Esaret

Eğer influencerler bir bedel ödemeden birçok ürüne sahip oluyorlarsa burada ürün olan, para uğruna tanıttıkları şey değil, kendileridir. Onları izleyen gençlerin verdikleri şey ise bu dünyada kendilerine ait olmayan en değerli şeyleri yani zamanları.

GÜNÜMÜZDE sıkça duyduğumuz bir kavram “influencer”. Peki, mânâsı ve muhteviyatı ne?

Influence, “tesir etmek, etkilemek” demek. Bu kelimeden türeyen “influencer” kelimesinin anlamı da “insanlara tesir eden ve yönlendiren”. Tesir eden ama ne mânâda? “Tesir, esir ve eser”, “asr” kökünden gelen ve aldığı eke göre etki alanı değişen kelimelerdir. Tesiri altına girilen şey eğer düşünme şuurunu kaybettiriyor ise esirleşen bireyler ortaya çıkıyorsa “esaret”, yok eğer kendi zatında tesiri altına girdiğiniz bir şeyse ve size bir şeyler ürettiriyorsa “eser” ortaya koyarak tesir alanını arttırıyorsunuz.

Esir kelimesinin anlamı ise kişinin özgürlüğünü kaybetmiş olması, zorla kontrol altında tutulması. Zorlamanın mahiyeti değişse de esaretin varlığı değişmiyor.

Bir eser sizi tesiri altına alabilir. Fakat bir insan sizi tesiri altına alıyorsa, bu sizin esirleşmenize vesile olur. Esir, savaştan alınan tutsak anlamına gelir. Peki, biz savaşta mıyız? Yahut savaş tam olarak neyi karşılar, illâ topla tüfekle mi yapılır? Yoksa manevî değerlere zarar vermek topla tüfekle yapılan savaştan daha mı tesirlidir?

Ateşli silahlarla yapılan savaşların zaman açısından kısa olup etkisi büyüktür. Manevî olan savaş ise uzun zamana yayılan bir süreçte azar azar içinize işler. Görünürde ateşli silahlar maddeyi ortadan kaldırırken manevî savaşlar mânâyı ortadan kaldırır. Mânâ ortadan kalkınca maddenin ne değeri kalır? Yavaş yavaş nüfuz altına alınan birey, nüfuz altına alındığının farkına varamaz ve bilinç kendi dışında eylemler gerçekleştirmeye başlar, bu da sizi esir hâline getirir.

Oysa insan akledebilen ve eylemlerini kendisi eyleyen bir varlıktır. İnsan kendi fıtratına uygun davranmalıdır. Fıtratına uygun davranmayan insanın gerçek mutluluğa ulaşabilmesi pek mümkün değildir.

İnsanlara gelip geçici hevesler mutluluk olarak empoze ediliyor. “Kişi haz aldığı sürece mutludur, aksi hâlde mutlu olması mümkün değildir” deniliyor, oysa insanın mutlu olabilmesi için gelip geçici, kendini değersizleştirici şeylerden arınarak kendini gerçekleştirmesi ve sürekli tüketmek yerine üretmesi gerekir. İnsanların mutlu olabilmesi basit değerlere bağlanmamalıdır. Hele sadece dünyaya ait olan bir metaya…

İnsan, duygu ve düşünceleriyle insandır. Yiyip içtikleri, giyip kuşandıklarıyla değil… İnsanın maddesi (midesi) bir şekilde doyar fakat mânâsını (ruhu) doyurmak esas mesele. Bu da hiçbir maddî kaynağın satın alamayacağı kadar değerli bir hakikat. İnsanlar sosyal medya üzerinden bir tüketim bombardımanına tutuluyor ve neye ihtiyaçları olduğunu bilmeden kendilerini özgür bireyler zannederek onlara dayatılan “şeyleri” kendi istekleri zannediyorlar. O “şeylere” ulaştıkça kendilerini değerli görüyor, ulaşamadıklarında ise değerlerinin farkına varamıyorlar. Sonuç olarak tüketim bombardımanına tutulan insanın tükettiği kendisi oluveriyor.

İnsanların bir şeyler üretmeden sadece tüketmeleri bir dengesizliği de beraberinde getiriyor. Çünkü dünyada pek çok şeyde denge esastır. Siz bir şeyi yerinden ettiğinizde o yeri başka şeyle doldurmazsanız o yerin boşluğunun karşısındaki aşırı doluluk yüzünden bertaraf olur. Büyük oyunlar her dönem gençler üzerinden oynanıyor; bugünkü “influencer” ya da “sosyal medya fenomeni” denilen ve ciddî bir refaha sahip olan birtakım gençler, diğer gençleri etkilemek için bir ürün olarak ortaya konuluyorlar. Ne yazık ki her şeyin bir bedeli var. Eğer influencerler bir bedel ödemeden birçok ürüne sahip oluyorlarsa burada ürün olan, para uğruna tanıttıkları şey değil, kendileridir. Onları izleyen gençlerin verdikleri şey ise bu dünyada kendilerine ait olmayan en değerli şeyleri yani zamanları.

Influence kelimesinin etki etmek anlamına geldiğini belirtmiştim. Etki etmek, ama hangi mânâda?