SON 15 yılda önce duraklama dönemine giren ve son 7 yılda çift başına olması gereken asgari 2,1 çocuk sayısının da altına düşerek azalma trendine giren nüfus artış hızımız, böyle giderse 10 yıl sonra nüfusta azalmanın da başlangıcı olacaktır. Fiziksel olarak yeryüzünden yok olmaya başlama anlamına gelecek bu gidişatı önlemeye matuf şu tedbirlerin ivedilikle alınmaya başlanması gerekmektedir:
Sağlıklı nüfus artışının öneminin topluma anlatılması: Medya, kültür sanat platformları, sosyal medya gibi imkânlar kullanılarak sağlıklı bir nüfus artışının niçin lazım olduğu, dünyadaki olumsuz örnekler öne çıkarılarak nüfus artışının sağlanamadığı hatta azaldığı durumlarda toplumu ne gibi tehlikelerin beklediği mümkün olduğunca detaylı bir şekilde halka anlatılmalıdır. Konu, sadece sosyolojik olarak değil, iktisadî, askerî vs. yönlerden de işlenmelidir.
Okullarda bütün öğretim kademelerinde nüfus, aile, sağlık temaları önemine binaen işlenilmelidir. Bu kavramların birbiriyle olan ilişkisi toplum sağlığı da gözetilerek ele alınmalıdır.
Sağlık Bakanlığı kürtaj, sezaryen, tüp bağlama vb. konularda dikkatli olmalıdır. Bu uygulamaların anne sağlığı tehlikeye girmiyorsa yapılmamasını sağlayacak tedbirler alınmalıdır. Keyfi olarak yapılan kürtajın günümüz tıp anlayışında kaçıncı haftada olursa olsun cinayet sayılabileceği fikri gitgide önem arz etmektedir. Sezaryen ameliyatlarının pratikte ortalama olarak ikiden fazla doğuma izin vermediğinden, anne veya çocuğun sağlığı tehlikeye girmedikçe yani tıbbi endikasyonlar dışında yapılması önlenmelidir.
Sağlıklı aile planlaması konusunda toplum doğru bilgilerle donatılmalıdır. Zaten yeterince tehlike arz eden içki, sigara, uyuşturucu madde bağımlılığı ile mücadele hususunda sağlıklı nüfus artışına yönelik olumsuz tesirleri özellikle anlatılmalıdır. Bu konuda başta Yeşilay olmak üzere sivil toplum örgütleriyle koordineli hareket edilmesi sağlanmalıdır.
İşlenmiş gıdalar başta olmak üzere çeşitli katkı maddelerini ihtiva eden yiyecek ve içecekler, Sağlık Bakanlığı gibi ilgili diğer kuruluşlarla da koordineli olarak yeniden ele alınmalı, gerekli durumlarda bu gıdalar kesinlikle yasaklanmalıdır. Özellikle çocukları ve gençleri hedefleyen “atıştırmalıklar” obezite ve hormon dengesizliklerine sebep olarak hem genel sağlığı, özellikle de üreme sağlığını tehdit etmektedir. Bu sebeple çok sıkı şekilde kontrole tabi tutulmaları gerekmektedir.
Tarım ilaçları ve GDO’lu gıdalar da bu kapsamda konu edilmeli, besicilikte kullanılan bir takım ilaçlar, hormonlar ve destek gıdaları da yine Tarım Bakanlığı’nın öncülüğünde üreme sağlığı göz önünde tutularak yeniden değerlendirilmelidir.
Genç yaşta evlilikler teşvik edilmeli, üniversite öğrencilerine öğrenciyken evlilik kredileri ve hibeleri ekonomik koşullara göre sık sık yeniden düzenlenmelidir. En az üç çocuk anlayışı mümkün olduğunca yaygınlaştırılmalıdır.
Çalışan annelere kolaylıklar arttırılmalı, yeni doğumları teşvik edilmelidir. Bebek başına yapılan nakdi ve ayni yardımlar öncelik taşımalıdır. Kamuya ait bebek bakım evleri ve kreşlerin sayıları arttırılmalı ve anne olmayı planlayan kadınların bu konudaki endişeleri giderilmelidir. Çalışan annelere yönelik evden mesai uygulamalarında ekstra kolaylıklar sağlanmalıdır. Ebeveynlerin “ev içi kalabalıklığından” endişe değil, mutluluk duyar hâle gelmesini sağlayacak uygulamalar hayata geçirilmelidir.
Bütün ev kadınlarına Devlet desteği verilmelidir. Maaş bağlanarak ve emeklilik hakkı sağlanarak bütün ev kadınları desteklenmelidir. Çocuk başına verilen ekstra maaş farkı emekliliğe de yansıtılmalıdır. Özellikle bebeklere yönelik sarf malzemelere (bebek bezi, mama vb.) mümkün olduğunca Devlet teşviği sağlanmalıdır.
Medya ve sosyal medyada insan sağlığını dolayısıyla aile ve toplum sağlığını tehdit eden bütün akımlarla (LGBT ve benzeri insan fıtratına aykırı olan bütün akımlarla) mücadele edilmelidir. Kültür, sanat ve edebiyat alanları da aynı mücadelenin kapsamına alınmalıdır. Zira bu alanlarda benzer çalışmalar yapılamazsa, etkili ve kalıcı sonuçlar elde etmek mümkün değildir. Bilimsel kisveye büründürülerek yapılan insan ve insanlık karşıtı bütün yaklaşımlarla hakiki bilimsel metotlarla mücadele edilmeli, anti-hümaniter uygulamaları afişe edilmelidir.
Kitlesel ölümlere yol açan afet, felaket gibi olağanüstü durumlara karşı tedbirler çok önceden alınmalıdır. Meselâ büyük bir depremde yaşanacak kitlesel kayıplara karşı, zamanında yapılacak kentsel dönüşümler gibi tedbirler buna örnek gösterilebilir.
Savaşların, katliamların ve soykırımların önüne geçilmeli, anlaşmazlıklar, görüşmeler yoluyla sıcak çatışmalara fırsat verilmeden ve kan dökülmeden çözülmeye çalışılmalıdır. Savaş son çare olmalı lakin analizinin doğru yapılması kaydıyla… Tek çare olması durumunda da tereddüt edilmemeli, daha büyük kayıpların önüne geçilmelidir. Zira yaşadığımız zaman dilimi ve tarihimiz böyle mecburiyetlerin olduğu ve olması gerektiğinin örneklerini ziyadesiyle barındırmaktadır. Kuvvetli ve savaşa hazır durumda olmak, zalimlerin zulmü karşısında en önemli caydırıcı güçtür.
İnsanı yaratılmışların en şereflisi olarak gören inancın ve zihniyetin karşısında, onu börtü-böcek mesabesine indirgeyerek yok etmeye çalışan güçlü odakların varlığını ve faaliyetlerini de akıllardan hiç çıkartmamaya gayret edilmelidir. Bu gayret esnasında da dünyaya gelişimizi sorgularken inancımızdan kaynaklanan hakikate uygun tespitlerimiz, kıyamete kadar varoluşumuzun da temel dayanağı ve teminatı olmalıdır.



