VAY arkadaş, hızlarına yetişemiyorum. Çatır çatır “çalışıyor” CHP belediyeleri. Daha bir önceki yazımızda bu faaliyetlerinden bahsetmiştim. Daha o yazının mürekkebi kurumadan yeni belediyeler eklendi saadet zincirine.
Adana, Antalya, Adıyaman ve baklava kutuları… Ben olup bitenleri yazmaya yetişemiyorum, Devlet’in hâkimi, savcısı nasıl yetişecek? Bu iddianameler nasıl tamamlanacak? Yaz kızım, yirmi torba çimento, bir kutu baklava, iki kutu Sütlü Nuriye…
CHP belediyelerindeki rüşvet, yolsuzluk, irtikap, ihaleye fesat karıştırma iddiaları pandemi hâline dönüştü. İşler artık enikonu kontrolden çıkmış durumda…
Öyle ki, CHP’li başkanların yerine geçen yeni başkanlar da hırsızlıktan, rüşvetten göz altına alınıyor. “Belediye hizmetleri” aksamasın diye yeni başkanlar da canla başla “çalışıyorlar” demek ki. Kurumlarda devamlılık esastır sonuçta.
İşler kontrolden çıktıkça, Özgürcüğüm de kontrolden çıkıyor. Hançeresini yırta yırta sağa sola tehditler savuruyor, kürsüleri yumrukluyor, eli kolu, kaşı gözü, saçı başı ayrı oynuyor. Anladığım kadarıyla çok kötü planları var üzerimizde. “Korkmadım” desem yalan olur hani. Hayırlısı olsun diyelim.
Milleti sokağa çağırırmış, izlediklerimiz fragmanmış sadece, bizlere korku filmi izletecekmiş, öyle Tahrir Meydanı’nı izler gibi izleyecekmişiz mel mel… Hele bir sandığı kaçıralım bakın o zaman neler yapıyormuş.
Ahan da 2 Kasım oradaymış. Hele 2 Kasım’da sandığı getirmeyelim, bakalım o pamucuk elleri ile nasıl kendisi getirecekmiş sandığı. O eller ki Gazi Mustafa Kemal’in elleriymiş, İsmet Paşa’nın elleriymiş. Eller, eller eller… Dınınım, dınınım… Eller, eller eller…
Atatürk kılıçla kalkanla tüfekle bu devleti kurmuş ama sandıkla yönetmişmiş…
Daha neler neler dedi de Özgürcüğüm, sonrasını hatırlamıyorum. Kendime geldiğimde televizyonu kırmış olduğumu fark ettim.
Şoku atlattıktan sonra da düşündüm biraz, varım öyleyse düşünüyorum sonuçta. Tersi miydi yoksa? CHP bula bula bu kadar boş beleş, bilgisiz, vasıfsız, son ütücü bile olamayacak böyle bir adamı mı buldu genel müdür koltuğuna oturtacak?
Özgürcüğüm’ün konuşmasının neresinden tutsam elimde kalıyor, buram buram cehalet kokuyor.
Neden 2 Kasım mesela? Bu ülkede ne zaman seçim yapılacağı belli değil mi arkadaş? Özgür Özel bu ülkede “Seçimleri Ayarlama Enstitüsü” oldu da haberimiz mi yok?
Neden 9 değil de 2 Kasım yahut? 1 (bir) aralık yapsak ya da ocak başı filan olmaz mı? Veyahut “olursa Ekim’e olmazsa Kasım’a” desek, kim ne diyecek bize?
YSK varken, Anayasa, kanun, yönetmelik filan varken hatta yapılacaksa erken seçime Meclis karar verecekken Özgürcüğüm zurnanın sondan kaçıncı deliği oluyor? Ne zaman seçim yapılacağına traktörcü Özgür mü karar verecek ülkede?
Ruh sağlığı açısından insanın haddini bilmesi kadar iyi bir şey yoktur ve maalesef Özgürcüğüm’ün ruh sağlığını pek de iyi görmüyorum. Profesyonel desteğe ihtiyacı olduğu ortada.
Erdoğan sandığı kaçıracakmışmış… Allah Allah! “Sandığı kaçıracak” dediğiniz o Erdoğan 25 yılda 7 kere genel seçim, 3 kere referandum, 6 kere de yerel seçim olmak üzere toplam 16 kez önünüze getirmiş sandığı. Sandığınız gibi de olmamış hiçbir seçim. Adam sizi yenmiş de yenmiş, yenmiş de yenmiş…
Merak etmeyin, o sandık yine gelecek. Ama bunun tarihine Türkiye Eczacılar Birliği değil, Gazi Meclisimiz karar verecek.
Özgürcüğüm “Atatürk ülkeyi kılıçla, kalkanla kurdu ama sandıkla yönetti” diyor. Lakin tarih ilmi böyle demiyor nedense. Cumhuriyet 1923’te kuruldu, öyle değil mi? Ve cumhuriyet halkın kendi kendisini seçtiği vekilleri ile yönettiği bir idare şekli.
Peki 1923’ten sonra ilk seçim ne zaman yapılmış Özgürcüğüm? Açık oy, gizli tasnif saçmalığı ile icra edilen 1946 seçimleri saylanmazsa, ilk demokratik seçim 1950’de yapılmış. 1950 eksi 1923 eşittir 27 yıl!
Cumhuriyet tarihimizde yapılan ilk seçimi her yediğiniz herzede gölgesine sığındığınız Atatürk görememiş bile kuzum!
Oysa 25 yılda Erdoğan 16 seçim yapmış müdür. Ne olacak şimdi?
Elm Sokağı Kâbusu ile büyümüş bir nesli korku filmi izletmekle tehdit ediyor Özgürcüğüm, iyi mi? Tahrir Meydanı’nı anıştırıyor bize. Tahrir Meydanı’nda bir gecede 3-4 bin Mısırlı katledildi Özgürcüğüm. Ne anlatmak istiyorsun, açık açık bir söyle bakalım!
15 Temmuz gecesi tanka kafa, F-16’ya levye atan bir ruhu, aynı gece bankamatiklerde, benzinliklerde modern ve laik bir şekilde sıra bekleyen, marketlerde makarna, bakliyat ve Luppo raflarını yağmalayanlarla mı korkutmaya çalışıyorsun? Komik olma tatlım.
Sizden korkan bir paket Luppo’ya muhtaç olsun ulan, hodri meydan!
Zaten geçen seferden içimizde epeyce uhde kaldı. Bu vatanın bir çakıl taşına dokunun, sizi de o baklava kutusuna sokmazsak, eteklerimizi giyer bir sonraki “onur yürüyüşünü” bekleriz artık.
Bu arada Adana, Antalya ve Adıyaman’dan sonra dördüncü “A” da yolda. Daha önce de söylemiştim. Hatta o şehrin deve dişi başkanı da şimdiden “İftiracılarla itibarım zedeleneceğine, siyaseti bırakmaya hazırım” diye bir şeyler geveleyip, ön almaya çalışmaya başlamış bile. Giderken kâğıt bardaklarını da yanında götürecekmiş.
Özgürcüğüm’ün bir gram aklı varsa seçim dönemi camide, mescitte, türbede, mezarlıklarda, çarşıda, pazarda oy dileneceği biz sıradan vatandaşların damarına basmak yerine rüşvet, irtikap ve yolsuzluğun bir yönetim şekline dönüştüğü görülen belediyelerine dönüp bakması daha yerinde olacaktır.
Erdoğan’a çemkirdiğin kadar biraz da birbirlerini gammazlayan, savcıya öten, etkin pişmanlıktan faydalanan, birbirlerinden davacı olan yahut İzmir’de olduğu gibi hakkını arayan CHP’li yol arkadaşların için tahriş olsun o hassas ses tellerin müdür.
Telgrafın tellerine kuşlar konar. Seninkilerin bu kadar bile faydası yok. Acı söylediğim, dost olduğumuz anlamına gelmesin Özgür!
Kalınız sağlıcakla efendim. Özgürcüğüm, sen hariç! Sen içince sapıtıyorsun.



