MISIR 105 milyon nüfuslu, 1 milyon kilometrekarelik yüzölçümüyle bir Kuzey Afrika ülkesidir. Mısır aynı zamanda bir Arap ülkesidir. Arap ve Afrika ülkesi olmak, Mısır için her zaman bir ikilem oluşturmuştur. Ancak nüfusunun yüzde 81 kadarının Araplardan oluşması, Araplık karakterini baskın hâle getirmiştir. Batılıların gözünde orası zaten Mısır değil, Egypt yani “Kıpti” ülkesidir.
Kıptilerin Hıristiyan olmaları Batılıların gözünde Müslüman Arap çoğunluğa karşı onları daha önemli ve ayrıcalıklı hâle getirmiştir.
Mısır, 1882-1922 arasında 40 yıl İngiliz sömürgesi olmuştur. Mısır’ın Firavunlar döneminden başlayan tarihinde Makedonların, Romalıların, Perslerin, Bizans’ın ve daha pek çok yabancının hâkimiyeti vardır. Mısır seçkinleri her ne kadar nefret için Türk hâkimiyetleri dönemlerine ayrı bir önem vermiş olsalar da Tolunoğulları (868-905), İhşidiler (935-969), Memlüklüler (1250-1517) ve Osmanoğulları (1517-1805) zamanlarında ve küçümsenmeyecek uzun bir sürede Türk hâkimiyetinde kalmıştır.
Türkiye ile Mısır’ın ilişkileri hiçbir zaman yeterince iyi olmamıştır. Kavalalı Mehmet Ali Paşa (Türk ya da Arnavut olmasına rağmen) Osmanlı Devleti’ne karşı isyan çıkardığı ve Osmanlı ordularını yendiği için Mısır’da ulusal kahraman sayılmaktadır. Mısır’ın İngiltere’ye karşı isyan eden bir kahramanı yoktur ancak Osmanlı’ya karşı isyan çıkardığı için bir kahramanı vardır. Bu oldukça tuhaf bir durumdur. Mısır seçkinlerinin zihninde Türklere karşı sakladıkları ve her an harekete geçirilebilecek bir nefret vardır.
İkinci Abdülhamid Han, Mısır’ın İngilizler tarafından 1882’de işgaline engel olamamıştır. Ancak Mısır’ın İngilizlere aidiyetini de hiçbir şartta kabul etmemiştir. Mısır’ın üzerinde Türkiye’nin bir hakkı olmadığını Kemalistler, Lozan’da güle oynaya kabul etmişlerdir.
Mısır 1922’de İngiliz işgalinden kurtulup bağımsız olmuştur ancak bir yıl sonra, 1922’de Mısır üzerinde Türkiye’nin bir hakkının olmadığını İngiltere, Türkiye’ye de kabul ettirmiştir. İslâm dünyasında 1923’te tek bağımsız ülkenin Türkiye olduğu iddiası da aslında bir mitolojidir. Çünkü Mısır, 28 Şubat 1922’de İngiltere’den bağımsız olmuştur.
Türkiye-Mısır ilişkileri
Türkiye ve Mısır devletleri arasında elçilik seviyesinde ilişkiler 1925’te başlamıştır. 1930’da Mısır Büyükelçisi olarak Ankara’ya Abdülmelik Hamza Bey tayin edilmiştir. Hamza Bey, 29 Ekim 1932 törenlerine ülkesinin yerel kıyafetleri ve başında fes olarak Ankara Palas’ta düzenlenen Cumhuriyet Bayramı kutlama törenine katılmış, ancak başında bulunan fesi, CHP Genel Başkanı Kemal Paşa’nın isteği üzerine bir garson tarafından alınmıştır. (F.O. 424/277, p. 27, No. 28. Clerk’ten Simon’a. Ank. 2.11.1932, No. 356; Aktaran: Bilal N. Şimşir: “Fes Olayı Türkiye-Mısır İlişkilerinden Bir Sayfa -19321933-, Belleten: Ocak 1984, Cilt 48 – S. 189-190, s.1-54)
Başka bir ülke büyükelçisinin kıyafetine kaba/saldırgan bir şekilde müdahale edilmesi (hem de garson tarafından), yabancı ülke temsilcilerinin hazır oldukları bir salonda fesinin alınması, ister istemez o ülkenin yani Mısır’ın, Mısır halkının aşağılanmasıdır.
Nitekim elçiye yapılan bu kaba saldırgan müdahalenin vahametinden dolayı ertesi gün Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras, Mısır Büyükelçisi Hamza Bey’den özür dilemek zorunda kalmıştır.
Mısır ile Türkiye arasında ilişkileri kötüleştirmek ve Mısır halkını aşağılamak için yapılan bu hareketin elbette Mısır tarafında uzun yıllar bir tepkisi olmuştur.
Türkiye’de padişahlığın kaldırılmasına karşılık Mısır’da padişahlığı/krallığı devam ettirerek Türkiye’deki inkılapların aşağılanmaya çalışılmasına karşı “zorla fes çıkarılarak tepki gösterildiği” iddiası (Bilal N. Şimşir) ise anlamsız bir savunmadır. Çünkü Kemal Paşa’nın o akşamki törende davetliler arasında bulunan pek çok krallıkla idare edilen (İngiltere) gibi ülkeler vardır. İngiltere’deki padişahlığın/krallığın varlığından rahatsızlık duymayan Kemal Paşa’nın Mısır’daki padişahlıktan rahatsızlık duyması büyük bir çelişki değil midir? Kemal Paşa, Mısır elçisinin fesini aldırarak, Türkiye-Mısır ilişkilerinin iyileşmesini engellemiş bu olay, iki ülke için bir dönüm noktası olmuştur.
Buna karşılık 6 Temmuz 1931’de Irak Kralı Faysal, Arap kıyafetiyle Ankara’yı ziyaret etmiştir. Kıyafeti ve başlığı sorun olmamıştır. Yine aynı şekilde, 8 Mayıs 1937’de Ürdün Kralı Abdullah, Arap giysileri içinde Ankara’yı ziyaret etmiştir. Üstelik bu iki Arap kral, 1916’a Şerif Hüseyin’in İngilizlerle ittifak ederek Osmanlı Devleti’ne karşı başlattığı isyanın askerî kanadına öncülük eden kimselerdir. Her ikisi de Ankara’da krallara lâyık bir şekilde ağırlanmışlardır.
1952’de Cemal Abdünnasır öncülüğünde bir subay grubu askerî bir darbeyle Mısır Krallığı yerine cumhuriyet idaresi kurmuştur. Abdünnasır, Mısır Baas Partisi’nin lideridir. Baas Partisi, Arap milliyetçiliği ve sosyalizmi kendisine ilke kabul etmiştir. İngilizler tarafından aşağılanmalarını görmeyen Arap milliyetçileri, Ankara’daki bu ve benzeri olayları milliyetçilikleri için bir işaret saymışlardır.
Bugün neler oluyor?
1952-2024 arasında 72 yıllık süre içinde Türkiye’ye sadece bir Mısır Cumhurbaşkanı (Hüsnü Mübarek, 6 Aralık 1998) gelmiştir. Mısır Cumhurbaşkanlarının Türkiye ziyaretleri için Muhammed Mursi’nin 30 Eylül 2012’de Ankara’ya gelip AK Parti Kongresi’ne katılmasını istisnaî bir olay olarak görmek gerekir. Ancak 5 Temmuz 2013’te Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Mısır’a gidişi, Abdülfettah Sisi’nin Mursi’ye karşı yaptığı askerî darbe nedeniyle ertelenmiştir.
Buna karşılık Türkiye’nin Başbakanları sık denilecek aralıklarla Mısır’ı ziyaret etmişlerdir.
Tayyip Erdoğan, Başbakan sıfatıyla Arap Baharı’ndan hemen sonra 2012’de Mısır’a gitmiştir. Ancak Mısır’da askerî bir darbeyle Mursi’nin devrilip tutuklanmasının ardından tutukluyken öldürülmesi, Türkiye-Mısır ilişkilerini bitirmiştir. Yaklaşık on yıllık bir süre içinde Türkiye’nin sorun yaşadığı hemen hemen her ülkeyle (Yunanistan ve Kıbrıs kesimi başta olmak üzere) Mısır, Türkiye’ye karşı ittifak kurmuştur.
Özellikle Doğu Akdeniz’de kıyısı olan ülkelerin münhasır ekonomik bölge anlaşmalarını birbirleriyle yapmaları örneğinde Mısır’ın Yunanistan ile Türkiye’nin aleyhine ikili anlaşma yapması, Libya’da BM’nin meşru hükümet saydığı idareyi devirmeye çalışan asi general Halife Hafter kuvvetlerini Mısır Hükümeti’nin desteklemesi, Türkiye’nin darbeci Sisi’ye karşı tutumunu zaman içinde değiştirmesine yol açmıştır.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Mısır ziyareti öncesinde Kasım 2023’te Abdülfettah Sisi’nin Ankara’ya gelmesi beklenirken, 7 Ekim’de Gazze’de başlayan ve hâlen devam eden İsrail’in yaptığı katliamlar nedeniyle Sisi, ziyaretini iptal ederek Erdoğan’ı Kahire’ye davet etmiştir.
Mısır ve Sisi’ye dair
“Mısır’sız savaş, Suriye’siz barış olmaz” sözü Mısır’ın gücünü abartmış olsa bile Arap dünyasındaki yerini açıklamaktadır. Mısır’ın tarihi Enver Sedat ve Abdülfettah Sisi gibi kendi halkına karşı yabancılarla işbirliği yapan liderlerle doludur. Mısır ekonomisi oldukça kötüdür. Mısır ekonomisinin neredeyse yarısını tek başına Mısır ordusu sahipliğindeki şirketler oluşturmaktadır.
Mısır siyaseti Mısır ordusunun vesayetinde olduğu gibi, Mısır ekonomisi de Mısır ordusunun denetimindedir. Üstelik bu devasa harcamalara sahip ordunun Mısır’a bir faydası da bulunmamaktadır. Öyle ya, 7 Ekim’de başlayan İsrail katliamlarına karşı Mısır ordusu seyirci kalmayı tercih etmiştir. Buna karşılık aynı ordu, 3 Temmuz 2013’te başkent Kahire’deki Rabia Meydanı’nda oturma eylemi yapan sivil halka karşı her türlü silahı kullanarak, İsrail katliamlarını aratmayan büyük bir vahşet örneği göstermiştir.
Mısır ekonomisi bir iflâsın içindedir. Darbeci Sisi bunun için sıkça toprak satarak bir çıkış yolu bulmaya çalışmaktadır. Daha önce Kızıldeniz kıyısında bir adayı Suudi Arabistan’a sattığı gibi, şimdi de Akdeniz kıyısında Ras El-Hekma bölgesini Birleşik Arap Emirlikleri’ne (BAE) 22 milyar dolara satmıştır. Muhtemelen benzeri satışlar sonraki yıllarda da devam edecektir.
Sisi gibi kimselerden İsrail’e karşı ciddî bir adım beklemek beyhudedir. Çünkü Sisi’yi iktidara taşıyan ABD gibi dış güçler, bunu İsrail’in işlerini kolaylaştırmak için yapmaktadırlar. Sisi, kukladan başka bir şey değildir. Bu yüzden İsrail’in aleyhine Mısır’dan ve dolayısıyla Sisi’den ciddî bir girişim beklemek gerçekçi değildir.
Refah Kapısı’nın açılarak Gazzelilere insanî yardımın ulaştırılması gibi bazı işleri Mısır yönetimi yapabilir. Doğu Akdeniz’de münhasır ekonomik bölge alanları için Mısır, Türkiye ile iş birliği yapabilir. Daha önce Türkiye’nin aleyhine Yunanistan ve Kıbrıs Rum kesimi ile yaptığı ittifaklarını askıya alabilir. Suriye ve Irak konularında Türkiye’nin siyasetine destek olabilir. General Hafter kuvvetlerine karşı Türkiye’nin tek başına korumasını üstlendiği Libya Hükümeti ile iyi ilişkiler kurarak Türkiye’ye destek de olabilir. Peki, bütün bu konularda Mısır’a (Sisi’ye) ne kadar güvenilebilir? Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Mısır ziyaretinden, bu beklentilerin tamamının gerçekleşmesi mümkün değildir.
Türkiye için önemli olan bu konularda Sisi, Türkiye’den ne isteyebilir? Muhtemelen Müslüman Kardeşler’i ve Mısır’ın seçilmiş ilk Cumhurbaşkanı Mursi’nin darbeyle devrilerek öldürülmesini unutmasını isteyecektir. Türkiye son yıllarda bunu zaten yapmıştır. Artık Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın söylemlerinde Mursi’nin adı yoktur. Sisi’nin kanlı bir diktatör ve darbeci olduğu vurgusu da yoktur. Türkiye’nin Mısır’dan beklentilerine karşılık Mısır’ın beklentilerinin de yalnızca Müslüman Kardeşler etrafında odaklandığını düşünmek gerçekçi değildir.
Mısır, Arap dünyasına liderlik etmediği hâlde Arap dünyasının lideri olarak kabul edilmeyi tercih etmektedir. Mısır’ın yerini alacak ya da Mısır’a bu konuda rakip olabilecek başka bir Arap ülkesi de yoktur. Nüfus ve askerî güç bakımından Mısır, fiilen Arap dünyasının lideridir. Sorun, Mısır’ın Arap dünyasının lideri gibi değil, ABD ve İsrail’in azat kabul etmez işbirlikçisi olmasından kaynaklanmaktadır.



