Eğitim sistemimizde “insan” meselesi

Eğitimin kalitesi dendiğinde tek başına fizikî alt yapının, öğretmen sayısının, derslik sayısının akla gelmesi doğru değildir. Eğitimin çıktısı bunlar değildir, bunlar araçtır. Amaç, insanın niteliğini geliştirmek meselesidir. Aracı amaçlaştırarak yaşadığımız algı bizi günlük olarak kurtarır ama gelecekte büyük sorunlar yaşarız.

ALTI yıl önce Almanya’da bir lisede bir haftaya yakın bir süre geçirdim. Tüm bölümleri alıcı gözle dolaştım, alıp okuluma götüreceğim bir şey var mı diye bakındım. Ama bizde olmayan doğru dürüst kayda değer bir şey göremedim. Avrupa’da başka ülkelerde de okulları gözlemleme imkânı buldum. Fizikî alt yapı olarak onlardan bir eksiğimizin olmadığını hatta bazı alanlarda daha iyi olduğumuzu çok rahatlıkla söyleyebilirim. Öğretmenlerin ekonomik durumlarını ülke şartlarına göre karşılaştırırsak özellikle uzman ve baş öğretmenlikten sonra yeterli olduğunu düşünüyorum. 

Şimdi itiraz edenler olacaktır… Onlara tavsiyem, herhangi bir okula gitsinler, sadece bahçelerdeki öğretmenlerin araçlarına baksınlar, derim. Zaten anlatmak istediğimiz ekonomik durum değil. Biz çok yol aldık. Limon satan öğretmenlerden, okul bahçelerindeki jiplere, bir zamanlar lüks sayılan teksir makinelerinden, kara tahtalardan akıllı tahtalara, yıkık dökük binalardan, sobalı sınıflardan doğal gazlı modern binalara geldik. Otuz yıllık bir öğretmen olarak hepsi benim gözümün önünde yaşandı. Birilerinin şizofrenik ideolojilerini tatmin etmek için gördüğümüzü görmemezlikten, bildiğimizi bilmemezlikten gelemeyiz. 

Ancak yatırım, donanım ve insan kaynağının niceliği meselesinde geldiğimiz noktaya insan kaynağımızın niteliğini taşıyamadık. 

O limon satan öğretmenler bugün jiplere binenlerden çok daha idealistti ve iyi öğretmenlerdi. Öğrencilerimiz de bütün zorluklara rağmen daha azimli, gayretli, duyarlı ve saygılıydılar. Oysa amaç, eşyanın tekamülü değildi, insanın tekamülü idi. Bunu sağlayamadık. 

Almanya’dan fizikî alt yapıda pek bir şey beğenmedim ama eğitim sistemlerine hayran oldum. İlk gün öğle yemeğinden sonra saat 13:30’da okula döndüğümüzde öğrenci göremedik. Alman öğretmene, öğrenciler nerede diye sordum. Dersler bitti, dedi. Gittiğimiz okul onların üniversiteye öğrenci hazırlayan akademik lisesi   cimnasyumdu. Alman öğretmen, günde 6 saat ders yaptıklarını, öğle arası vermediklerini, öğleden sonra öğrencilerin eve gittiğini ve kulüp öğretmeninin belirlediği saatte yapılacak etkinliğe göre okul dışında buluştuklarını ve kulüp faaliyetlerinde bulunduklarını anlattı. Okulda kırk tane kulüp vardı. Okulun çatısında arıcılık yapan bir arıcılık kulübü vardı ve beyaz bal üretip satıyorlardı. Biz de ise kulüp işleri genelde sözde işlerdir, öğretmen kulüp ücreti alsın diye yapılır. Zaten sekiz saat ders varken nasıl bir etkinlik yapabiliriz? Hem okul dışına çocuk çıkarmak, büyük sorumluluk. İlçe kaymakamının en çok incelediği, geri gönderdiği, hassas davrandığı mesele, gezi araçlarının mevzuata uygunluğudur. Çünkü sorumluluk ağırdır. Orada ise etkinlik alanına çocuğu velisi getirir ya da kendisi gelir. 

Maddî unsurları geliştirmek için harcadığımız enerjiyi sistemimizi iyileştirmek için niçin harcamıyoruz? Bunu niye beceremedik, anlamış değilim. Eğitimin kalitesi dendiğinde tek başına fizikî alt yapının, öğretmen sayısının, derslik sayısının akla gelmesi doğru değildir. Eğitimin çıktısı bunlar değildir, bunlar araçtır. Amaç, insanın niteliğini geliştirmek meselesidir. Aracı amaçlaştırarak yaşadığımız algı bizi günlük olarak kurtarır ama gelecekte büyük sorunlar yaşarız. Millî Eğitim Bakanlığı, öğretmen istihdam yeri veya derslik, donanım bakanlığı olmamalıdır. İnsanı ıskaladığımızda yakaladığımızın hiçbir değeri olmaz. Eşyadan insana gelmemiz lazım. Maarif modeli bu anlamda doğru bir hamledir ancak kamuoyundan gerekli desteği görememiştir. 

Öğretmenlerin, modeli ne kadar sahiplendiği de ayrı bir konudur. Biraz zaman gereklidir, pek çok arkadaşımızın iyi niyetle davrandığının farkındayız ama okul koridorlarına sinmiş “istemezük”cü bir yeniçeri ruhunu da görmek lazım. Ancak öğrencilerin okul içi ve okul dışında yaparak yaşayarak öğrenmesi, bu sisteme göre çok zordur. Sistem, çocukları sekiz saat boyunca sınıfta tutmak için kurulmuştur. Bu da asla insanî bir eğitim metodu olamaz.

Sistemin pansuman tedbirlerle ayakta tutulmaya çalışılmasının yerine kökten bir değişikliğe gidilmesini önermekten başka yapacak bir şeyimiz de yoktur. Allah yardımcımız olsun…