“ÇALIYORUM kapınızı/ Teyze, amca bir imza ver/ Çocuklar öldürülmesin/ Şeker de yiyebilsinler…”
İkinci büyük savaş sırasında ABD’nin Hiroşima’ya bomba atması üzerine Nazım Hikmet’in yazdığı “Kız çocuğu” isimli şiir, yanıp kavrulan, bir avuç küle dönüşen çocukları anlatır. Yürek burkar.
Günümüzdeyse değişen pek fazla bir şey yok. Gazze’de çocuklar Hiroşima’dakinden daha fazla bombaya maruz kaldı. Yüz katı mı, üç yüz katı mı hesabını bilen çıkmaz atılan bombaların.
Şeker yemeyi bırakın, çocuklar kuru ekmek bulmakta zorlandı. İçmeye su bulamadı. Toprak yediler.
Yalnız çocuklar mı? Büyükler de bebekler de zor şartlara maruz kaldı. İki damla süt bulamadığı için zayıflayan, eriyen ve nihayet ölen bebeklerin sayısından kim haberdar?
Bir tarafta ilân edilen resmî sayılar var ama öbür tarafta sayılamamış olanlar, insanlığı yeni baştan sorgulatacak boyutta.
Bir başka dörtlüğünde şöyle söylüyor şair: “Hiroşima’da öleli/ oluyor bir on yıl kadar/ Yedi yaşında bir kızım/ büyümez ölü çocuklar…”
Gazze’yi bombalayan, binaları yerle bir eden İsrail, bununla yetinmedi. Bütün komşularına saldırdı. İran, Yemen, Suriye, Lübnan, Katar…
Katar ülkelerin içinde durumu en kritik ve garip olanı. ABD’ye kamyon dolusu para ödemiş, savunma sistemleri almıştı ama İsrail saldırısı sırasında o sistemler işe yaramadı.
ABD, koruması altındaki Katar’ı koruyamadı. İsrail inatla saldırdı. Bir bakıma alay etti.
Sonra da Netanyahu, Beyaz Saray’daki buluşmada Tramp’ın ısrarıyla Katar’ı telefonla arayıp özür diledi. Muhakkak yarım yamalak konuşmuştur. Hattâ özrü kabahatini aşmış bile olabilir. Neler söylediğini bilmiyoruz ama ondan beklenen böyle bir davranış.
İsrail şimdi de Kıbrıs’a gözünü dikti. Şimşek hızıyla arazi satın alıyor, bina inşâ ediyorlar. Güney Kıbrıs, İsrail’e benzedi.
Aynı şeyi Türk tarafı için de yapmak istedikleri çok açık. Yüksek bedeller teklif ederek, kandırmaya ve adanın tamamını ele geçirmeyi hedefliyorlar.
Yaptıkları binalar da sıradan inşaatlardan çok daha fazla korunaklı, sağlam. Bir bakıma kale inşâ eder gibi çalışıyorlar.
Tehlikenin farkında olan Rumlar, bu duruma seyirci kalınamayacağını söyleyip isyan bayrağı açmış durumda.
Adanın kuzeyindeki Türklerin çok daha dikkatli, çok daha uyanık olmaları gerekiyor. Fazladan verilecek üç kuruş paraya kanarak vatan toprağını satmak en büyük yanlıştır. İsrail’in bütün bütçesi teklif edilse bile yetmemeli, oyuna gelinmemeli.
Bütün iyi niyetine rağmen Gazze konusunda işe yarar bir çözüm üretemeyen ve kapıdan geçişine izin verilmediği için sınırda gözyaşı döken BM Genel Sekreteri Guteres, 7 Ekim 2023’teki Hamas hareketinin üç günlük bir iş olmadığını 56 yıllık birikimin ürünü olduğunu söylemişti.
Zira evvelinde dünyanın büyük çoğunluğu, Gazze sorunundan haberdar değildi. Arada bir ekrandan duyulan, gazetelerde küçücük haberlerde yer bulan Gazze konusu, sıradan trafik kazaları, çığ düşmeleri gibi algılanmaktaydı.
Bir yanda Guteres’in tavrı, bir yanda bizimkiler… Mukayese edilemeyecek bir tablo.
Bizimkiler dediğimiz, bildiğiniz kadro işte. Ana muhalefet partisinin dış politika sorumlusu ise “1200 kişiyi öldürdüysen bu savaş ilanıdır. Atılan imzaları bir Hamas zaferine çevirmeyin!” diyerek nerede durduklarını bir kez daha ortaya koydu.
Allah ülkemizi bu kafalardan korusun. Bunların nazik yerlerine iktidar koltuğuna oturmayı nasip etmesin.
Aynı kafaya sahip birileri de Türkiye’nin Gazze konusundaki gayretlerini görmezden gelip yok sayarak, bütün dünyanın takdir ettiği iyi niyetli çalışmaları karalama yoluna gidiyor.
“Türkiye bugüne kadar Gazze’ye ne yaptı ki? Hiç!”
Sağda solda tek tük bu şekilde konuşanlara rastlıyoruz. Onlara göre Hamas zaten terör örgütü. Filistin’e, Gazze’ye Türkiye’nin bir katkısı olmamış.
Bu tiplerin hepsini bir araya toplayıp sormak lazım: “Böyle saçmalıkları nereden ediniyorsunuz? Kendiniz mi uyduruyorsunuz, birinden mi öğreniyorsunuz? Sizin beyniniz kim?”



