“El”den gelen sanat

Sanatçı elinin âmiri, sadece zekâyı taşıyan beyin olabilemez. Sanat ürününün var edilişinde ruhun, kalbin ve zihnin, iş birliği içinde ve anlayış çerçevesinde mesai harcaması gerekir. Sanatın vücuda bürünmesindeki katkı payı yadsınamayacak el uzvu ise işin sunum safhasıyla görevlidir.

BİRAZ gündemden uzaklaşmaya, uzaklaşmak çok mümkün olmasa da bir nefeslik aralar verip zihni ara sokaklarda gezdirmeye ihtiyaç var.

Elbette millî ve dinî değerlerdeki kayıpları ikâme edebilmek adına kalemin yârenliğine ve sözün kalplere ilmek atan maharetine bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da müracaata devam etmek niyetinde ve duasındayım. Sadece düşünceyi harflerle bereketlendiren sayfalardan birini, yığınla kaygının ve düşüncenin ara nağmesi anlamıyla istirahate çekmek akılcı olabilir.

Sayfalar da sözlerden yorulabiliyor, harfler bazen ağırca mânâların altında ezilebiliyor. Hatta bazen düşünce tarlalarının devasa başakları arasında ana yolun izini kaybeden zihinlerimiz, çabasız ve umutsuz bir kabullenişle hasada kadar tekdüze bir iklimde münfail saatler geçirebiliyor. Uzun uzun başaklar arasından başımızı sıyırıp semavatın farklı renklerine değilse de araya sızmış belli belirsiz tonlara bir temaşalık alan ayırmalı.

Yine de süjeye kelimeleri iliklemeye başlamazdan evvel acının, hüznün ve ulvî kaygılara can veren hayatî damarların mahfazasını kelimelerle örmeli. En elzem mevzulara defalarca kalemi keskinleştirerek devam edişin iç âlemimdeki motivasyonundan hiçbir fire vermeden, nabzı yükselten her şeye ufalanmış bir mesafe vermek gerektiğini düşünüyorum.

Biraz da fikrin acısız ama acılara izah getiren kulvarlarında koşmalı. Bunlardan biri sanat. Hem acıya temas ediyor, hem de kendisi acımtırak bir tat bırakmıyor. Acıdan besleniyor da yepyeni bir acı daha meydana getirmiyor. Belki var olan sızılara ağrı kesici tesiriyle mukabele ediyor. Ya da acıya tuz basmanın farazi eşkali olarak hissedişleri katmerliyor. Ne var ki, hiçbir eylem, adı sanat dahi olsa pürüzsüz bir temasa, engebesiz bir yol alışa ya da biçimce önceden tespit edilebilir bir suhuletle müşahedeye müsait değil. İllâki bütün eylemlerin içinde mahruti kaymalar görmek, eğimli ve bazen de rizikolu virajlara denk gelmek kaçınılmaz.

Meselâ sanatın dallı budaklı görgü yolları var. Sadece elin maharetinden ya da düşüncenin büklümlerinden beslenen parçaları mevcut. Meselâ şiir daha ziyade fikrin ve hissedişin el vasıtasıyla vücuda bürünüşüyse, resimde yine başvurulan merci kalp ya da zihin olabilirse de el yordamı olmaksızın var edilemez bir statüye sahip.

El enstrümanının hemen bütün sanat ve zanaat kımıldanışlarında elzem oluşu, “Sadece el yordamıyla mümtaz bir eser bina edilebilir” anlamıyla kavuşmaz. Hatta daha tehditkârane bir üslûba bürünmek, daha net yargıları lisana bir lahzalık davet etmek gerekirse, sadece el, göz, ayak gibi dış aksam üyeleriyle gerçekleştirilmeye çalışılan sanatımsı hareketler tamamen fiyaskodur.

Öyle ya, elle yapılan bir resim düşünün; yapay zekânın emre tâbi hareketiyle göze renk ve tasvir kavramlarına itaatkâr bir ürün meydana getirmesi bile insan elinin yaptığı resimden ya da motiften daha nitelikli olacaktır. Hayır, “İnsanın yaptığı resimden daha güzel olur” demiyorum, “Sadece el ile yapılan insan ürününden daha nitelikli olacaktır” diyorum. Çünkü bir yapay zekânın keşfedilebilir ve zihinlerin memnuniyet almaçlarını tatmin edebilir oluşundaki kriter, o ürünün komutlara yüklenen anlamla ahenk içinde olmasıdır. Emredilen güzergâhı kayba uğratmadan ve yörüngeden şaşmadan tamamlayabilen bütün yapay sistemler, başarılı bir yazılıma sahip olmakla övünebilirler.

Fakat bir sanatçının zekâsından emir alan elin mahir olup olmadığındaki kriterler bu kadar amiyane açıklanamaz. En başta sanatçı elinin âmiri, sadece zekâyı taşıyan beyin olabilemez. Sanat ürününün var edilişinde ruhun, kalbin ve zihnin, iş birliği içinde ve anlayış çerçevesinde mesai harcaması gerekir. Sanatın vücuda bürünmesindeki katkı payı yadsınamayacak el uzvu ise işin sunum safhasıyla görevlidir. Elbette çok kıymetlidir fakat tek başına mutena bir yapıt var edemez. Ruh ilhamla beslenecek; akıl, bilgisiyle destek verecek; kalp, hissedişin rakik tınısını bu senteze belli oranlarda ilâve edecek. Ve el, komutlardan emir alan bir yapay zekâ gibi kendinden beklenen hareketi gerçekleştirecek.

İşte böyle meydana gelen tüm vakıalara sanat denebilir. Ama sadece el yordamıyla yazılan şiirler anlamdan, ahenkten, ritimden, sistemli duygu geçişlerinden ve satırlar arası nezaket ve sadakatten ne kadar uzaksa, yine sadece el uzvunun münferit gayreti ile tuvale dökülen boyalar, ses tellerine ya da müzik aletlerine aktarılan notalar ve diğer tüm zanaat ve sanat uğraşları, kâinatta yer kaplamak dışında hiçbir fehamete sahip değillerdir.