Eğitimde ve kamu yönetiminde yeni bir vizyon: İlkokuldan üniversiteye, liyakate ve şeffaflığa doğru

Geliştirmeye çalıştığım bu eğitim ve insan kaynakları yönetimi modeli, Türkiye’nin eğitim sistemi ve kamu personeli atamalarında köklü bir dönüşümü temsil ediyor. İlkokuldan üniversiteye her kademede temelden başlayan sağlam eğitim yaklaşımları, meslekî yönlendirmede kalfalık, ustalık belgeleriyle desteklenen ortaöğretim ve lise yapısı, üniversitelerin doğrudan bakanlıklara bağlı mahallî kampüslerle organize edilmesi ve liyakat temelli, şeffaf bir atama mekanizmasının kurulması, sistemin temelini oluşturacaktır.

ÇAĞIMIZDA, eğitim ve kamu personel idaresi sahalarındaki zorluklar, içtimaî ilerlemenin önünde önemli bir kısıtlama oluşturuyor. Mevcut sistemin değerlendirme merkezli, tekil ve resmî yapısı, gençlerin şahsi kabiliyetlerini açığa çıkarmalarını güçleştirirken, kamu görevlisi alımlarında açıklık ve hakkaniyet çoğu zaman göz ardı ediliyor. Bu durum, öğretimde isteksizlik, kamu hizmetlerinde ise verimliliğin düşmesine yol açıyor.


Oysaki hesaplı, planlı ve düzenli bir dönüşümle hem eğitimde hem de kamu personel idaresinde sağlam, hakkaniyetli ve sürdürülebilir bir yapı oluşturulabilir. Böyle bir yapı, kişiyi merkeze almalı, ilköğrenimden itibaren gençlerin yeteneklerini fark etmelerine imkân tanımalı, lise ve üniversite öğrenimlerini uzmanlık alanlarına uygun şekilde düzenlemeli ve kamu görevlendirmelerini ehliyete göre şeffaf bir biçimde gerçekleştirmelidir.


Bu çerçevede, yıllar önce projelendirdiğim eğitim modelimi yeniden gün yüzüne çıkarmak istedim. Daha farklı yayın organlarında özel ve kısaca anlatmaya çalıştığım bu modeli, hâlen devam eden soru çalınma iddiaları, sınavlar ve sınavlara hazırlık kursları gölgesinde okuyucunun ilgisine sunmak istedim.


İlkokulda temelden sağlam bir eğitim yaklaşımı


Eğitim sürecinin temelini oluşturan ilkokul seviyesi, çocukların hem fikrî hem de sosyal gelişimlerinin şekillendiği dönüm noktasıdır. Bu evrede, çocukların öğrenmeye yönelik heves ve merakları, sonraki yıllardaki başarıları için büyük bir anlam taşır. Ancak şimdiki eğitim sistemindeki ağır ders yükü, sınav odaklı öğretim yöntemleri ve ezbere dayalı anlayış, öğrencilerin eğitimden uzaklaşmasına, istek kaybına ve üretkenliklerinin körelmesine yol açıyor. Bu nedenle ilkokul eğitiminde kapsamlı bir dönüşüm şarttır. 


İlkokulda eğitim, çocukların yaş ve gelişim özellikleriyle uyumlu, hafif ve esnek müfredatlarla şekillendirilmeli; çocukların her birinin kendine özgü farklılıkları göz önünde bulundurulmalıdır. Ezberci ve tek tip eğitim yerine sorgulamaya, deneyimlemeye, keşfetmeye ve düşünmeye teşvik eden aktif öğrenme yöntemleri benimsenmelidir. Bu sayede çocukların hayata, bilgiye ve öğrenmeye karşı olumlu bir yaklaşım geliştirmesi sağlanmalıdır.


Ayrıca ilkokul eğitimi, sırf akademik bilgi aktarımıyla sınırlı kalmamalı; öğrencilerin sosyal, kültürel, sportif ve sanat yeteneklerini açığa çıkarmalarına da imkân tanımalıdır. Okullar, çocukların kendi güçlü yönlerini erken yaşta fark etmelerini destekleyecek programlar sunmalıdır. Böylelikle, her çocuk ilgi ve becerilerine göre yönlendirilebilir, sonraki eğitim basamaklarında kendisini daha uygun bir alanda geliştirme fırsatı bulabilecektir.


Yerel özellikler ve coğrafî farklılıklar da ilkokul müfredatına ve uygulamalarına dâhil edilmelidir. Bölgenin kültürel yapısı, ekonomik durumu ve gereksinimleri eğitim programlarına entegre edilerek, çocukların çevreleriyle güçlü bir bağ kurmaları sağlanmalıdır. Örneğin, taşrada yaşayan çocuklar ziraatçılık konularına, kentte yaşayan çocuklar ise teknolojik ve sosyal bilimlere yönelik uygulamalı eğitimlerle desteklenebilir.


Öğretmenlerin bu süreçteki rolü ise son derece önemlidir. İlkokul öğretmenleri, çocukların çok yönlü gelişimini destekleyecek pedagojik bilgi ve becerilere sahip olmalı, onları ilgi alanlarına göre gözlemleyip doğru yönlendirebilmelidir. Bu sebeple Millî Eğitim Bakanlığı, öğretmen yetiştirme programlarını da bu vizyona göre yapılandırmalı ve her yıl gerçekçi, ihtiyaca dayalı öğretmen planlaması yaparak mevcut eksiklikleri gidermelidir.


İlkokulda temelden sağlam bir eğitim yaklaşımı, çocukların potansiyellerini erken dönemde keşfetmelerini ve geliştirmelerini sağlayacak şekilde tasarlanmalıdır. Bu sayede şahsî yetenekler doğrultusunda, sonraki eğitim aşamalarında daha başarılı ve motive öğrenciler yetiştirilebilir; böylece ülkemizin geleceği için güçlü bir insan kaynağı oluşturulabilir.



Eğitim süreçlerinin bireyin potansiyeline göre şekillendiği, personel atamalarının ise adalet ve hakkaniyetle belirlendiği bir sistem, gençlerin geleceğe daha umutla bakmasını sağlayacak ve içtimai refahı artıracaktır.


Ortaöğretim ve lisede meslekî yönlendirme ve kalfalık ve ustalık belgeleri


Ortaöğretim, öğrencilerin ilgi alanları, becerileri ve gelecek hedefleri doğrultusunda uzmanlaşmaya adım attıkları kritik bir eğitim aşamasıdır. 


Bu dönemde verilen meslekî rehberlik, öğrencilerin potansiyellerini keşfetmelerine ve iş yaşamına hazırlanarak ekonomiye katkı sağlayacak nitelikli bireyler olmalarına zemin hazırlayacaktır.


Meslekî eğitim liseleri ve teknik eğitim kurumları, öğrencilerin ilgili alanlarda teorik bilginin yanı sıra uygulamalı deneyim kazanmalarını sağlamalıdır. Buradaki temel amaç, mezunların iş piyasasının gereksinim duyduğu beceri ve donanımlara sahip olmalarıdır. Meslekî rehberlik sisteminin önemli unsurlarından biri, öğrencilere kendi alanlarına özgü kalfalık belgelerinin verilmesidir. Kalfalık belgesi, öğrencinin mezuniyet sonrası doğrudan meslek hayatına atılabileceğini belgeleyen, işverenler nezdinde geçerliliği bulunan resmî bir sertifika olacaktır.


Kalfalık belgesi (ortaöğretim sonrası), ustalık belgesi (lise sonrası), meslekî yeterliliğin somut bir göstergesi olarak, mezunların kamuda ve özel sektörde kolayca iş bulmalarını sağlamalıdır. Ayrıca, devletin açık kadrolarına bu belgelerle doğrudan yerleşme imkânı sunularak, meslekî eğitim alan öğrencilerin istihdamı artırılmalıdır. Bu yönüyle kalfalık ve ustalık belgesi, eğitimle istihdam arasında güçlü bir bağ oluşturacaktır.


Meslekî eğitimde bir diğer önemli husus ise mezunların üniversitede devam edebileceği, kamu personeli yetiştirme programları gibi özel akademik fırsatlardır. Örneğin, kamu hizmetleri bölümünden mezun olanlar kaymakamlık ya da uzmanlık programlarına başvurarak mesleklerini akademik boyutta geliştirebilirler. Bu durum, meslekî eğitimi yalnızca iş hayatına hazırlayan bir süreç olmaktan çıkarıp, kariyer gelişimi için sağlam bir temel oluşturan bir yapıya dönüştürecektir.


Meslekî rehberlik programları, öğrencilerin kendi ilgi ve yetenekleri doğrultusunda doğru bölüme yönlendirilmesini güvence altına alacak şekilde yapılandırılmalıdır. Böylece, öğrencilerin eğitim motivasyonları artacak, meslekî başarıları yükselecek ve iş piyasasında kalifiye eleman ihtiyacı karşılanmış olacaktır.


Özetle, ortaöğretimde ve lisede uygulanacak meslekî rehberlik ve kalfalık, ustalık belgeleri sistemi, hem birey hem de toplum için önemli kazanımlar sunmaktadır. Öğrencilerin yeterliliklerini belgeleyerek iş dünyasına hızlı adaptasyonlarını sağlayacak ve ülkemizin ekonomik ilerlemesine doğrudan katkıda bulunacaktır. Bu nedenle, meslekî eğitim programlarının kalfalık, ustalık belgeleri ve meslekî kariyer fırsatlarıyla desteklenmesi, eğitim sistemimizin ayrılmaz bir parçası olmalıdır.


Üniversitelerde bakanlıklara bağlı programlar ve bölgesel kampüsler


Eğitim sistemimizin salt akademik bilgi vermekle yetinmeyip, ülkenin ihtiyaç duyduğu nitelikli iş gücünü de hazırlaması büyük önem taşımalıdır. Bu bağlamda, üniversite programlarının ilgili bakanlıklarla doğrudan ilişkilendirilmesi, eğitimle iş yaşamı arasındaki kopukluğu önemli ölçüde giderebilir.


Bu yaklaşıma göre, üniversitelerdeki akademik programlar doğrudan ilgili bakanlıklara bağlanarak, eğitim politikaları ve iş gücü planlaması tek bir çatı altında koordine edilebilir. Bu sayede her bakanlık, kendi alanındaki personel ihtiyacını önceden belirleyebilir ve üniversitelerle iş birliği yaparak yetişecek öğrenci sayısını ve yeterliliklerini saptayabilir. Bu sistem, hem eğitim kaynaklarının daha verimli kullanılmasını sağlar hem de mezunların doğrudan ilgili sektörlerde istihdam edilmesinin önünü açabilir.


Önerdiğim sistemin bir diğer yeniliği, bakanlıklar tarafından kurulacak mahallî kampüslerdir. Ülkenin farklı bölgelerinde açılacak bu kampüsler, yalnızca akademik eğitim vermekle kalmayacak, bulundukları bölgenin sosyal ve ekonomik ilerlemesine de katkıda bulunacaktır. Bu kampüsler, merkeziyetçi eğitim anlayışından uzaklaşarak, yerel gereksinim ve dinamiklere uygun eğitim politikalarının hayata geçirilmesine fırsat tanıyacaktır. Örneğin, tarımın yaygın olduğu bir bölgede Gıda Mühendisliği, Tarım Teknolojileri gibi programlar öncelikli olarak bu kampüslerde yer alırken, sanayi yoğun bölgelere yakın kampüslerde mühendislik ve teknik bölümlere ağırlık verilecektir.


Bakanlıkların kendi bünyelerinde oluşturacağı bağımsız birimler, üniversitelerden gelen öğrenci verilerini, mezuniyet durumlarını ve yörenin istihdam gereksinimlerini analiz edecekler. Bu veriler ışığında eğitim programları sürekli güncellenecek ve sektörel gelişmelere uyum sağlayacaklardır. Bu birimler, siyaset ve dış etkilerden uzak bir şekilde çalışarak, personel ihtiyacının tamamen nesnel ve ilmî ölçütlerle karşılanmasını sağlayacaklardır.


Bu modelin bir diğer faydası da öğrencilerin mezuniyet sonrası atama süreçlerinin açık ve güvenilir bir şekilde yönetilmesidir. Yeniden kurulmasını hedeflediğim Devlet Personel Başkanlığı bünyesinde oluşturulacak şifreli bir sistemle, atamalar sadece ilgili kişiler tarafından görülebilecek, şahsî veriler korunacak ve hakkaniyete dayalı yerleştirme yapılacaktır. Bu uygulama, kamu sektöründe adil bir iş dağılımı sağlarken, gençlerin kariyer planlamalarında güven duymasını artıracaktır.


Üniversite programlarının bakanlıklara bağlı sistemler ve mahallî kampüslerle bütünleşmesi, eğitim sistemimizi bilgi aktaran bir yapıdan daha ziyade ülkenin kalkınma hedeflerine hizmet eden dinamik bir yapıya dönüştürecektir. Böylelikle, mezunlar hem akademik olarak donanımlı hem de iş piyasasının beklentilerine uygun şekilde hazırlanırken hem de bölgeler arası gelişmişlik farklılıkları azalacak ve ülke genelinde sürdürülebilir bir kalkınma modeli oluşturulabilecektir.




Bu model, Türkiye’nin hem bugünü hem de yarını için sürdürülebilir, etkili ve adil bir eğitim-iş gücü sisteminin temelini oluşturacak, millî kalkınmaya doğrudan katkı sağlayacak bir vizyon sunmaktadır. Eğitimden istihdama, akademiden kamu yönetimine kadar her alanda sistematik iyileşmelerle güçlü bir gelecek inşa etmek artık mümkün olacaktır.


Devlet Personel Başkanlığı: Liyakat ve şeffaflık üzerine kurulu bağımsız bir mekanizma


Devlet işleyişinin önemli bir parçası olan kamu personel yönetimi, atamaların adil, açık ve hakkaniyete dayalı olmasını gerektirir. Önerdiğim Devlet Personel Başkanlığı modeli, bu gereksinimi karşılamak üzere bağımsız ve güçlü bir yapı olarak tasarlanmıştır.


Başkanlık, merkezî yönetimin personel gereksinimini tüm bakanlıklar bazında koordine ederken, mahallî alt başkanlıklar aracılığıyla yereldeki ihtiyaçları ve dinamikleri dikkatle takip edecektir. Böylece, her bölgenin ve bakanlığın kendine özgü koşulları göz önünde bulundurularak personel planlaması yapılabilecektir.


Modelin en önemli özelliği, personel atamalarında tam bir liyakat ve şeffaflık ilkesine dayanmasıdır. Üniversitelerden mezun olan öğrenciler, bağlı oldukları programlar ve yetkinlikleri doğrultusunda ilgili bakanlıkların gereksinimlerine göre sistem tarafından belirlenecektir. Atama süreci, siyasetin ya da başka dış etkilerin müdahalesinden bağımsız bir kurul tarafından yönetilecektir. Bu kurul, adayların nesnel değerlendirmelerini yapmak için ilmî ve teknik ölçütlere güvenecek ve atamalarını bu şekilde, kimi atadığını da bilmeden yapacaktır.


Teknolojik altyapı olarak, şifrelenmiş ve güvenli bir dijital sistem kullanılacaktır. Bu sistem sayesinde atama listeleri sadece ilgili kişiler tarafından şifreli olarak görülebilir hâle getirilecek, böylece gizlilik ve veri güvenliği sağlanacaktır. Bu uygulama, kamu görevlisi adaylarının haklarının korunmasını ve atamalardaki olası haksızlıkların önlenmesini mümkün kılacaktır.


Ayrıca, Devlet Personel Başkanlığı salt atama yapmakla kalmayacak, atananların performansını da yakından takip edecektir. Örneğin, İçişleri Bakanlığı’na bağlı olarak kaymakam adayı görevlendirilen kişiler üç yıl boyunca çeşitli ilçelerde adaylık sürecini tamamlayacak. Bu sürecin sonunda, adayların kaymakam olarak atanıp atanmayacağı yine Başkanlık tarafından benzer metot ve uygulamalarla belirlenecektir. Benzer şekilde, kamuya atanma hakkı elde edenlerin öncelikle sözleşmeli personel olarak göreve başlaması ve üç yıllık bir deneme sürecinden geçmesi, başarılı olmaları hâlinde ilgili kadroya atanmalıdır. Bu uygulamalar hem kamu hizmetlerinin kalitesini yükseltecek hem de personel motivasyonunu artıracaktır. Çünkü adaylar, kariyer yolculuklarında hak ettikleri değerlendirmenin yapıldığına dair güven duyacaklardır. Ayrıca, devlet kadrolarına atanma süreçlerinin açık ve liyakate dayalı olması, toplumun devlete olan güvenini pekiştirecektir.


Özetle, Devlet Personel Başkanlığı’nın liyakat ve şeffaflık ilkelerine dayalı bağımsız işleyişi, kamu personeli yönetiminde önemli bir adım olacaktır. Bu mekanizma, sadece atanma süreçlerini düzenlemekle kalmayıp, devletin tüm insan kaynakları politikasını ilmî, nesnel ve sürdürülebilir bir zemine oturtacaktır.


Yerel eğitim ve bölgesel denge


Eğitimde başarının ve etkinliğin temelinde, öğrencilerin kendi çevrelerinde ve yaşadıkları yerlerde öğrenim görmesi yatmaktadır. Bu yaklaşım, hem eğitimde fırsat eşitliğini sağlamak hem de mahallî kalkınmayı desteklemek adına hayati bir öneme sahiptir. Proje kapsamında önerdiğim yerel eğitim zorunluluğu, bu anlayışı güçlü ve sistematik bir biçimde hayata geçirmeyi amaçlamaktadır.


Öğrencilerin kendi illerinde veya bölgelerinde öğrenim görmelerinin zorunlu tutulması, öncelikle büyük şehirlerde yaşanan aşırı yoğunluğun ve kapasite sorunlarının çözümüne yardımcı olacaktır. Günümüzde metropollerdeki eğitim kurumlarının kontenjanları sınırlı kaldığından, birçok öğrenci açıkta kalmakta veya zorunlu olarak aileleri tarafından uzak illere gönderilmektedir. Bu durum, aileler için ekonomik ve sosyal açıdan büyük güçlükler oluştururken, öğrencilerin eğitim motivasyonunu olumsuz etkilemektedir.


Yerel eğitim modeli ile öğrencilerin memleketlerinde eğitim almasına öncelik verilmesi, bölgeler arası gelişmişlik farklarını azaltmaya da hizmet edecektir. Bölgelerde açılacak eğitim kurumları, yalnızca öğrenciler için eğitim fırsatı oluşturmakla kalmayacak, o bölgenin sosyo-ekonomik canlılığını da artıracaktır. Böylelikle, genç nüfusun bölgeyi terk etmesi önlenecek, yerel ekonomiler güçlenecek ve içtimaî bağlılık pekişecektir.


Bu model, eğitimde adalet ve verimliliği artırmak için güçlü bir araçtır. Öğrenciler, kendi çevrelerinde aile desteğiyle ve sosyal ortamlarında daha rahat bir öğrenim görürken, eğitim kurumları da mahallî ihtiyaçlara uygun programlar geliştirebilir. Böylelikle eğitim, bölgenin kültürel, ekonomik ve sosyal yapısıyla uyumlu bir hâle gelecektir.


Ayrıca, mahallî eğitim yaklaşımı, öğretmen ve eğitimci gereksiniminin planlanmasında da kolaylık sağlayacaktır. Her bölgenin eğitim kadrosu, o bölgenin ihtiyaçlarına ve özelliklerine göre Millî Eğitim Bakanlığı tarafından oluşturulacaktır. Bu da eğitim kalitesinin artırılmasına doğrudan katkıda bulunacaktır.


Yerel eğitim ve mahallî dengeyi esas alan bu model, sadece öğrencilerin eğitim hayatını kolaylaştırmakla kalmayıp, ülkenin sosyal ve ekonomik kalkınmasına da uzun vadeli ve sürdürülebilir bir ivme kazandıracaktır. Eğitimde fırsat eşitliği sağlanırken, mahallî farklılıklar azalacak ve ülke genelinde dengeli bir gelişim sağlanacaktır.


Sistemden beklenen kazanımlar


Önerdiğim eğitim ve atama sistemi, mevcut eğitim ve kamu personel alımlarına dair sorunları aşmayı ve ülkenin eğitim ile insan kaynağı yönetimini temelden dönüştürmeyi hedefleyen bütüncül bir yaklaşımdır. 


İlk olarak, Yükseköğretim Kurulu (YÖK), Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) gibi merkezi yapıların kaldırılması, eğitim sisteminde bürokratik engellerin azalmasına imkân tanıyacaktır. Böylece üniversiteler daha bağımsız ve esnek hareket edecek, mahallî ihtiyaçlara hızlıca yanıt verecektir. Ayrıca, dershane ve sınav sistemlerinin kaldırılması, öğrencilerin gereksiz stres ve rekabetten uzak, daha sağlıklı ve motivasyonu yüksek bir eğitim süreci geçirmelerini sağlayacaktır.


Sistemde yer alan kripto ve şifreleme temelli öğrenci yerleştirme ve atama mekanizması, hakkaniyet ve adaletin sağlanması adına kritik bir rol oynayacaktır. Öğrencilerin hangi bakanlıkta veya kurumda görev yapacaklarının yalnızca kendileri tarafından bilinmesi, siyasi müdahaleleri ve kayırmacılığı önleyecek; böylece atamalarda açıklık ve güvenilirlik yükselecektir. 


Ayrıca, alanında uzmanlaşmış öğrencilerin daha kısa sürede yetişmesi, iş ve kariyer planlamalarının çok daha sağlıklı yapılabilmesine imkân tanıyacaktır. Bu durum, gençlerin eğitimlerine daha ciddi ve kararlı bir şekilde odaklanmasını sağlayacaktır. Gelecekte kendisini hangi alanda göreceğini bilen öğrenci, eğitim sürecinde isteğini kaybetmeyecek ve eğitim kalitesi artacaktır.


Bu sistemin bir diğer önemli kazanımı, iş gücü piyasasının ihtiyaçlarına doğrudan cevap verebilmesidir. Sağlık kentleri, tekno kentler, bilişim kentleri gibi alan tabanlı yoğunlaşmalar oluşturularak, ülkenin ekonomik kalkınmasına destek olacak nitelikli insan kaynağı yetiştirilecektir. Böylelikle işsizliği azaltan, istihdamı artıran bir yapı ortaya çıkacaktır.


Öte yandan, ağır ve yorucu müfredat uygulamalarının azaltılması, öğrencilerin eğitimden uzaklaşmasının önüne geçecektir. Eğitim süreci, daha verimli ve öğrenci merkezli hale gelecektir. Bu sayede eğitimde başarı ve katılım oranları yükselecektir.


Bu sistemle birlikte eğitimde ve kamu personeli yönetiminde yeni bir vizyon ortaya konacak: Yerel eğitimle mahallî kalkınmanın desteklenmesi, liyakat ve şeffaflık üzerine kurulu atama sistemleri, kişilerin potansiyellerini en iyi şekilde kullanabilecekleri bir yapı oluşturacaktır. Böylece hem birey hem de toplum kazanacak, ülkenin ekonomik, sosyal ve kültürel geleceği daha sağlam temellere oturacaktır.


Sonuç


Geliştirmeye çalıştığım bu eğitim ve insan kaynakları yönetimi modeli, Türkiye’nin eğitim sistemi ve kamu personeli atamalarında köklü bir dönüşümü temsil ediyor. İlkokuldan üniversiteye her kademede temelden başlayan sağlam eğitim yaklaşımları, meslekî yönlendirmede kalfalık, ustalık belgeleriyle desteklenen ortaöğretim ve lise yapısı, üniversitelerin doğrudan bakanlıklara bağlı mahallî kampüslerle organize edilmesi ve liyakat temelli, şeffaf bir atama mekanizmasının kurulması, sistemin temelini oluşturacaktır.


Bu bütüncül yapı, şahsî eğitim başarısını artırmakla kalmayacak, ülke genelinde mahallî dengelerin korunmasına, ekonomik kalkınmanın hızlanmasına ve kamu hizmetlerinin kalitesinin yükselmesine zemin hazırlayacaktır. Eğitim süreçlerinin bireyin potansiyeline göre şekillendiği, personel atamalarının ise adalet ve hakkaniyetle belirlendiği bir sistem, gençlerin geleceğe daha umutla bakmasını sağlayacak ve içtimai refahı artıracaktır.


Özetle, bu model, Türkiye’nin hem bugünü hem de yarını için sürdürülebilir, etkili ve adil bir eğitim-iş gücü sisteminin temelini oluşturacak, millî kalkınmaya doğrudan katkı sağlayacak bir vizyon sunmaktadır. Eğitimden istihdama, akademiden kamu yönetimine kadar her alanda sistematik iyileşmelerle güçlü bir gelecek inşa etmek artık mümkün olacaktır.