Erdoğan Çamlıyurt: Son Delikanlıbaşı

Onun yaşadıkları, Erdoğan Çamlıyurt’un hayat hikâyesi değildir sadece. Bir dönemin, bir kuşağın, Adapazarı’nın, Türkiye’nin, bir ömür onuruyla ve namusuyla üçkâğıtçı ve haramzadelere karşı dik durmuş, savaş vermiş bir yiğidin delikanlılık hikâyesidir.

BİR şehri şehir yapan tarihî eserleri midir yoksa o şehrin altın kalpli insanları mıdır? Bu soru elbette ki sonucu belli olmamış kadim bir tartışma konusudur. Eyvallah. 


Biz şehirleri, eserler değil insanları üzerinden okuyanlardanız. Kanaatimizce asl’olan insandır zira. Güzel insanları varsa, o yerleşim şehirdir. Ruhunu en çok insandan, insanlarından alır şehirler. Biz böyle bilir, böyle söyleriz, öteden beri. Varsa yoksa insan. Gerisi yalan. 


Eskişehir’den Yunus Emre’yi, Konya’dan Mevlânâ’yı, Bolu’dan Köroğlu’nu, Edirne’den Hasan Sezai’yi, Ankara’dan Hacı Bayram Veli’yi, Sivas’tan Âşık Veysel’i, Adana’dan Yaşar Kemal’i, Adapazarı’ndan Sait Faik’i, Kırşehir’den Neşet Ertaş’ı çekip çıkarınız, bakalım ne kalacak geriye? En az yarısının uçup gideceği kesin de… İsimleri ve şehirleri değiştirebilirsiniz. Ama sonuç değişmeyecektir. “Süheyl, vatan dediğin üç beş dosttan başka nedir ki?” diyen üstad Yahya Kemal’e rahmetler olsun. 


Biz şehirlerin ancak güzel insanlarla ayakta kaldığına inananlardanız. Ve şehirleri güzelleştirenlerin ancak onlar olduğuna.


Adapazarı’nın son yarım asrında yetiştirdiği yiğit, mert, dürüst, örnek, sevilen-sayılan ve adil evlatlarından birisi de Erdoğan Çamlıyurt’tur. 


Anlatalım: Baba tarafından Han Duvarları’nın şairi Faruk Nafiz Çamlıbel ile akraba, saraylı bir eczacı yüzbaşının torunu, Üsküdarlı dürüst bankacı Mehmet Muzaffer Bey’in oğludur. Çocukluğu Salacak sahilinde geçmiş, İzzet Günay’dan yüzmeyi öğrenmiş, amcasıyla beraber İstanbul Radyoevi konser salonunda çok sayıda Hicaz faslı terennüm eylemiştir. Anne tarafından da Adapazarı’nın en muteber en varlıklı, en hayırsever ve en mütedeyyin tüccarlarından Kaynarcalı Hamit Necati Efendi’nin torunudur.


Varlıklı olmasına varlıklı ailelerden gelmektedir ya, feleğin çemberinden de geçip gelmiştir Erdoğan Çamlıyurt. Üç senelik liseyi altı yılda bitirmesini “Bizim zamanımıza lise altı yıldı, ihtisas yaptık” şakasıyla açıklarken, çalışma, spor, haylazlık, bir de dersler; dört iş birden olunca altı yılda bitirmek normaldi şeklinde yorumlamaktadır. Okula pek uğramasa da bir yıllık İstanbul Hukuk Fakültesi günlerinde, hususî taksilerde şoförlük yaparak İstanbul Hayat Fakültesi’nde eğitim görmüştür adeta.


Dört yılda -zamanında- bitirdiği Gazi Eğitim Beden Eğitimi Öğretmenliği günlerinde her hafta sonu, Mektepli lakabıyla, şehirlerarası otobüslerde şoförlük yapıp harçlığını çıkararak okuyan yiğittir de o. Bir yandan da Ankara Basketbol Ligi’nin çok başarılı pivotlarından birisidir de.


Erdoğan Çamlıyurt, çok disiplinli ve başarılı bir öğretmen, çok disiplinli ve üretken bir spor yöneticisi, çok adil ve hakkaniyetli bir Süper Lig futbol hakemi, çok namuslu ve dürüst, vatana, millete hizmeti hayatının daima merkezine koymuş Ankara’da üst düzey örnek bir bürokrattır. Mevkidaşları haram-helal bakmaksızın Çankayalarda daireler peydahlarken, o kırk metrekarelik lojmanda yaşamış, başını sokacak bir ev edinmek için kooperatife bile girememiştir. “Bizans’ın en usta entrikacıları Ankara’da sınıfta kalır” dediği bakanlık koridorlarında günlerini, milletine hizmet çabası yanında bir o kadar da hırsız ve uğursuzlarla kavgayla geçirmiştir. Bu keşmekeş içinde başkentte huzur bulduğu üç mekânı ise şöyle açıklamıştır: Taceddin Dergâhı, Arslanhane Camii, Hacı Bayram Veli Camii…   


Dört yapraklı yonca gibi seksen yıllık ömrünün özeti şudur: Adalet, insanımıza hizmet, dürüstlük ve yiğitlik…


Hayatı onlarca, yüzlerce olayla örülüdür. Hangi birini anlatalım? Kütahya Öğretmen Okulu’nda yatılı öğrencisini 4-4’ten okuldan atan Matematik öğretmeninin, “Bre vicdansız, insafsız!” diye yakasına yapışmasını mı yoksa yönettiği bir maçta tribünden kendisine hakaret eden şehrinin iktidar partisi ilçe başkanını, maçı durdurup jandarma marifetiyle anında nezarete/ kömürlüğe tıktırttığını mı, kanunî hakkı olduğu hâlde kızının yasal bir isteğini yöneticisi olduğu Vakıflar’dan engellettiğini mi, daha ilk Süper Lig maçına çıktığında Galatasaray’ın Kaptanı Fatih Terim’in gelip “Erdoğan Hocam, arkadaşlarımı ayarladım, bugün sahada hepimiz sana yardım edeceğiz” dediğinde,“Benim kimsenin yardımına ihtiyacım yok, sen git işine bak” cevabıyla racon kesişini mi? 


Erdoğan Çamlıyurt budur. Böyledir, buncadır, bu kadardır…

 

Mertliğin kitabını yazan adamdır Erdoğan Çamlıyurt. Zira o I. Dünya Savaşı’nın muazzep günlerinde İstanbul’da türeyen Rum çetesinin kahvehanesini basıp posta koyan, mekânını dağıtan, bir yumrukta liderini deviren, bileğinin ve yüreğinin gücüyle Üsküdar’ı Rum çetelerden temizleyen Zihni Çamlıyurt’un yeğenidir. 


Boğazından haram lokma geçmeyen, çocuklarının boğazından haram lokma geçirmemiş, yoklukla yoksullukla bir ömür savaşmış, itibar zengini bir mertlik abidesidir o. Üst düzey görevler yaptığı Ankara’dan gram menfaatlenmemiş, kimseye iltimas geçmemiş, bol yıldızlı otellerin balo salonlarıyla tanışmamış, bir kuş sütü eksik şaibeli akşam yemeklerini taam eylemeden dönmüştür Ada’sına. Tertemiz, şaibesiz, alnı ak, başı dik. Evlatlarına en büyük mirası da budur.


“Ersin Taranoğlu, Mehmet Gölhan, Yüksel Yalova gibi bakanlarla, Kemal Kamiloğlu, Sefer Akkaya gibi yöneticilerle, Hayri Kozakçıoğlu, Nurettin Turan gibi valilerle çok namuslu, çok dürüst, milletine çok hizmeti şiar edinen kişilerle çalışmak en büyük şansım ve nasibimdi benim” görüşündedir. Ve şükründedir… 


Erdoğan Çamlıyurt mümin, muvahhid, musalli adamdır da. O Müslümanlığını herkese değil yalnız Allah’a gösteren sahih adamdır. Her Ramazan, mahallesinin muhtarını yanına alıp bakkal bakkal dolaşan, borcunu ödeyemeyen garip gurabanın borç defterlerini kapatan, “Benim ödediğimi hesap sahiplerine sakın ha söyleme, ismimi vermeyeceksin, tamam mı?” tembihinde de bulunan güzel insandır.  


Hiç telaffuz etmese de onu yakından tanıyanlar çok iyi bilir ki o Tanrı Dağı kadar Türk, Hira Dağı kadar Müslüman’dır ve bunu ruhunun bütün hücrelerinde hisseder, hissettirir. Merhum Sezai Karakoç’un “Milliyetçilik, ideoloji değil psikoloji işidir” sözünü bir ömür ruhuna giyinmiş, bu toprakların hakikatli bir evladıdır. Gerçek ve örnek. Çocuklarının adı da onun dünyasını veriyor zaten: Mahmure Figen, Ceren, Huriye Gökçen. Eşi Filiz Hanım’ın da onun bu onurlu duruşunda büyük katkısı olduğunu söyleyegelmektedir. 


1,90 boyu, güçlü fiziği, endamlı yürüyüşü, katı-sert-tavizsiz mizacı, disiplin abidesi yöneticiliği yanında bir o kadar da pamuk gibi bir kalbe sahiptir. Diğergam adamdır Adalı Edo. Baba adamdır. Derdi hiçbir zaman kendisi olmamış, hep çevresindekilerin yanında/ yakınında olagelmiştir. Nerede bir garibin ihtiyacı varsa, duyar duymaz el koyan, işini görmeye çalışan ağabeydir. Kötü gün dostu lakabıyla anılır tanıyanlarca. Şakacıdır, neşelidir, muziptir de… Ve tabii ki çok cömert… 


İyi Fenerbahçelidir amma bunu yıllarca düdük çaldığı yeşil sahalara, yönettiği Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş maçlarına zerre yansıtmamıştır. 


Babasının ona daha çocukluğunda Nefi’den, Nedim’den, Baki’den beyitler ezberlettiği adamdır. Tabiatıyla bir Türk Sanat Müziği müptelasıdır: “Avuçlarımda hâlâ sıcaklığın var, inan” favorisidir.   


Onun yaşadıkları, Erdoğan Çamlıyurt’un hayat hikâyesi değildir sadece. Bir dönemin, bir kuşağın, Adapazarı’nın, Türkiye’nin, bir ömür onuruyla ve namusuyla üçkâğıtçı ve haramzadelere karşı dik durmuş, savaş vermiş bir yiğidin delikanlılık hikâyesidir.


Bir delikanlıbaşının, Adapazarı’nda yetişip nefesi ve ışığı Türkiye’ce fark edilen son delikanlıbaşının…


Erdoğan Çamlıyurt, biziz. Sizsiniz. Hepimiziz. Erdoğan Çamlıyurt, Adapazarı’dır, Sakarya’dır, Türkiye’dir. Namusuyla şerefiyle evine ekmek götüren, kenarda köşede kalmış, yalnız ve mert yığınların sesidir. 


O son delikanlı başımızdır bizim. İnşallah soyları ve sayıları tükenmez…