Evanjelik ABD

“O kendi güçlerine güvenerek inkârcılıkta, haksızlık ve bâtılda direnenler, geçmiş milletlerin kalıntılarını, tarihî izlerini inceleyip öğrenerek, Bizim nice nesilleri helâk ettiğimizi görmediler mi? Biz onlara, yeryüzünde size verdiğimizden daha fazlasını vermiş; onları bol yağmuruyla, bolluk ve bereketiyle cennet gibi ülkelere sahip kılmıştık; onlar bu ülkeleri vatan tutup medeniyetler kurmuşlardı. Sonra da günahları yüzünden onları helâk ettik ve onların ardından başka nesiller, nice milletler meydana getirdik. Şimdi, sizden daha güçlü olan bu milletleri tarihten silen Yüce Kudretin sizi helâk etmeyeceğini mi düşünüyorsunuz?” (En’âm/ 6)

GÜNDEMDEKİ Gazze katliamı, tüm vicdan sahibi insanlar ve Müslümanlar için “ötekiler” ve “ötekileşenler” üzerinde durmayı gerekli kılıyor. 

 

Gazze’de yaşanan katliamı görmek istemeyen, gören fakat bu cürmün suçunu işgalcilere değil de işgale uğrayanlara yıkan, Filistin meselesiyle ilgilense bile Mescid-i Aksa’nın özgürleştirilmesi hedefine ve Filistin direnişinde Müslümanların özneleşmesi konusuna hasetle ve hatta düşmanlıkla bakan içimizdeki Garpzedeler, bir karşı eylemlilik ortaya koyamasalar da sosyal ve konvansiyonel medyada saptırıcı birçok beyanda ve tezviratta bulunuyorlar. 

 

Dünyadaki müstekbirler ve zulme sessiz kalan sözde medeni dünya kadar bu Garpzedelerin tiyniyeti, insanlık ve adalet anlayışı ciddi olarak sorgulanmayı gerektiriyor. 

 

Ahzâb suresinde, dünyanın tek sorumlu varlığının “insan” olduğuna işaret edilir. Ama Yaratıcımız tarafından verili olan fıtri ve vahyi ölçüleri gözetmeyen insan “cahilleşir” ve “zalimleşir” (Ahzâb, 72). İnsanın özü fıtri ve vahyi kurallara uyduğunda insan güçlenir, bu temel hasletlerden uzaklaştığında öz yıkıma, çözülmeye uğrar ve şeytanlaşır. 

 

Bugün fıtrattan ve adaletten yana olan bütün insanlar için gündem, Gazze’de Siyonizm’in yaşattığı katliam konusu ve 100 yıldan bu yana Filistin toprakları ve Mescid-i Aksa çevresinde yaşatılagelen vahşetin nasıl durdurulacağı ve Mescid-i Aksa’nın nasıl özgürleştirileceği meselesidir. Çünkü bu konu bölgesel değil bugünkü kullanıldığı kelime mânâsıyla küresel bir meseledir.

 

Niyetimiz, herhangi bir dinî guruba veya millete düşmanlık değildir. İsrail devletinin terörist yapısı ve yıllardır Filistin’de Müslümanlara ettiği zulüm ve en son yaptıklarını seyrettikten sonra meselenin Kur’ân açısındaki durumuna bakmak evlâdır.  

 

De ki: Allah katında cezası bundan daha kötü olanı size haber vereyim mi? Onlar, Allah’ın lânetlediği ve gazap ettiği, bir kısmını maymunlara ve domuzlara çevirdiği, tâguta tapan kimselerdir. İşte bunlar, yeri daha kötü olanlar ve doğru yoldan daha fazla sapmış bulunan­lardır.” 

 

Hayat rehberimiz Kur’ân’ı Kerîm’in bize işaret ettiği hakikati, bu günlerde acısı ile yaşıyoruz. Âdeta insanlıktan çıkan İsrail’in Filistin’de yaptığı da budur. Çünkü onların yaptığını başka bir canlı ile mukayese etmek, o canlıya da hakaret olur.

 

İnsan ekmel-i mahlukât, eşref-i mahlukâttır. Ona ilim ve hikmet verildi. Akıl verildi. İnsan Allah’tan bir ruh taşır. Tîn suresi’nin 4. âyetinde geçmektedir. Âyet’te, “Andolsun ki biz insanı en güzel biçimde ‘ahsen-i takvim’ yarattık” denilmektedir. Eğer insan fıtratından saparsa kan döker, hayvanlardan da aşağı bir zalim, kan dökücü hâline döner. İşte o zaman “Belhüm Adal” olur. Oysa insanın doğuştan gelen hakları vardır. Bu haklar hiçbir şekilde başkaları tarafından gasp edilemez, engellenemez. Bugün modern ismi “insan hakkı” oldu, o zamanki ismi “kul hakkı” idi. Bizim inancımız insan hakkına son derce titiz davranır, her insanın fıtrattan gelen haklarına saygı duyar. 

 

Tâguti dinlerde insana saygı yoktur. Tâgut, hakkı tanımayıp azan ve sapan her kişiye ve her güce veya Allah’tan başka tanrı edinilen şeylere verilen addır. Azgın ve sapkın olması sebebiyle şeytana da tâgut denilmiştir. Kur’ân-ı Kerîm’de tâgut kelimesi insanlar tarafından ilâh edinilmiş bütün bâtıl tanrıları; insanların Allah Teâlâ’ya isyan etmelerine sebep olan, görünür ve görünmez varlıkları; insanlık tarihi boyunca hakkı bâtıl, bâtılı hak gösterme gayretkeşliğini yansıtan, bütün küfür ve ilhâd faaliyetlerini ifade eden bir terim olarak kullanılır. 

 

Kur’ân-ı Kerîm’de birinde cibt (Kur’ân-ı Kerîm’de gerçeği kabul etmeyen kaba ruhlu insan için veya küfrün ve kötülüğün temsilcisi olan her şey anlamında kullanılan bir tabir) lafzıyla birlikte olmak üzere sekiz yerde geçen bu kelimenin, tevhid akîdesinin insanlar tarafından benimsenmesine engel olan insan, şeytan, kâhin ve sihirbazların hepsini, Allah Teâlâ dışında insanlarca mâbud edinilmiş bâtıl tanrıların tamamını, gerçek mâbuda karşı kulluk görevlerini yerine getirmeyi engelleyen düşünce sistemlerini ve faktörleri ifade ettiği müfessirlerce kaydedilmiştir. 

 

Yeni ABD Başkanı Donald John Trump’ın Gazze planı bir çılgınlık mıdır, yoksa inancının gereği midir sualinin cevabı aşağıya yazacağımız gibidir. 

 

ABD başkanları inandıkları dinî değerlerine göre hareket ederler. Siyonist ideolojisinin mihenk taşı olan zalim İsrail’in ve hedefinin bir dinî ideoloji olduğu hatırdan çıkarılmamalıdır. Aşağıdaki bilgiler, Anadolu Ajansı web sitesinde ve AA Haber Akış Sistemi üzerinden abonelere sunulan haberlerden özetlenerek hazırlanmıştır.

 

Evanjelizm nedir?

 

Hıristiyanlıkta bir ayrılığın neticesi olarak ortaya çıkan Evanjelizm, Yahudiliğin değerlerine ortak olan ve kurtuluş yoluna giden güzergâhı, Siyonist düşüncenin işaret ettiği yön ile takip eden dinî bir akımdır. 

 

Evanjelik öğretide birleşen Siyonist-Hıristiyan ortaklığı, tarihteki pek çok kırılma noktasında yer almıştır ve hâlâ geleceğe yönelik pek çok hedef, bu ortaklığı devam ettirmektedir. 

 

“Dünyanın sonu”, insanlar için farklı anlamlar ifade eden bir kavramdır. Öyle ki, kimileri dünyanın sonuna yatırım yaparken kimileri de dünyanın sonuna kadar “an”a yatırım yapmayı tercih eder. Evanjelizmi benimseyenleri, dünyanın sonunu merkez edinerek yaşayan ve plan yapanlar safına koymak yanlış olmaz. 

 

Bu bağlamda Evanjelizm, dünyanın sonunu hazırlamak ve aynı zamanda o sona hazırlanmak için, kişiyi bugünü şekillendirmeye yönlendiren dinî bir öğretidir. Hıristiyan Siyonistler’in bu konudaki ciddiyetine dair bir örnek vermek gerekirse, Theodar Herzl’in düzenlediği II. Siyonist Kongre’de yaşanan bir olay anlatılabilir. 

 

Kongreye katılımda çoğunluk Hıristiyan Siyonistler tarafından sağlanmıştır. Burada devlet kurma yolunda İsrailli Yahudilerin gevşek davrandığı yönünde serzenişler öne sürülünce Yahudiler tepki gösterir. Bunun üzerine Hıristiyan Elçiliği Temsilcisi Van der Hoeven’in, İsrailliler’in ne düşündüğü umurumuzda değil. Biz Tanrı’nın ne söylediğine bakarız ve Tanrı o toprakların Yahudilere ait olduğunu söylüyor ifadelerini kullanması, Evanjelistlerin konuya hangi noktadan baktığının göstergesidir. 

 

Hoeven’in de değindiği “toprakların” nereler olduğundan bahsetmek gerekirse, Yahudi din adamları İsrail devletinin sınırlarını, “Doğu’da Ürdün, Suudi Arabistan’ın büyük bir bölümü, Kuveyt, Fırat Havzası ve Irak’ın bir kısmı, güneyde Sina Yarımadası, Kahire ve Mısır’ın bir bölümü, Batı’da Kıbrıs, Kuzey’da ise Lübnan, Suriye ile Van Gölü’ne kadar uzanan Türkiye topraklarının bir kısmı” şeklinde ifade ediyor. Nil ve Fırat arasında kalan bu topraklarda, İsrail devletinin kurulması her şeyden önce Yahudi halkın refahı için sağlanmak isteniyor. Çünkü refahın sağlanması aynı zamanda Yahudilerin kutsal topraklara dönmesinin ardından gerçekleşeceğine inanılan kurtuluş veya Armageddon Savaşı’na giden yolda bir şart olarak görülüyor.

 

Amerika’da Evanjelizm

 

Diğer Batılı toplumlara nazaran daha dindar millî kimliğe sahip olan Amerikalıların iç politikasında Evanjelik öğretinin etkileri çok sayıda tarihî olayla kendisini göstermiştir. 

 

ABD’de Evanjelik öğretiye bağlı vatandaş sayısının fazlalığı verilerle sabittir. 1976-2005 yılları arasında yapılan bir anket ile sayının her geçen yıl arttığı, 80’lerin başında düşüş yaşayacakken ABD Başkanı Reagan’ın politikalarıyla tekrar yükselişe geçtiği görülür. Reagan’ın hamleleriyle kendisini Evanjelist olarak nitelendirenlerin sayısı yüzde 45’lerden yukarı çıkmıştır. Bu artışlarda iç yönetimin Evanjelizm yanlısı olması elbette etkilidir ancak 11 Eylül gibi İslâmofobi’yi tetikleyen radikal olaylar da kişileri bu çizgiye yönlendirmiştir. 2000’li yıllarda politik zemine taşınan ve 27 ülkenin* sınırlarının değiştirilmesinin planlandığı BOP (Kuzey Afrika ve Genişletilmiş Orta Doğu Girişimi) de Evanjelik aklın ürünüdür. Öğretiye göre en son zafer kazanılacak ülke, Edom’dur. Edom, Anadolu’nun ilk çağdaki adıdır ve unutulmamalıdır ki, Irak’ın işgalinin arkasında da Eski Ahit veya Evanjelizm öğretisinin gereksinimleri vardır.

Güncel olarak ABD-İsrail ilişkilerinde aradan su sızmadığı sözlenebilir. En son Kudüs’ün İsrail’in başkenti olması konusundaki yoğun desteği, ABD’nin bugün de nerede durduğunun bir göstergesidir.

 

Evanjelizm ve Türkiye

 

İsrail devleti için belirlenen sınırlar, Türkiye’nin konuyla doğrudan ilişkili olduğunun bir göstergesidir. Tarih, Türkiye ve Evanjelizm unsurlarının temasına dair örnekler sunmaktadır. Lozan Anlaşması’nın ardından sıradan bir azınlık kilisesi olarak görünen Fener-Rum Patrikhanesi, ilerleyen dönemlerde Evanjelizm açısından önemli bir konuma gelmiştir. ABD’nin Athenagoras’ı Fener-Rum Patriği olarak ataması, Türkiye’nin plana dahil edildiğinin bir göstergesidir. Öyle ki, yeni patriğin ilk ziyaretçisi, CIA güdümlü Evanjelist lider Frank Bunchman olmuştur. Patrikhane’nin, Türkiye’deki Evanjelik faaliyetlerin yürütülmesinde adeta bir “Truva Atı” görevi görmesi sağlanmıştır.

 

2003’te yaşanan “Çuval Olayı” da bu konuda örnek olarak gösterilebilir. Türkiye’nin Irak’ın kuzeyinde bir Kürt devleti kurulmasına karşı çıkması üzerine yaşanan bu elim hadisenin ardından, Irak’ta bulunan ABD’li Albay William Mayville “Kerkük bugün kurtarıldı” şeklinde konuşarak farklı bir imaya işaret etmiştir. Evanjelistler, kurtuluş zamanı olarak düşündükleri Armageddon Savaşı’ndan önce dünyanın en çalkantılı dönemini yaşayacağına inanır. Çeşitli teorilere göre “Tanrı’nın inkârcı dünyadan aldığı öç olacak olan bu ‘türbülasyon’ dönemi” İsrail uğruna meydana gelecek. Yine bu teoriler, felaket sırasında nükleer bir savaşın olacağının Kitab-ı Mukaddes’te açık bir şekilde haber verildiğine işaret etmektedir. Devletler politikalarında “gerçekçilik” ilkesini benimsese de insanlığın yadsınamayacak bir gerçeği varsa o da “inanç”tır. Yaşanan olaylar ve güdülen politikaların iyi değerlendirilmesi adına, vakit kaybına mahal verecek şekilde komplo teorilerinde boğulmadan bütün ihtimallerin düşünülmesi elzemdir.

 

Hıristiyanlıkta, “İncil’i öğretmek, yaymak” anlamına gelen Evanjelizm, ABD’de Hıristiyanlar arasında en yaygın mezheplerden birisi olarak kabul ediliyor. Nüfusun yaklaşık yüzde 25’ine (80 milyona yakın) denk gelen Evanjelikler, aynı zamanda “Hıristiyan Siyonistler” olarak da biliniyor. Geleneksek olarak “daha dindar oldukları” gerekçesiyle Cumhuriyetçi Parti’yi destekleyen Evanjeliklerin içindeki beyazlar, son yıllarda yapılan seçimlerde en büyük desteği şu anda ABD Başkanı olan Donald Trump’a verdiler. Cumhuriyetçi adayların Demokrat adaylara göre daha dindar kişiler olduğu bilinen ABD’de, hakkında “İncil’den tek bir ayet dahi bilmez” yorumları yapılan Trump’a, Evanjeliklerin daha önce hiçbir siyasetçiye vermediği desteği vermesi dikkati çekti. ABD’deki Evanjelik liderlerden Papaz Jim Wallis, konuyla ilgili eleştirel bir yazısında, “Trump’ı desteklemek, Hıristiyanlar için ahlâkî bir mücadeledir. Ben Trump’ı ahlâksızlık yapsın diye desteklemedim” ifadesini kullandı. Bazı Evanjelik papazlar ise Trump hakkında çıkan iddialarla ilgili “Başkan’ın affedildiğini” öne sürüyor. Papaz Jerry Falwell, iddialar hakkında CNN’de yaptığı açıklamada Hıristiyan âlemine seslenerek, “Başkan’ı affedin, bu iddialar yıllar öncesine dayanıyor” ifadesini kullanırken, diğer bir danışmanı olan Papaz Tony Perkins ise Politico dergisine yaptığı açıklamada, “Başkan’a ikinci bir şansın verilmesi gerekiyor. Çünkü Evanjeliklerin ajandasına liderlik yaptı” dedi.

İsrail ve Kudüs yaklaşımı 

Öte yandan Evanjeliklerin, ABD’nin Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak kabul eden kararında da etkili olduğu değerlendirmesi yapılıyor. İsrail Turizm Bakanı Yariv Levin, 2018 yılının nisan ayında yaptığı açıklamada, 2017’de İsrail turizminin rekora ulaştığını, 3 milyon 600 bin kişinin İsrail’i ziyaret ettiğini belirtirken, ABD basınında yer alan bilgilere göre de 2017’de 800 bin Amerikalı İsrail’i ziyaret etti ve bu rakamın büyük bölümünü Evanjelikler oluşturdu. 

Evanjelikler, 1948 yılında Filistin topraklarına kurulan İsrail’in “İncil’in öğretileri doğrultusunda kurulmuş olduğuna”, “Hazreti İsa’nın tekrar hayata bu topraklarda geleceğine” ve bu şekilde “dünyanın sonunun” yaşanacağına inanıyor.

Bu teolojik sebebe dayanan Evanjelikler, Trump’ı, Kudüs ve İsrail konusunda takip edilen “keskin” politikanın arkasındaki önemli siyasî unsurlardan biri olarak görüyor. Birinci Trump döneminde ABD’nin İsrail Büyükelçiliği’ni Kudüs’e taşıması sonrası düzenlenen törende açılış dualarını yapan Evanjelik Papaz Robert Jeffress, Trump’ın Başkan seçilmesi sonrasında CNN kanalına yaptığı açıklamada, “Tarih boyunca Kudüs, Yahudilerin ve Hıristiyanların hedefidir” ifadesini kullanmıştı. 

North Texas Üniversitesi’nden Profesör Elizabeth Oldmixon da Vox haber portalına yaptığı açıklamada, “Trump’ın ABD’nin elçiliğini taşıması kararını siyasî değil, Evanjeliklerin dinî gerekçelerine” bağlamıştı. “Hıristiyan Siyonistlerin (Evanjelikler) inancında Tanrı’nın kutsal toprakları sonsuza kadar Yahudilere verdiğine inanılır” sözlerini kaydeden Oldmixon, “Tanrı’nın vadettiği kutsal topraklar olarak gördükleri yer, Ürdün Nehri’nin iki tarafında kalan topraklardır. Yani İsrail’in yayılma politikası Evanjelikler için esastır…”demişti. 

ABD yönetimi üzerinde Evanjeliklerin bu denli etkili olmasında Başkan Yardımcısı Mike Pence’in de doğrudan rolü bulunuyordu. Yine o dönemde Trump’ın seçim kampanyasını başlatırken kendisine iyi bir Evanjelik olduğu bilinen Pence gibi bir ismi seçmesi bile bu kesimin ülkedeki etkinliğini göstermesi bakımından önemli idi. Daha önce Indiana Valisi olarak da görev yapan ve o dönemde kendisini “Evanjelik Katolik” olarak nitelendiren Pence, sonraki dönemlerde kendisi için “Hıristiyan, muhafazakâr ve Cumhuriyetçi” şeklinde toplumun daha geniş kesimlerine hitap edecek bir tanımlama kullandı. Amerikan kamuoyunda Pence, “dindar”, “tutucu”, “ülkedeki en aşırı kürtaj karşıtlarından biri”, “eşinden başka kadınlarla yalnız kalmayı sevmeyen”, “eşcinsellerden nefret eden” ve benzeri ifadelerle tanımlanıyor. Kuşkusuz böyle bir ismin ABD Başkan Yardımcısı olması, en çok da ülkedeki dindar kesimleri ama özellikle Evanjelikleri sevindirdi. Hatta Güney Evanjelik Papaz Okulu Müdürü ve aynı zamanda Trump’ın danışmanlarından biri olan Richard Land, “Mike Pence, Evanjelik bir politikacıda görmek istediklerimizi barındıran 24 ayar altın bir modeldir” değerlendirmesini yaptı. 

Söz Kur’ân’ın

En’âm Suresi, 6. âyet meali: “Görmediler mi ki, onlardan önce yeryüzünde size vermediğimiz onca imkânı kendilerine verdiğimiz, gökten üzerlerine bol bol yağmur indirip (evlerinin) altlarından ırmaklar akıttığımız nice nesilleri helâk ettik. Biz onları günahları sebebiyle helâk ettik ve onların ardından başka nesiller meydana getirdik.”

Bu âyette özel olarak müşrik Araplar’dan söz edilmekle birlikte umumiyetle bâtıl inançlara sapan, kötülüklere dalan ve bu suretle topyekûn helâke müstahak olan her millet için bir tehdit ve uyarı olmak üzere şöyle buyurulmuş olmaktadır: “O kendi güçlerine güvenerek inkârcılıkta, haksızlık ve bâtılda direnenler, geçmiş milletlerin kalıntılarını, tarihî izlerini inceleyip öğrenerek, Bizim nice nesilleri helâk ettiğimizi görmediler mi? Biz onlara, yeryüzünde size verdiğimizden daha fazlasını vermiş; onları bol yağmuruyla, bolluk ve bereketiyle cennet gibi ülkelere sahip kılmıştık; onlar bu ülkeleri vatan tutup medeniyetler kurmuşlardı. Sonra da günahları yüzünden onları helâk ettik ve onların ardından başka nesiller, nice milletler meydana getirdik. Şimdi, sizden daha güçlü olan bu milletleri tarihten silen Yüce Kudretin sizi helâk etmeyeceğini mi düşünüyorsunuz?” 

Âyet-i kerîme, güçlerine, servetlerine, sahip oldukları diğer bedenî ve maddî imkânlara aldanarak Allah’a âsi olan, şımaran, ellerindeki her şeyi kendisine borçlu bulundukları Rablerini unutarak dalâlete sapıp azgınlaşan, günahlara boğulan toplumlara karşı genel bir tehdit ve uyarıdır. Vesselâm…

-------------------------                                                                                                                     *Konu uzun bir haber yorum sayfası olup, Devletin ehli liyakat kurumunun sayfasından alınmıştır…