Ezik açılış dualarına karşı bir “bayraktar” yeter!

Selçuk Bayraktar’ın sözünü ettiğim bu acı gerçeklere karşı bir hamle geliştireceğine inancım tamdır. Kaldı ki, Denny’nin ortaya koyduğu ürünü araştırma ve geliştirme plânında dünyaya bambaşka bir seviyede sunan Bayraktar’ın bundan sonraki adımı, mutlaka ve mutlaka Gutenberg’in ortaya koyduğunu araştırmak ve geliştirmek olmalıdır. Sayın Bayraktar’ın bu soruna karşı üreteceği çözüm formülasyonunda yanında olmaksa farzdır.

HAYIRLI görülen işin başlangıcı için dua edilir. Yeni bir mesaiye besmele çekmek, yeni bir eve girmek, yeni vasıta edinmek, yeni bir dükkân açmak… 


Aklınıza gelen her “yeni” için hayırlı olması ümidiyle bir “erişmek, elde etmek duası” edebilirsiniz. Etmelisiniz. Halk arasında “tatlısını yemek” yahut “kuyruğunu düzeltmek” de denir buna. Fiilî bir şükür duası… Adak da bunlardan biridir tabiî. Güç ölçüsünce elden ne geliyorsa…


Siyonist terör yönetimi tarafından Filistin Gazze’de her yönüyle bir soykırım gerçekleştirildiği sırada, dünyanın pek çok noktasında pek çok insan yeni bir mesaiye başladı, yeni bir eve sahip oldu, yeni bir vasıtaya kavuştu, yeni bir ekmek teknesi kurdu. Gazze’de bırakın yeni bir mesaiye başlamayı, insanların evleri ellerinden alınırken; bırakalım vasıtalarından olmayı, yaralı hâlde taşındıkları ambulanslar dahi bombalanırken; yeni bir iş kurmaktan geçtik, açlığı gidermek üzere yaptıkları çamurdan fırınlar dahi dağıtılırken, dünya elbette dönmeye devam ediyordu. Gazze’deki mezalim bugün de sürerken, bu konfor, dünyanın işte bu bir noktası hariç diğer tüm noktalarında devam ediyor. Bu sırada hayırlı bir işe başlangıç olmadığı için ne tatlısı yeniyor olanın, ne adağı kesiliyor, ne eğri kuyruğu düzeltiliyor.


Dünyanın diğer her noktasında olduğu gibi Türkiye’de de birileri yeni bir mesaiye, yeni bir evde yaşamaya, yeni bir otomobili sürmeye, yeni bir dükkânın kasasını işletmeye başladı. Siyonist yönetimi destekleyen ve Siyonist terör organizasyonuna para sağlayan tüm şirketler hakkında aynı süreçte bir boykot işletmeye çalışıldı. Bu konuda çocukların gösterdiği imtinayı hissedemeyen yetişkinlerin tavırları Türkiye’de çokça tartışıldı. Bunlar arasında en çok öne çıkan manzaralardan biri, Rize’de AK Partili Belediye Başkanları ve İl Teşkilatı yöneticilerinin, Müslümanların ve dünyanın bütün vicdanlı insanlarının boykot ettiği küresel zincire sahip bir köfte ekmek dükkânının açılışında yer almaları ve bir de bu açılışta İslâmî eylemlerle duaya durmalarıydı.


AK Parti’nin Rize’deki İl Başkanı ne yapmış, onu protesto eden adama ne olmuş, açılan dükkânda bugüne kadarki ciro ne kadar seviyeye ulaşmış, burada irdelemeyeceğim. Umurumda da değil. Rize’de yaşanan bu olayın bir tekrarının Afyonkarahisar’da yaşanması ve aynı dua merasiminin aynı ölçülerle eyleme dökülmesi hakkında da bir bahis açmayacağım. Söz konusu merasimlerde duayı dile getiren hocaların hangi saiklerle orada bulundukları, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bu konuda nasıl bir tavır ortaya koyduğu da umurumda değil. Benim takıntım, dünyanın en ezik köfte ekmeğini yapıp müşterilerinin sağlığıyla oynayan ezik bir şirketin dükkânını koca iki şehrin en ileri gelen idare, siyaset ve kanaat önderlerini hizaya sokarak açmak eylemine dair. Zira bana göre bu işin kuyruğu nereden bakarsanız bakın eğri. Bu işin kuyruğu asla düzelmez!


Türkiye, son yıllarda gerçekleştirdiği yüksek üretim ve atılım hamleleriyle bütün dünyada adından söz ettirip hem bizzat varlığı, hem de Liderinin isminin öncülüğüyle Türk ve İslâm ülkelerine ilham olurken, dostuna güven ve ümit verip düşmanına ise korku salıyor. Bu gerçeğin altyapı zeminini hazırlayan Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı AK Parti Genel Başkanı da olması hasebiyle ikâmet ettikleri ve siyaset yaptıkları şehirlerde bizzat ve en tepeden temsil eden şahısların bu gerçeğe rağmen hareket ederek gerçekleştirdikleri eylem ve hatta sonrasında yükselttikleri arsız tepki boyutu, artık Sayın Cumhurbaşkanı’nın dikkatinden kaçmasa gerek. Onlar küçük ve çapsız vizyonlarıyla çelik çomak oynayadursunlar, varlıklarından ümitvar olduklarımız hakkında da birkaç notumuz var.


Ezik bir köfte ekmek markasının ezik bir dükkânının ezik bir merasimde Müslümanca dualarla açıldığı bu memleketin senelerce Batı karşısında yaşadığı kompleksten söz edenler, bunu Müslüman kimlikleri üzerinden okuyarak dile getirdiler. Ancak gerçekleştirdikleri açılış duası, söz konusu kompleksle bizzat yaşadıklarına dair önemli bir işaret verdi. Hâlbuki bu ülkede bu kompleksin ölmesi ve bu diyarı terk etmesi için varını yoğunu ortaya koyanlar vardı. Fakat onların varlığı, bir köfte ekmek markası kadar akıllarına gelmiyordu belli ki. Peki, bunu gidermenin ve kompleksten kurtulmanın bir yolu yok mu?


Aşağılık kompleksine karşı galibiyet formülü üretecek bir isim: Bayraktar


İcat yahut keşfetmenin yollarından biri de araştırma ve geliştirmedir. Örneğin matbaaya Johannes Gutenberg ilk kez sistemli bir şekil ve şemail vermiştir ancak Gutenberg’in bir medya yahut yayın patronu olduğunu söyleyemeyiz. Bu babda Gutenberg’in izini takip ederek onun yaptığını araştırıp geliştiren ve onun gerçekleştirdiği işin nasıl ürünler meydana getirebileceğini ve insanlığı nasıl formatlayacağını çözümleyebilen pek çok isim gelip geçmiştir yeryüzünden. Bunun gibi, insansız hava aracı ve hatta silahlı insansız hava aracı icat etmek de M. Low ve daha sonra Reginald Denny’e kısmet olmuş, denemelerini ilk defa İngiliz Kraliyet Donanması gerçekleştirmiş olabilir. Fakat insansız, özellikle de silahlı insansız hava aracıyla strateji ortaya koyan ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bu noktada bir savaş konsepti geliştirmesine vesile olan şahsiyetlerden biri, rahmetli Özdemir Bayraktar’dır.


Merhum Bayraktar’ın iki oğlundan Selçuk Bayraktar, babasından aldığı mirası bir dâvâ şuuruyla daha ileriye taşımak adına, Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da damadı olarak, söz konusu İHA, SİHA ve TİHA hususunda Türkiye’nin vizyonuna katkı sağlayan en önemli isimlerden biri hâline gelmiştir. Bayraktarlara ait Baykar Teknik AŞ’nin ürettiği Bayraktar TB2 SİHA, Akıncı TİHA ve Kızılelma insansız savaş jeti, tüm dünyada yeni nesil savaş konseptinin Türkiye tarafından nasıl uygulanabileceğini Suriye’de, Libya’da ve Azerbaycan Karabağ’da son derece ileri işaretlerle gösterdi. Bayraktar TB3 ve Akıncı’nın yeni versiyonu ile birlikte Kızılelma’nın uçak gemilerinde kullanılabilme potansiyelinin testlerden olumlu sonuçlar alması ise tüm dünyada ilâve başlıklarla konuşuldu. Ve son olarak Baykar Teknik AŞ’nin 140 yıllık bir havacılık şirketi olan İtalyan menşeli Piaggio Airspace’yi satın alması, Avrupa’da Bayraktar Ailesinin küresel bir havacılık şirketi hüviyetine dönüştüğünü tescilledi. 


Şirket açısından olumlu bu gelişmelerin yanında Selçuk Bayraktar’ın Türkiye’de ve Türk Cumhuriyetlerinde TEKNOFEST etkinliklerinin yanı sıra bir rol model olarak üniversitelerde ve gençlik buluşmalarında özel konuk ya da konuşmacı olarak yer alması, imaj bakımından kendisine ve şirketine büyük artılar kazandırdı. Fakat onun Avrupa ve ABD’de dahi hayranlar kazanıp insansız hava araçları ve hava muharebesi konseptini getirdiği boyuta rağmen Türkiye’nin iktidar partisinde etkin ve yetkin makamlara gelen sözde büyüklerin bir köfte ekmek markası için Gazze adına sürdürülen boykota rağmen yaptıkları dualı açılış, Bayraktar gibi şahsiyetlerin çabalarına karşılık daha kırk fırın ekmek yemek mesabesinde bulunduğumuzu gösteriyor maalesef.


Bu kırk fırın ekmek mesafesinin kapatılması ise ancak medya ile mümkün. Zira medya, dördüncü kuvvet olarak toplumu yönlendiremeyen yasama, yürütme ve yargının ardında yer alıp toplumu şekillendirici tek kuvvet. Bu anlamda İtalya’ya yatırım yapmaya güç yetirebilen bir Türk şirketinin Türkiye’de daha kendisi hakkındaki imaj çalışmasını dahi tamamlayamaması ve yoldaşı olduğu dâvâya parazit olanların yaptıkları karşısında eli kolu bağlı kalması kabul edilebilir bir durum değildir. Türkiye’nin toplumunu, ailesini, gençliğini yönetmek ve şuurlandırmak TEKNOFEST’le, bir çocuk dizi filminde görünmekle veya milyonlar harcayarak Youtube’de yayınlanan bir vasıta belgeseli yayınlamakla mümkün olamaz. Küresel bir şirket, küresel bir şirket olan Youtube’den medet umar bir konumda daha çok izlenip daha fazla beğeni almayı sindiremez. 


Bu anlamda Selçuk Bayraktar’ın sözünü ettiğim bu acı gerçeklere karşı bir hamle geliştireceğine inancım tamdır. Kaldı ki, Denny’nin ortaya koyduğu ürünü araştırma ve geliştirme plânında dünyaya bambaşka bir seviyede sunan Bayraktar’ın bundan sonraki adımı, mutlaka ve mutlaka Gutenberg’in ortaya koyduğunu araştırmak ve geliştirmek olmalıdır. Sayın Bayraktar’ın bu soruna karşı üreteceği çözüm formülasyonunda yanında olmaksa farzdır.