GENİŞ bir bahçe,
bahçeye açılan demir parmaklıklarla süslenmiş dört kapı, kapılardan birinin
girişinde bir bekçi kulübesi ve giriş-çıkış kontrolünü sağlayan bir bekçi.
Burası bir Anadolu lisesinin bahçesidir. Bahçeye açılan kapılardan batı
tarafında olanı aktif olarak kullanılıyor. Diğer kapılar özel zamanlarda
açılıyormuş.
Batı
tarafındaki kapıdan girerken az meyilli rampaya tırmanmadan sağ taraftaki
zakkum ağacının pembe ve beyaz çiçekleri size bir göz kırpar. Rampayı henüz
çıkmadan girişin sağındaki bekçi kulübesinde kır saçlı, palabıyıklı, orta
boylarda hafif göbekli bir bey, “Nereye hemşerim?” diyerek sizi kibarca
karşılar. Sorusuna cevap aldıktan sonra yolunuza devam ederken geniş bir alanla
karşılaşırsınız. Solunuzda ve ileriye doğru geniş, betonarme bir park alanı
görürsünüz. Arabayla gelenler yer sıkıntısı çekmeden rahatlıkla bir yer bularak
arabalarını emniyet içinde koyabilirler buraya. Bu alanın etrafında bahçe
duvarı diplerine kadar yer yer çimlenmeyi bekleyen boş alanlar olsa da bu gözünüze
itici gelmez.
Bahçedeki
ağaçlar okula ayrı bir güzellik ve ferahlık katar. Giriş kapısını arkanıza
alarak ileriye doğru yürürken sağınızda sıra sıra ıhlamur ağaçları, solunuzda
ise akasya, ardıç ve gürgen ağaçları eşlik eder. Tam karşınızda kullanılmayan
kapılardan biri durur. Hafif sola dönerek okul binasının ana girişine doğru
yöneldiğinizde başınızı sol tarafa çevirirseniz, yamuk bir yıldızı andıran,
yaprakları beş köşeli, altında dinlenenlere bir huzur kaynağı olan muhteşem
çınar ağacını görürsünüz. Hafifçe esen rüzgârın çınar yapraklarından çıkardığı
sesler, ehl-i dile ninni olur. Yağmur yağarken her damlanın ahenkli inişiyle
çıkan ses, kulak verenlere musiki tadında eşsiz bir keyif verir. İnsanı ruhen
ve bedenen rahatlatan çınar gölgesinin, başka bir ağacın gölgesinden daha serin
olduğu tecrübeyle sabittir. Kuşlar içinse çınar bir sığınaktır.
Çınar
sıradan bir ağaç değildir. Kültürümüzde ona yüklenen birçok anlam vardır. O,
heybeti ve sağlamlığı ile Osmanlı’nın sembolü olarak kabul edilir. Bazen şiirlerde
içi yanmış bir âşığı temsil eder. Bazen bir mürşide benzetilir. Çınar, ancak
toprağın derinliğinde bir kaynak suya kökleri ulaşırsa hayatta kalır, neşvünema
bulur. Eğer bir yerde çınar ağacı varsa, orada onu besleyen bir kaynak var
demektir.
Çınar
ağacı genelde ulu mabetlerin ve önemsenen binaların çevresine dikilir. İri
yaprakları olduğu için hem çevreden gelen gürültüyü önler, hem de yapıyı kem
gözlerden saklar.
Son
bahar gelmesine rağmen bahçedeki çınar hâlâ direniyor. Yaprakları yemyeşil...
Bir metre kadar olan ana gövdesi, sonra iki kola ayrılarak gökyüzüne doğru
uzanıyor. Bulutları kucaklarcasına kollarını açarak iri yapraklarıyla güneşe
perde oluyor. Dallarındaki kuşlar yaprakların arasında kayboluyorlar.
Çınarın
yanında servi gibi uzanan ardıcın da güzellikte çınardan geri kalır tarafı
yoktur. Yine çınarın yanı başında, bir Anadolu kızının omuzlarına bıraktığı
belikler gibi salkım salkım yemişlerini sunan gürgen ağacı vardır.
Üç
beş adım sonra merdivenlerden çıkılarak öğrencilerin içtima alanına ulaşılır.
Alana çıkmadan evvel merdiveni bir şemsiye gibi sağlı sollu örten ağaçlar
takılır gözlere. Burada yabanî kestaneler, ıhlamurlar, şimşirler, çamlar ve her
rüzgâr esintisinde birbirinin saçlarını okşayan sarmaş dolaş dut ve erik
ağaçları görülür. Sonra basamaklar adım adım geride bırakılarak geniş bir alana
çıkılır. Bu alana giriş için konulmuş fakat nadiren kullanılan iki kapı vardır.
Alanı çevreleyen bahçe duvarlarının dibine sıra hâlinde meşe, gürgen ve ıhlamur
gibi ağaçlar dikilmiş, bunlar henüz körpedirler.
Ancak
okulun giriş kapısının sağında elif gibi uzanan ve hemen yanı başında onu
yakalamaya çalışan ardıç ağaçları dikkat çeker. Kültürümüzde ardıç ağacına da
birçok anlam yüklenmiştir. Örneğin ardıç, “elif”i temsil eder, o da “bir”i ve “birliği”.
Bir ise “vahdeti”, yani “Allah”ı temsil eder. Onun için kabristana genellikle
uzun ardıç ağaçları dikilir. Ardıç ağacının pek çok çeşidi vardır. Kiminin
yaprağı iğneli, kiminin iğnesiz; kimisi de pulludur. Kiminin boyu bodurdur,
kimininse kavak gibi uzun. Kiminin tohumu misket, kimininki saçma
büyüklüğündedir. Okulun önündeki, dikensiz ve boyu uzun olan cinstendir.
Küçük
tohumlu olan ardıçların yetişmesi enteresandır. Şöyle ki, ardıç tohumları
cırık, cubbal veya karatavuk gibi kuşlar tarafından yenmedikçe hiçbir işe
yaramazlar. Yenen tohum kabukları kuşların sindirim sisteminde açılır. Kuşlar
bunları dışkı ile toprağa bırakır ve o tohumlar bir ardıç fidesi olarak büyürler.
Basket
sahasının yanında, köşede bulunan kavak ağacı, kuruyan bölümleriyle yaşlandığını
ve yorgunluğunu kabullenmiş durumdadır. Adını bilemediğim kümeler hâlinde başka
ağaçlar da vardır. Onlar sanki okulun bağrına nazar boncuğu gibi asılmışlardır.
ECA
Elginkan Anadolu Lisesi’nin arka bahçesi, ön tarafından daha albenilidir. Büyük
çam ağaçları renk açısından onlarla bütünleşen çınarlar ve onların önündeki boş
mekânı dolduran çardak, önündeki tepecik ve ortasındaki ağaç, güzel bir
kompozisyon oluşturur. Çardak, dört köşeli ahşaptan üstü kapalı olarak
düzenlenmiştir. Üç tarafında sedir şeklinde oturulacak yerler düşünülmüş.
Oturanlara huzur vermesi için güzel bir mekân olarak hizmete sunulmuştur.
Güzellikler
fark edilmeyi bekler. Fark edilmeyen güzelliğin bir değeri var mıdır?
Ancak
ben bu yazıyı kaleme aldıktan bir yıl sonra o güzelim çınar ve ıhlamur
ağaçlarının yerinde kocaman bir bina vardı.



