LÜTFEN, artık çocuklarımızın çocukluk zamanlarının üzerindeki ellerinizi çekin. Henüz çocukluk çağında sınavlara hazırlansın diye yarış atına dönüştürdünüz çocuklarımızı, doya doya gülüp oyunlar oynayacakları yerde baş belası bir sınav dayattınız. Hem çocuklara hem anne babalara sıkıntı stres yaşatmaktan başka bir işe de yaramıyor.
Yetenekleri hiçe sayılan, hayalleri, istekleri görmezden gelinen, sınav sonucuna göre başarılı, başarısız diye etiketlenen binlerce can, binlerce çocuk… Psikolojik olarak hep çöküntü, hep kaygı, hep stres dolu hayatlar. Bazen yaşamdan keyif alamama, gelecek kaygısı, bedenen ve zihnen bir türlü rahatlayamayan canlar… Yıllardır dayatılan bu sınav için ter dökmüş, yıpranmış, yorulmuş artık bıkmış bir ebeveyn olarak isyan ediyorum. Sınava tabi tutulan çocuklarımız bir yana, ben bir anne gözüyle yaşadıklarımızı anlatmak haykırmak istiyorum… Yeter artık, gerçekten yeter!
Ağladık, çok nadiren güldük
LGS sınavı hazırlık süreci çoğu ailede 5’inci, 6’ncı sınıflarda başlıyor. Biz ortaokula adım atar atmaz zihnimize zaten bu sınavı kazıdık. Akademik olarak bu sınava hazırlanmaya küçük küçük başladık fakat zihnimizdeki yeri hiç de küçük olmadı. Sürekli çocuğumuza bir sınavın olacağını, bunun telafisinin olmayacağını, bu sınavla adeta geleceğinin şekilleneceğini hep dillendirdik. Her ne kadar sisteme karşı olsam da çocuğuma bakıp ona kıyamasam da, maalesef bize dayatılan bu sisteme herkes gibi mecburen ayak uydurduk. Şu koskoca 3 yılımız hep kargaşa ile geçti. Vicdanen içim kabul etmese de çocuğum boş kaldığında bana da bir şey oluyordu. Hadi şunu yap, bunu yap, kaç soru çözdün, sınavın var, çalış (durma, uyuma, yeme, içme, gezme anlamları da içerir)… İster istemez bu cümlelerin çoğunu kurduk. Ağladık, çok nadiren güldük. Yeme, içme, gezmelerimiz hep vicdan azabıyla, eve misafir kabul edememe, sanki boşa vakit harcıyormuşçasına geçti. Güzel olan, bize mutluluk veren her şey içimize oturdu resmen. Hele son sınıf, artık sona yaklaşıyoruz hissiyle ölümle yaşam arasındaymışız gibi bir hisle geçti. Manevî olarak tükendik evet ama maddî olarak da tükenmenin eşiğine geldik. Çünkü çoğu veli bu sınava aşırı anlam yüklediğinden, kim, hangi hocadan hangi dersi aldırıyor, özel okul, özel ders, hatta son zamanlar da koçluk sistemi vs… Birini eksik etsek sanki büyü bozulacak, çocuk açıkta kalacak, pişmanlık duymayalım, aman onu da yapalım, aman o kitabı da alalım, ne olur ne olmaz diye diye tüm maddiyatımızı seferber ettik. Aman çocuk bunu da öğrensin, bu kitapta farklı tip sorular varmış, onları da görsün, şu hoca bu yayını önerdi, öbürü diğer yayın iyi dedi, MEB bu kitabı yayınladı derken, bu evde milyonluk kitapları koyacak yer bulamadık. Anne baba olarak eksiğimiz olmasındı. Kimseden geri de kalmayalım. Kalırsak maazallah bizim çocuğun geleceğini yakarız. Böyle böyle kendimizi bu eğitim sistemi yüzünden bir cendereye soktuk ki ömrümüzden ömür gitti ve hâlâ daha da gidiyor. Sınav oldubitti ama bizim sıkıntılarımız bitmedi. Sınav süreci, sınav sonucu, tercih süreci, tercih sonucu, kayıttı, oydu buydu, bittik tükendik artık. İnsanlık ayarlarımızla oynandı...
Hayal kırıklığı, umutların sönmesi ve sanki kötü bir son gibi
İsyan ediyorum ya artık! Ne kış, ne yaz, ne son bahar, ne de ilkbahar; ne bayramlar, ne tatiller, ne en pahalı giyecek ya da yiyecekler… Gözümüzde hiçbiri yok olamadı yıllardır. Mutlu olsak hemen sınavı hatırlayıp bir iç çöküş, bir heyecan, karın bölgesinde kelebek hareketi hisleri… Vallahi yeter! Belki de bu satırlarımı okuyanlar “Amma da abartmışsın. Bu senin problemin, herkes böyle değil. Kendine de çocuğuna da yazık etmişsin!”diyecekler. Evet yazık ettim, evet herkes böyle yaşamamış olabilir. Ama ben yaşadım ve eminim ki yaşayan çok fazla insan vardır. Hiçbir şey eskisi gibi, kendi zamanımız gibi değil. Yanı başında aynı sınıfta çocuğu olan bir anne baba çabalarken, sen, aman ben çocuğumu rahat bırakıyorum, sınava girmesin diyemiyorsun. Çocuklar okulda birbirleriyle yarışırken dışarı da da veliler mecburen birbirleriyle yarışıyor. İste ya da isteme, zorunlu olarak kendini en azından bir köşesinde bu yarışa dahil ediyorsun.
Çok acı ki çok az aile çocuğunun asıl olan yeteneklerine odaklanıyor ve bu sınav sisteminden ayrı tutuyor. Onlar ne yaşıyor, nasıl yapıyor bilmiyorum ama ben kendi yaşadıklarımı ancak anlatabilirim. Bunca maddî ve manevî çaba, bunca yorgunluk, bitkinlik çoğu aile için sınav sonrasında bir çöpe dönüşüyor. Hayal kırıklığı, umutların sönmesi ve sanki kötü bir son gibi… Beklenilen sonucu alamayan her çocuk başarısız, her anne baba yanlış yönlendirme ya da eksik çaba ile etiketleniyor. Başarılı olan çocuklar ve aileleri belki mutluluk yaşıyor ama bu yarışın yorgunluğu, geçen o yoğun yıllar stres, sıkıntı illâki onlarda da mutluluğu belki bir anlık da olsa gölgeliyor.
Sırf akran zorbalığından sebep canlar gitti
Evde mükemmeliyetçi anneler babalar da varsa sınav sonucu beklenilen düzeyde gelmeyen aileler için çok daha sıkıntılı süreçleri beraberinde getiriyor. Çocuk onlar daha, henüz 13-14 yaşlarındalar. Ve ergenler aynı zamanda. Hayata bakışları, düşünceleri, hormonları çok farklı. Hızla gelişen beyin ve bedene uyum sağlamaya çalışırken bir de bu LGS’ye hazırlanmaya çalışıyorlar. Etraflarında onları rahatlatan, doğru bir şekilde yönlendiren, ebeveyn ya da öğretmenleri de yoksa sonuç çok kötü olaylara kadar gidebiliyor. Çocuklar yüzlerce deneme sınavına tabi tutuluyor ve gerçek sınav öncesi de aslında sürekli stres yaşıyorlar. Bu deneme sonuçlarına göre çıkarımlar, başarılı veya başarısız, şu okul olur, burası olmaz gibi kıyaslar yapılıyor. Bazıları öyle yüksek sonuçlar alıyor ki onlara da aşırı övgüler, kesin şu okul, bu okul olur diye ümit veriyorlar. Ve eğer gerçek sınav öyle olmadıysa yıkılma daha şiddetli oluyor. Ergenlerin beyni normal bir insan beyninden çok daha farklı olduğundan etkilenmeleri de çok farklı oluyor. Biz yetişkinler için önemsiz olan bir olay, onlar için hayat memat meselesine dönüşebiliyor. Okulda takılan bir lakap ya da bir eleştiri hayatlarını mahvetmeye yetiyor. Allah korusun, geçen yıl birçok intihar vakası duyduk. Sırf akran zorbalığından sebep canlar gitti. Hem de bu LGS sınavı ile en yüksek puanla girilen liselerde. Neden peki? Henüz çocukluklarının baharında saçma sapan bir sınava tabi tutulup, kaygı, stres yaşatılıp, okul ve aile baskısının üzerine bir zorbalık yaşatılması olabilir mi?
Yazık değil mi körpecik beyinlere? Yazık değil mi gözleri önünde eriyip biten çocuklarına bakan velilere? Neden kimse konuşmuyor, bu konuları ele almıyor? Bu sistem çocukların çocukluğunu mahvediyor. Ergenliğe adım atan gençlerimizi olumsuz yönde etkiliyor.
Ülkemizde dayatılan bu sınavlardan ötürü mutsuz genç beyinler yetişiyor
Lütfen artık LGS kaldırılsın, çocuklarımızın üzerine karabasan gibi çöken bu sınav sistemi, artık tamamen bitsin. Her çocuğun yeteneğine, ilgisine göre ileride olmak istediği mesleğe göre yönlendirmeler olsun. Okul başarısına göre bazı ülkelerde olduğu gibi direkt okul puanına göre liselerde eğitim görsünler. Tüm okulların kalitesi aynı düzeyde olsun, öğretmenler branşlarında gerçekten uzman olsun, bu konuda gerekirse daha seçici davranılsın. Daha anlaşılır, daha az strese dayalı, daha eğlenceli öğrenme tarzları geliştirilsin. Daha faydalı bir sistemin geliştirmesi için, sınavsız bir sistem için neler yapılabilir, araştırılsın. Diğer ülkelerden gerekirse örnekler alınsın. Şu anda dünyada en iyi eğitimi sistemine sahip ülkeler belli, oralarda incelemeler yapılsa, o sistemin bizim ülkemizde işleyişi konuşulsa araştırılsa…
Eğitim sistemi bence bir ülkenin gelişmişlik seviyesini gösteren en önemli ölçütlerinden biri. Bir ülkenin kalkınması, gelişmesi, güçlü olması o ülkedeki bireylerin aldığı eğitimle doğru orantılı. Maalesef ülkemizde bana göre dayatılan bu sınavlardan ötürü mutsuz genç beyinler yetişiyor. Daha küçük yaşlarda, ergenliğin henüz başında, maruz kaldıkları stres ve kaygı onları olumsuz etkiliyor. Mutsuz, doyumsuz, isyankâr gençler yetişiyor. Çünkü hiç kimse tam olarak ne istiyor, hangi dalda yeteneği var, bilmiyor. Yol gösterilmiyor. Matematikte, Türkçede ya da diğer derslerde başarılıysan, notların iyiyse senden bir şey olur kafası, eğer değilsen senden bir baltaya sap olmaz inancı hep dayatılmış. Resim yapmada yetenekli bir çocuk diğer ders notları düşük diye, başarı seviyesi çok düşük kabul edilen bir meslek lisesine gitmek zorunda kalıyor. O da kendini başarısız kabul ediyor. Hâlbuki harika çizimleri var. Ama o çizimler onun yetenekli ya da başarılı olduğunu göstermiyor gibi algı yaratılmış durumda. Gerçi öğretmenleri bu konuda çocuğa yol gösterse ne olacak ki. Yetenekli çocukların yeteneklerini gösterecek, eğitimi o düzeyde alacak okullar ya hiç yok ya da çok çok az. Sınırlı yeteneklere ayrılmış okullar var. Ve tabii ki çok iyi resim çizmek ya da çok iyi çalgı aleti çalmak karın doyurmayacak ileride diyerek zaten körelecek.
Çocuk demek, gelecek demek
Çocuklar, gençler ve anne babalar artık sinyal veriyor. Biran evvel bu sorun çözülmez ise bizi hiç iyi bir gelecek beklemiyor. Dayatılan bu sınav ile birlikte binlerce çocuk başarısız damgası yiyor. Ve ne yazık ki çocuklar bunu kabul ediyorlar ve kendilerini geliştirmek, daha iyi olmak için çabalamaktan vazgeçiyorlar, akışına bırakıyorlar. Zaten ne yapsak da olmayacak, olmuyor, yapamıyorum diyerek pes ediyorlar. Çok azı düştüğü yerden daha güçlü kalkmayı başarıyor.
Öncelikle bu sistemi geliştirmekte görevli kişilere, sistemi değiştirmeye yetkili kişilere ve sonra da biz anne ve babalara çok fazla sorumluluk düşüyor. Sistemi geliştirmede görevli olanlar daha fazla çaba ile daha çok araştırma yaparak, hangi sistem ülkemizde kullanılabilir, hangi sistem çocuklarımızı kaygıdan, stresten uzak eğitebilir, bunun için çalışmalı. Çocuklarımız yeteneklerine göre ve ileride olmak istedikleri meslekler üzerine eğitilmeli. Sistemin değişmesinde yetki sahibi kişiler de yapılan araştırmalara güvenmeli ve yetkilerini bu cesur adımlar için kullanmalıdır. Biz anne babalar ise her ne olursa olsun çocuklarımızın arkasında bir dağ gibi durmalı, onların sığınabileceği en güvenli limanlar olmalıyız. Başarısız olduğunda onları kırmak yerine yeniden ayağa kaldıracak, yüreklendirecek şekilde desteklemeliyiz. Haklarını kimseye çiğnetmemeliyiz. İyi bir eğitim alması, vatana ve millete yararlı birer evlat olmaları için çabalamalıyız. Çocuklarımızı körelten, olumsuz şekilde etiketleyen, ileride belki de hiç istemediği, verimli olamayacağı, ömür boyu mutsuz çalışacağı meslekleri yapmalarına neden olacak bu sisteme çocuklarımızı ezdirmemeliyiz.
Çocuk demek, gelecek demek… En fazla yatırımı çocuklarımıza yapmalıyız. Devletlerin de geleceği bu gençlerin ellerinde şekillenecek; öyleyse işlerinde en iyisi olmaları, mutlu çalışmaları, vatana ve millete severek, isteyerek azimle hizmet edebilmeleri için acilen bu eğitim sistemine bir çare bulunmalı. Öğretmenlerimize gerekirse tekraren eğitimler verilmeli. Çocuklarımızı emanet ettiğimiz öğretmenlerimizin de branşlarında çok iyi olmalarını, öğrencilerinin yeteneklerini doğru bir şekilde keşfetmelerini sağlamak gerekir.



