Duygulara kör ve sağır olmak

Duygularının farkında olmayan, duygularını düzenlemekte zorlanan bireyin dikkatini öğrenme ve iletişim kurmaya verebilmesi pek mümkün değil. Bu yüzden çocukların duygularını tanımayı öğrenmesi ve duygularını isimlendirmesi oldukça önemli. Çünkü adlandırabildiğimiz ile baş edebiliriz.

ANLAŞILDIĞINI hissetmek çok güzel bir duygudur. Kişiye kendini mutlu ve güvende hissettirir. Buna karşılık anlaşılmadığını hissetmekse yaşanan duyguları içte tanımlayamamaya, karşıya aktaramamaya, öfke ve strese sebebiyet verir.

Bazen kişi derdini anlatabilmek için, anlaşılacağı umuduyla sesini yükseltir. Zaman zaman kendimizi ifade edemediğimiz, duygularımızı tanımlayamadığımız anlar olmuştur. Yaşadığımız hisleri kelimelerle anlatamadığımız, hatta ne hissettiğimizi anlayamadığımız zamanlar… Sevindik mi, üzüldük mü, kızdık mı, anlam veremediğimiz gibi, hangi kelimelerle anlatacağımızı, nasıl ifade edeceğimizi de bilemeyiz. Bir de bu duruma eşlik edip sebebi belli olmayan sağlık sorunları vardır; durduk yere başlayan baş ağrısı, huzursuzluk, sebebi belli olmayan ağrılar ve kaşıntı gibi… Tanımlanamayan duygular ve sağlık sorunları birbirleriyle ilintilidir. Bu durum çoğu zaman stres ve kaygı yaşanmasına neden olur. Biriktirdiğimiz duygular, kelimelere veya davranışlara dökemediğimizde bizi psikolojik ve fiziksel olarak olumsuz etkiler.

Aleksitimi

Lâtince kökenli bir kelime olan aleksitimi, kavramsal olarak “duygulara söz bulamamak” anlamına gelmektedir. Duygu körlüğü olarak da bilinen kavram, ilk olarak 1970’li yılların başında psikanalist Bsifneos tarafından düzenlenen konferansta, psikanalize uyum sağlamakta zorlanan ve bunun gibi birtakım semptomlara sahip olan kişiler için kullanılmıştır.

Üç boyutu olduğu söylenir: Birincisi, duyguları tanıma ve ayırt etme konusunda zorluk yaşamak. İkincisi, duyguların ifade edilmesinde zorlanmak. Üçüncüsü, düşlem yaşamında kısırlık ve somut düşünmek.

Duygularının ne olduğunu anlamadığı gibi, ayırt etmede de zorluk yaşayan bireylerin yanı sıra, duygularını karşı tarafa ifade etmede, kelimelere dökmede zorluk yaşayanlar ve hayâl dünyası kısır olan bireylerin aleksitimik olma olasılığının çok yüksek olduğu araştırmacılar tarafından söylenmektedir.

Hayat kalitesini düşüren psikolojik problemlerden bir tanesi olan bu rahatsızlık, günümüzde de sık karşılaşılan problemler arasında yer almaktadır. Aleksitimi, duygusal deneyimleri tanımlama ve ifade etme yeteneğinin kısıtlandığı bir durumu ifade eder. Kısıtlandığını hisseden kişi öfkeli olur. Bireyin duygularını adlandırma, fark etme ve ifade etme becerisinde zorluk yaşadığı bir durumdur. Bu kişiler genellikle duygusal deneyimlerini tanımlayamaz veya ifade etmekte güçlük çekerler. Heyecanlanarak kekelemeye başlarlar.

Aleksitimi, genellikle psikolojik ve psikiyatrik bozukluklarla ilişkilendirilir. Örneğin travma sonrası stres bozukluğu (TSSB), depresyon, anksiyete bozuklukları, otizm spektrum bozuklukları gibi durumlar aleksitimiyle bağlantılı olabilir. Aile içinde yaşanmışlıklar bunda etkilidir. Örneğin her şeye kızıp öfkelenen, hiçbir şeyden memnun olmayan ebeveynle büyüyen çocuk gibi…

Belirtileri

Duygusal tepkilerin kısıtlı olması: Örneğin güzel bir haber alsa da sevincini dışarı yansıtamaz, gülemez, aldığı haberi mutlu bir şekilde paylaşamaz.

Duygusal deneyimleri tarif etmekte zorlanma: Kısıtlanmış hissetme, duygu durumlarını tanımlamada güçlük çekme gibi…

Bedensel semptomların daha baskın olması; yüzün kızarması, heyecandan ter basması gibi…

Kişi bunlarla başa çıkabilmek için alkol veya bağımlılık yapan diğer maddelere başvurabilir. Yaşanan panik ataklara bakıldığında, altlarında yatan sebeplerden birinin de duygusal körlük olduğu görülmektedir. Tacize maruz kalmış, çocukken şiddet görmüş, obezite sorunu yaşayan insanlarda da aleksitimi görülmektedir. Bu bireyler bazı psikosomatik semptomlara sahiptirler. Duyguları ve yarattığı vücut duyumlarını ayırt ve tespit etmekte zorluk yaşarlar. Bununla birlikte bu semptomları tanımlamak, anlatmak ve dışa vurmakta zorluklarla karşılaşırlar.

Aleksitimitik özellikler

İlki, “duyguları fark etmede, ifade etmede ve dile dökmede güçlük yaşamak”. Bu kişilere yaşamlarıyla ilgili sorular veya ağır yaşam olaylarına ilişkin duyguları sorulduğunda genellikle ya fiziksel belirtilerini anlattıkları ya da soruyu anlamamış göründükleri görülmüştür. Aleksitimik kişilerin olumlu duyguları yani (mutluluk, neşe ve coşku gibi) yaşama eğilimlerinin daha azken, olumsuz duyguları (utanç, öfke, kaygı, kızgınlık gibi) duyguları daha fazla olduğu görülmüştür.

İkinci ortak belirtisi, düşlemde ve hayâl kurmada zorluk yaşamadır. Aleksitimik özellik taşıyan bireylerin hayâl güçlerinin zayıf olduğu ve ayrıca hayâl kurmayı genellikle zaman kaybı olarak gördükleri biliniyor.

Üçüncüsü ise, işevuruk düşünce yapısıdır. İlk olarak Marty ve M’Uzan tarafından fark edilen bu düşünce yapısı fayda amaçlı, mekanik, somut, gerçeğe bağlı ve belli kalıplara sahiptir. Bu düşünce yapısı onlar tarafından “işevuruk düşünme şekli” (pensee operatoire) olarak adlandırılmıştır. Bu yapı nedeniyle bu kişiler sorunlara daha yüzeysel ve somut olarak yaklaşırlar.

Dördüncü ve son belirti ise dış merkezli bilişsel yapıdır. Aleksitimik kişiler işevuruk düşünce yapılarının da etkisiyle ilişkilerini içsel tepkilerinden ziyade dışsal tepkilere göre yönlendirirler.

Günümüzde insanlar, kalabalıklar içinde tek başına yaşıyorlar. Gerçek anlamda kimseyle ne sevinç, ne üzüntü paylaşıyorlar. Duygularını kendi içlerinde yaşıyorlar. Böylece birey giderek kendi duygularına karşı sağırlaşıyor. Öfkesiyle sevincini ayırt edemez duruma geliyor. Bu da her türlü psikolojik ve psikosomatik sorunlara zemin hazırlıyor; hipertansiyon, kalp krizi, bağırsak ve sebepsiz ağrılar…

Aleksitimi başlı başına bir hastalık değil. Ama birçok hastalığın tetikleyicisi olduğu biliniyor. Bu sorunun tedavisi psikoterapi yani psikolojik destek almaktır. İnsanlar bazen şöyle düşünebiliyorlar: “Anlatacağım da ne olacak?”

İnsan söz ile hastalanır ve yine söz ile iyileşir. Her işimizde olduğu gibi, o işe başlamadan bir amacımız, niyetimiz olur. Evlenirken, ortaklık kurarken, ibadete başlamadan önce ve terapiye başlarken de niyet çok önemlidir. “Bir kere gidip bakayım, nasıl bir şeymiş”, “Ailem istedi, onun için geldim”, “Geldim ama sorun bende değil, siz kocamı tedavi edin” gibi düşünenler ve bu niyetle gelenler sonuç alamayacaklardır. Her iki taraf için de vakit kaybı olacaktır.

Kişi, “Evet, hayatımda bir şeyler yolunda gitmiyor. İyileşmek istiyorum ve bunun için gayret edeceğim” düşüncesi ve niyeti ile terapiye başlıyorsa fayda görür. Faydası sadece kendisine olmaz; örneğin evin annesi terapiye başlayınca, ondaki olumlu değişim ev ahalisine yansır. Evde anne mutlu, huzurlu ise herkes mutlu olur. Çift terapisinde çiftlerin terapiye birlikte gelmesi arzu edilir ama çeşitli sebeplerle tek başına gelen ve terapiye devam eden kişideki olumlu değişimleri fark eden diğer eş de terapiye kendi isteği ile dâhil oluyor. İstemek ve niyet çok önemli. Duygu sağırı ve duygu körü olan kişiler terapi ile içgörü kazanarak bu durumdan ister ve gayret ederlerse kurtulabilirler.

Ataerkil bir toplumda yaşıyoruz. Erkeklerin ağlamasının ayıplanırken kadınlarınsa her sıkıntıyı sineye çekerek dışarıya yansıtmaması beklenir. Paratoner gibi tüm negatif duyguları çeken ama hislerini asla yansıtmayan kadın ve erkeklerin nedensiz sağlık sorunları ortaya çıkıyor. Sık sık depresyona girip panik atak yaşıyorlar. Yapılan çalışmalarda, günlük ilişkilerde bireyin duygularını fark edip ifade etmesi, iletişim içinde olduğu insanların duygularını anlaması, kalp kalbe iletişim kurmasına yardımcı olduğu için iletişim çatışmalarına girme eğilimini azalttığı görülüyor. İnsanın birlikte zaman geçirdiği kişilerin (eş, arkadaş, iş ortağı gibi) gözlerinin içine bakarak onları yargılamadan ve küçümsemeden dinlemesi, anlamaya çalışması zor olmasa gerek. Duygu, düşünce ve isteklerinin farkında olan birey, kendini daha iyi tanır. Kendini iyi tanıyan birey, günlük hayatta daha sağlıklı ilişkiler kurarak, mutlu ve üretken biri olarak yaşamını daha anlamlı yapma şansı yakalar. Duyguların insan yaşamında bu denli önemli olması, duygusal problemlerle yakından ilgili aleksitiminin incelenmesi ve tedavi edilmesi gereğini daha iyi ortaya koymaktadır. Çocuğunuz, eşiniz bir şey anlatmaya çalıştığında onu can kulağıyla dinleyin.

Duygularının farkında olmayan, duygularını düzenlemekte zorlanan bireyin dikkatini öğrenme ve iletişim kurmaya verebilmesi pek mümkün değil. Bu yüzden çocukların duygularını tanımayı öğrenmesi ve duygularını isimlendirmesi oldukça önemli. Çünkü adlandırabildiğimiz ile baş edebiliriz.

Sevdiklerinizle birlikte sağlıklı, mutlu günler dilerim.