başında oturuyor her sabah. Çayını kendi demliyor, sessizce içiyor. Bir zamanlar sabahları erken açardı dükkânı. Kapıda bekleyen müşteriler olurdu eskiden. Şimdi nadiren birileri ya gelir ya gelmez. Ama o yine de her gün açar kapısını. Çünkü “Dükkânı açmak, zamanı uyandırmaktır” der. Fikret Amca’nın saatlerle ilişkisi çocukluğunda başlamış. Babası da saatçiymiş. Henüz on yaşındayken, babasının yanında çırak olmuş. İlk öğrendiği şey sabırmış. “Bir saat hemen tamir edilmez, önce huyunu tanımalısın” dermiş babası. O gün bugündür, Fikret Amca, insanların da tıpkı saatler gibi bir huyu olduğuna inanır. “Bazısı sessiz akar, bazısı gürültüyle. Kimi hep ileri gider, kimi geri kalır. Ama her biri bir anlam taşır…” der. Dükkânın içi bir zaman müzesini andırır. Raflarda dizili eski tamir aletleri, paslanmış dişliler, cam kavanozlara konmuş vidalar... Ortalık biraz dağınıktır ama Fikret Amca her şeyin yerini bilir. “Zamanla yaşamak, onun içinde kaybolmak değildir” derken gözleri saatlerin üstünde gezinir. Yıllar içinde sadece saatleri değil, insanları da tamir etmeye başlamış. Mahallelinin dert ortağı olmuş. Kimi gelip sadece bir çay içer, kimi sessizce oturur. Konuşmazlar ama Fikret Amca anlar. “İnsan da tıpkı saat gibi” der, “Bazen sadece dinlenmeye ihtiyacı vardır, tamire değil”.

Bir gün küçük bir çocuk girer içeri. On yaşlarında. Elinde kolu kırık bir masa saati. “Dedemden kalma” der utanarak, “çalışmıyor ama atmak da istemiyorum”. Fikret Amca çocuğa bakar, gülümser. Saatin kapağını açar, içine bakar. “Zaman durmaz evladım” der, “ama bazen bir süreliğine susar. Bizim onu yeniden duymamız için.” Çocuk masaya oturur. Fikret Amca küçük penseyle, cımbızla uğraşır. Her hareketi özenli, her nefesi dikkatli. Sessizliği sadece tik tak sesleri bozar. Saat yeniden çalışmaya başlayınca çocuk gülümser. “Borcum ne kadar?” diye sorar utana sıkıla. “Sen zamanını verdin, ben de verdim, ödeştik” der Fikret Amca.

Bu dükkân bir zamanlar dolup taşardı. Evlilik hediyesi saatler, mezuniyet armağanları, dedelerden kalan yadigârlar… Her biri bir hikâyeydi. Şimdi çoğu insan zamanı telefonlarından öğreniyor. Ama Fikret Amca, hâlâ bir saate bakarak günün ruhunu anlamaya çalışıyor. Ona göre sabah saatleri umut, öğle karışıklık, akşam ise içe dönüş demek.

Fikret Amca’nın kendi saati de var: Babasından kalan bir cep saati. Zinciri yıpranmış ama hâlâ çalışıyor. Bazen çıkarıp masaya koyar. “Bu saat sadece zamanı değil, geçmişi de taşır” der. Sadece ona gösterir onu. Öyle herkese değil. Bir gün biri “Artık gelen giden yok. Neden emekli olmadınız?” diye sorar. Fikret Amca önce düşünür bir süre sonra cevap verir: “Saatleri bırakırsam ben de dururum. Ben yaşlandıkça saatler daha genç geliyor gözüme. Onlar hâlâ çalışıyor, ben onlara yetişmeye çalışıyorum.”

Bu sokaktan geçenler çoğu zaman fark etmez bu küçük dükkânı. Tabela silik, cam kirli, içerisi karanlık. Ama içeri giren, bir anda başka bir zamana adım atar. Tik tak sesleri, duvarlara sinmiş çay kokusu ve Fikret Amca’nın sesiyle… Burada saatler sadece zamanı göstermez. Hatıraları, sessizlikleri, vedaları da taşır. Fikret Amca artık saatleri değil, zamanı anlatıyor insanlara. Onun dükkânı hâlâ çalışıyor. Belki çarklar dönmüyor ama anılar orada. Ve o, zamanın içinden geçen her şeyi saklamaya devam ediyor.