Durulmak isterken vurulmak

“Haberi yoksa ve istemiyorsa Van’daki olayların müsebbibi kimdir?” diyebilirsiniz. AK Parti’yi, Sayın Erdoğan’ı ve bölge halkını girdaba çekmek isteyen güruhun tezgâhında işleniyor bu kaos. Son MGK toplantısında da gündeme gelen olası Kuzey Irak operasyonu öncesinde, bölgenin ateş topuna dönmesi için elini ovuşturan gürûh tarafından...

GEÇEN yıl Mayıs ayında verilen seçim startı, 2024’ün Mart ayında son buldu. Öncelikle derin bir “oh” çekmek istiyorum. Zira ülkenin silkelenip kendine gelmesine, aslî sorunlarına yönelerek çözüm üretmesi için geniş bir zamana ihtiyaç vardı. “Bu süre, bir erken seçim olmazsa en az dört yıl” demiştik ki Hatay ve Van’dan gelen haberlerle kaos davulları yeniden çalınmaya başlandı bile.

Önce Hatay Büyükşehir Belediyesinde eski başkan Lütfü Savaş ile AK Partili yeni Başkan Mehmet Öntürk arasındaki medcezire benzeyen yarışın yansımaları, hemen arkasından Van Büyükşehir Belediye Başkanlığını açık ara önde kazanan DEM Partili Abdullah Zeydan’ın, seçim şartlarını yerine getirmediği gerekçesiyle mazbatasının AK Partili Abdulahat Arvas’a verilmesi…

Dün, Van’ın düşman işgalinden kurtuluşunun 106’ncı yıldönümüydü. Akşam saatlerinde haber ajansları, Van Büyükşehir Belediyesinde koltuğun yer değiştirdiğini “son dakika” anonsuyla ettiler.

Nedeni bilinmiyordu ancak sonrasında yaptığımız araştırmalarda, 7 Haziran 2015 ve 1 Kasım 2016 Genel Seçimlerinde HDP’den Hakkâri milletvekili seçilen Zeydan’ın, hüküm giydiği suçtan dolayı uzun bir süre cezaevinde kaldığı, 2024 Yerel Seçimlerinde adaylık başvurusu yaptığında ise memnu haklarını geri aldığı ve adaylığında herhangi bir engel kalmaması üzerine 3 aylık kampanya dönemini yürüttüğü, katıldığı seçimlerden birinci isim olarak çıktığı, Adalet Bakanlığı’nın seçime 2 gün kala yaptığı itiraz üzerine memnu haklarıyla ilgili verdiği kararı geri çekmesi üzerine mazbatanın ikinci sıradaki Arvas’a verildiğini öğrendik.

Bu haberin kısa sürede yayılması sonrasında yarışı kazanan Zeydan, partililere seslenerek sert açıklamalarda bulundu. Vakit geçmeden, DEM Parti’ye ve Vanlı seçmenin yüksek oy oranı ile tercih ettiği Zeydan’a destekler gelmeye başladı. Eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, CHP lideri Özgür Özel, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğulları, eski ANAP Genel Başkanı Nesrin Nas, eski Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay ve firari Can Dündar’a varıncaya kadar çok sayıda isim, yapılan işlemin haksızlığa neden olacağını savundu.

Açıklama yapanların gerçekten adalet isteyip istemediğini bilmiyoruz ama nemalandıkları da bir gerçek. Son seçimden zaferle çıkan İmamoğlu’nun bundan sonraki sürecin tamamını 2028 plânlamasına yönelik yapacağı muhakkak. Üstelik DEM Parti’nin desteğini arkasına almışken…

İşi ilginç kılan, Adalet Bakanlığı’nın seçime 2 gün kala yaptığı itirazın değerlendirmesi ve bir diğeri de “Ben kayyım olarak atanmak istemiyorum” diyen Arvas’ın bu göreve talip olması… Eleştiri tam da buradan geliyor. Madem istemiyordun, neden kabul ettin? Kimi bu kararın yeni bir “olağanüstü hâl” ihtimalini doğuracağını iddia ederken, kimi daha da ileriye giderek bunun bir darbe olduğunu söylüyor, bir başka grupsa “kayyımın yeni versiyonu” benzetmesini yapıyordu.

YSK’nın verdiği mazbata kararı, sokakları harekete geçirdi. Başta Van merkezi olmak üzere birçok ilçede, Hakkâri, Bitlis, Batman ve Siirt’te olaylar meydana geldi. Güvenlik kuvvetleri olayların büyümesine imkân vermedi ama çıkan olayların ardından Van Valiliği, kentte düzenlenecek gösteri, yürüyüş ve açık hava toplantılarının 15 gün süreyle yasaklandığını duyurdu.

YSK, Zeydan’a mazbatasını verme kararı aldı.

Gelelim bu yazıyı neden kaleme aldığıma…

Van’ın Erciş ilçesinde dünyaya gelmiş, burada neşet etmiş biri olarak son 10 yılda, belediyecilik anlamında ilçenin gelişimi adına bir çivinin çakılmadığını görmek, beni inanılmaz üzüyor. Son seçimde AK Parti adayı -ki bana göre son derece başarılı oldu- Fatih Çiftçi’nin yakaladığı ivmenin başarı ile sonuçlanmaması üzerine bir kez daha DEM Parti, Erciş’te birinci oldu ve adayı Baran Bilici, koltuğa oturmaya hak kazandı. Ümidimiz, kayyımsız geçecek bu beş yılda şehre yatırım ve hizmet noktasında bizleri yanıltması, örgütle arasına mesafe koyarak Erciş’in bir evladı olarak iyi niyetini sürdürmesi yönünde. Çıkan sonuçları elbette seçmenin iradesi açısından değerli buluyor ve önemsiyoruz.

Bir önceki gece bir Diyarbakırlı öğretmen, aynı zamanda iyi bir şair olan dostumla Van konusunu hasbihâl ederken, “Ömer Baba, durulmak istiyorum, durulalım artık” demesi kulaklarımda. Belki devamında, “Durulmak isterken vurulmak istemiyorum” cümlesini kurmam gerekiyor. Meselâ ben, hayâllerimden vurulmak istemiyorum. Kültürümden, beni bana bağlayan geçmişimden, hatıralarımdan vurulmak istemiyorum. Masmavi göğünde kuş cıvıltılarının, sokaklarında oynayan çocukların seslerinin yankılanmasını istediğim şehrimde siren seslerinden, anonslardan, örgütsel sloganlardan vurulmak istemiyorum. Tandırdan çıkan lavaş ekmek ile arasına konulan otlu peynirin mis kokusu yerine, yollarda yakılan pis lastik kokularından vurulmak istemiyorum. YSK’nın açıkladığı verilere göre, mora boyanan toprakların kan kırmızısına boyanmasından vurulmak istemiyorum.

Şimdi tüm eleştiriler, AK Parti’ye ve onun doğal lideri Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik. Merak ediyorum, bu karardan Sayın Erdoğan’ın haberi var mıydı. İnancım ve beklentim “olmaması” yönünde. Zira balkon konuşmasındaki ılımlı iklimi arzu eden bir isim bunu istemeyecektir, istemez de. Van’da elde edilmemiş bir başarıya da sarılacak değildir.
“Haberi yoksa ve istemiyorsa Van’daki olayların müsebbibi kimdir?” diyebilirsiniz. AK Parti’yi, Sayın Erdoğan’ı ve bölge halkını girdaba çekmek isteyen güruhun tezgâhında işleniyor bu kaos. Son MGK toplantısında da gündeme gelen olası Kuzey Irak operasyonu öncesinde, bölgenin ateş topuna dönmesi için elini ovuşturan gürûh tarafından...

Zeydan’ın geçmişte PKK ile ilgili söylemleri kulaklarımızda. Bugün o koltuğa oturup örgütle kordon bağını keserek, tek gayesi, Van’a ve Vanlı hemşerilerimize hizmet olmalı. Yoksa demokrasinin altın tepside kendisine ve partisine sunduğu imkânı elinin tersiyle itmiş olur. O zaman da adalet, parmak kesmeye başlar.