En büyük sır

İnsanın bu dünyadaki en önemli idrak noktası, hakikatleri nefsindeki renkler ile boyamamaktır. Hakikatlerin asıl hâlleriyle olduğu gibi gösterilmesi gerekir. İnsanın bu dünyadaki en büyük sırrı budur.

BİLİNDİĞİ üzere perde, gece odanın aydınlığının dışarıdan görülmemesi için kullanılır. Çünkü gece karanlığında yoldan geçen birinin odanın içerisini görmesi istenmez. Karanlıkta yoldaki insanın gözüne en fazla ışık, aydınlık yerden gelir. Işık insan gözüne geldiğinde görme işlemi gerçekleşir.

Gündüz güneş ışığı şiddetli olduğu için bir evin odası tül perde arkasından görülmez. Perdenin genel olarak engelleme işlemi için kullanıldığı düşünüldüğünde, istenen ışığın veya atom altı parçacıkların istenen düzeyde geçmesine müdahale edilebilir.

Kırmızı bir cisme güneş ışığı gönderildiğinde, madde sadece kırmızı renkteki dalga boylu ışığı yansıtır ve öyle görülür. Beyaz ışık yeşil renkli bir maddeye gönderildiğinde ise sarı, yeşil ve mavi renkler görülür. Eğer kırmızı renkli maddeden geçen ışık yeşil renkli maddeye çarparsa, insan gözü hiçbir şey görmez. Bu nedenle eskiden fotoğrafçılıkta kımızı ışık kullanılırdı.

Perdeleme olayı ışık için olduğu kadar atom altı parçacıklar için de geçerlidir. Zira her iki durum da kuantum fiziği ile açıklanan ölçekteki olaylardır. Alfa ışığı bir kâğıttan geçemezken, beta ışını kâğıttan ve insandan geçebilir. Röntgen ışını ise kâğıt, insan ve alüminyumdan geçebilir. Nötron ışınları ise kâğıt, insan, alüminyum ve kurşundan geçebilir.

Bir düşünün bütün maddelerden geçen bir ışık olduğunu; bu ışını durduracak bir madde olmadığında o maddeye çarpan ışık maddeyi delip geçecek ve insanlar ışığı göremeyeceklerdir. Demek ki insanlar perdeleme olayını her bir fiziksel olay için başarabilirler. Sosyal ve metafizik olaylarda ise işler biraz farklıdır.

İnsan beşer olduğundan gerçeği arar. Bilim, ilim, hikmet ve marifete odaklanır. Esas olan şey olarak aradığı ise hakikatin sırrıdır. Hakikatler isimlere bağlı olduğundan, bilim, ilim ve isme uzanan hakikatlerin perdelenmemesi istenir.

İnsan kendi nefsinde olan benliği ile sürekli çelişki yaşar. Hakikatler bütün insanlara eşit şekilde sunulur. Her insan, kaşığı kadar suyu alabilir. Hakikatlerden alınan da böyledir. Hakikatin sırrına erenler, isme/esmaya perde olmayanlardır.

İnsan aciz bir varlık olduğundan, sürekli olarak çelişki içinde olduğu nefsine ve nefsinde asılı duran egosuna yenik düşer. Nefsin isteklerini yapmaya başladığında hakikat gizlenmeye ve perdelenmeye başlar. Yani insan nefsine göre hareket ettikçe sürekli olarak çevredeki aydınlığı karartmaya başlar. Her bir karanlık zamanla bütün vücudu sardığında mühürlenmiş bir insan ortaya çıkar.

İnsan kendi ölçeğiyle evreni doğru anlamaya başladığında Güneş’i kapayamayacağını ve sabah gözlerini kapasa bile sadece kendisine karanlık olacağını bilmelidir. Aydınlık günlerde göz kapamak yanlıştır.

Hakikat için insanın kaşığı, nefsindeki egosuyla ters orantılıdır. Egosu yüksek olanların hakikat kaşıkları küçük olur. Hakikatlere tam muhatap olmak için nefisle yarışmak ve çekişmek yerine nefsin sahibiyle iyi geçinip egoyu hakikatlere perde yapmamak gerekir.

Günümüz dünyasında bilim, teknoloji ve maddî imkânlar arttıkça insanların hakikatlerden uzaklaştıkları bir vakıadır. Zira maddî varlık ışıklara perde olduğu gibi hakikatlere de perde oluyor. Aslında maddî varlığın hakikatlere perde olmaması beklenir. Buradaki ölçü, amacın maddî varlık olması durumunda hakikatlerin gizlendiği, maddî varlığın bir araç olması durumunda ise hakikatlerin aşikâr olduğu bilinmesidir. İnsan aciz olduğundan, maddî imkânlar eline geçtiğinde hemen aldanıveriyor. Günümüzde buna en güzel örnek para, makam, arsa ve otomobil sahibi olma iştahıdır.

Demek ki insanın bu dünyadaki en önemli idrak noktası, hakikatleri nefsindeki renkler ile boyamamaktır. Hakikatlerin asıl hâlleriyle olduğu gibi gösterilmesi gerekir. İnsanın bu dünyadaki en büyük sırrı budur.