TÜRKİYE Cumhuriyeti Gençlik ve Spor Bakanlığımız, son yıllarda her açıdan -özellikle tesis yönünden- bütün spor federasyonlarımıza ülke spor tarihimizde görülmemiş şekilde büyük desteklerde bulunmaktadır. Ancak, 2024 Paris Olimpiyat Oyunları’nda alınan neticelerde de görüldüğü gibi birçok spor federasyonumuz, kendilerine sağlanan imkânları ülke sporumuzun gelişimi açısından verimli bir şekilde kullanamamıştır. Spor federasyonları arasında en çok destek görenlerin başında Türkiye Basketbol Federasyonu olmasına rağmen, bu desteklere nispeten elde edilen verim açısından ise neredeyse en başarısız federasyonların başında maalesef Türkiye Basketbol Federasyonu (TBF) geldiğini üzülerek söylemek zorundayız. Ülke basketbolumuz adına yaşanan bu başarısızlıkların temelinde yatan sorunlar, Ocak sayımızdaki yazımda konu ettiğim sorunlardan pek de uzak olmadığıdır.
Sayın Hidayet Türkoğlu’nun Türkiye Basketbol Federasyonu Başkanı olarak ilk kez seçildiği 26 Ekim 2016’dan itibaren gerek A Millî Erkek Basketbol Takımımız gerekse de A Millî Kadın Basketbol Takımımız, FIBA Dünya sıralamasında büyük bir gerileme yaşadı. Sayın Türkoğlu göreve geldiğinde, A Millî Erkek Basketbol Takımımız Uluslararası Basketbol Federasyonu (FIBA) Dünya sıralamasında 8’inci sırada (Avrupa’da 5’inci) yer alırken, A Millî Kadın Basketbol Takımımız ise FIBA Dünya sıralamasında 7’nci sırada (Avrupa’da 4’üncü) yer alıyordu.
Son 8 yıllık süreçte ülke basketbolumuzun niteliğinin en önemli göstergesi olan A Millî Basketbol Takımlarımız, FIBA Dünya sıralamasında adeta dibe çakıldı diyebiliriz. 2024 Paris Olimpiyat Oyunları sonrasında açıklanan FIBA Dünya sıralamasına göre A Millî Erkek Basketbol Takımımız 27’nci sıraya gerilerken (Avrupa’da 15’inci), A Millî Kadın Basketbol Takımımız ise 17’nci sıraya (Avrupa’da 8’inci) kadar geriledi. Ülke basketbolumuza bu başarısızlıkları yaşatmaya kimsenin hakkı yok. Hele de ülke sporumuzda birçok branşta uluslararası alanda son yıllarda tarihî başarılar elde edilirken, basketbolda ise bunun ters istikametinde tarihî başarısızlıklar yaşanıyor olması, sürecin pek de doğal seyrinde gitmediğinin açık bir göstergesi değil midir?
Ülke basketbolumuzun niteliğinin en önemli göstergesi olan A Millî Takımlarımız, tarihî başarısızlıklarla karşı karşıya, hatta son 30 yılın en başarısız dönemini yaşıyoruz. Ayrıca eskiden olduğu gibi dünya ölçeğinde büyük oyuncular da yetiştiremiyoruz. Kısacası ülke basketbolumuz değer üretmekten bir hayli uzaklaştı ve basketbolda tüketici ülkeler konumuna düştü. Yerli oyuncularımızın figüran kaldığı, yabancı oyuncuların ise hegemonya kurduğu kulüp takımlarımız ile Avrupa Kupaları’nda elde edilen başarıları ülke basketbolumuzun gerçek başarısı olarak sunmak pek de doğru bir yaklaşım olmasa gerek! Ayrıca, Türkiye Basketbol Süper Ligi’nin Avrupa’nın en iyi üç liginden biri olduğu söylemi de retorikten ibarettir. Çünkü son yıllarda Türkiye Erkekler Basketbol Süper Ligi (BSL)’nde bir tek üst düzey oyuncu olma konumuna yükselen yeni bir yerli yüze şahit olmadık!
Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurulu (TAPDK) Yönetmeliği’nden sonra…
2011 tarihli Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurulu (TAPDK) Yönetmeliği’nden sonra, ülke basketbolumuzda özellikle daha önce altyapıdan yetiştirdikleri oyuncularla basketbolumuzun lokomotifliğini üstlenen kulüplerimiz isim değişiklikleriyle birlikte, bir anda bu özelliklerini bir kenara iterek, hem kendilerini hem de ülke basketbolumuzu yabancı oyuncu hegemonyasına dönüştürdüler. O günden sonra da ülke basketbolumuzda olumsuz anlamda birçok şey değişti.
Dikkatlice incelediğimizde özellikle 2011 yılından sonra, yani kulüp takımlarımız Avrupa Kupaları’nda yabancı oyuncuların hegemonya kurup, yerli oyuncularımızın ise figüran kaldığı düzenlerle birçok başarı elde ederken, ülke basketbolumuzun niteliğinin en önemli göstergesi olan A Millî Takımlarımız ise son 30 yılın en başarısız dönemini yaşıyor. Banvit BK’nın da kapanması (kapanmaması adına yapılabilecek birçok şey varken) sonrasında sistemli bir şekilde büyük oyuncular yetiştiremez olduk. Ülke basketbolumuz değer üretemeyen ve tüketici bir yapıya dönüştü. Birçok yabancı oyuncu için emeklilik öncesi iyi bir ikramiye kazanacakları pazar, hem de iş bilmez menajerlerin kazanç kapısı hâline geldik. Ülke basketbolumuzun bu denli kendi özünden ve değerlerinden uzaklaşmasında bir önceki yazımda dile getirdiğim konu ön plana çıkmaktadır. Maalesef ülke basketbolumuzu yönlendirenlerin daha çok EuroLeague’de yer alan takımlarımız ve yöneticileri olduğudur. Bu açıdan baktığımızda ülke basketbolumuzun mevcut olumsuz durumunun belki de en büyük sorumlularının hangi zihniyet yapısına sahip kişiler olduğunu anlamak pek de zor olmasa gerek…
Avrupa Kupaları’nda kulüp takımlarımızın başarıları ve ülke basketbolumuza yansımaları!
Ülke basketbolumuz adına birçok konuda adeta karar verici konumda olanların birkaç EuroLeague kulübü olduğunu söylemenin yanlış olmadığını hepimiz biliyoruz. Oysa ülke basketbolumuzun öncelikleri, bu kulüplerin popülist yöneticilerinin öncelikleri değil, ülke basketbolumuzun niteliğinin en önemli göstergesi olan A Millî Takımlarımızın başarıları için gerekli olan öncelikler olmalıdır. Ancak bu bakış açısıyla birlikte ülke basketbolumuzda gelişim adına gerçek bir adım atmış oluruz ve ciddi bir paradigma değişimiyle birlikte “değer üreten ve gelişen” bir ülke basketbolumuzdan söz edebiliriz.
Özellikle 2011 yılından sonra basketbolda kulüp takımlarımızın Avrupa Kupaları’nda önemli başarılar elde ettiğini görüyoruz. Kazanılan bu başarıların ise hem neredeyse tamamen yabancı oyuncularla elde edildiğini hem de kulüp takımlarımızın başarılarının aksi yönünde A Millî Takımlar düzeyinde tarihî başarısızlıklar yaşandığını üzülerek görüyoruz. Kulüp takımlarımızın özellikle yerli oyuncuların figüran kaldığı ve yabancı oyuncuların hegemonya kurduğu kadrolarla Avrupa Kupaları’nda elde ettiği başarılar, kulüplerimizi hazırcı ve tüketici duruma getirmiş; ülke basketbolumuza karşı olan sorumluluklardan uzak, değer üretemez ve sürdürülemez bir kulüp yapısına sahip olmalarına yol açmıştır.
A Millî Takımlar düzeyinde dünya sıralamasında özellikle son 10 yıllık süreçte hem erkekler hem de kadınlar kategorilerinde büyük bir gerileme yaşadık. Özellikle ev sahipliğimizde düzenlenen 2010 Erkekler Basketbol Dünya Kupası’nda elde ettiğimiz gümüş madalyadan sonra, A Millî Takımlar düzeyinde hiçbir başarımız bulunmazken, yabancı oyuncuların ön planda olduğu oyuncu kadrolarıyla birçok takımımızın Avrupa Kupaları’nda önemli başarılar elde ettiklerini görüyoruz. Kulüp takımlarımızın Erkekler kategorisinde Avrupa Kupaları tarihinde elde ettiği 8 şampiyonluğun 6’sının, 20 finalin de 17’sinin 2011 yılından sonra kazanıldığını görüyoruz. Aynı dönemde ise A Milli Erkek Basketbol Takımımız FIBA Dünya Sıralamasında 6’ncı sıradan 27’nci sıraya gerilemiş durumda.
Sayın Hidayet Türkoğlu döneminde, A Millî Basketbol Takımlar düzeyinde son 30 yılın en başarısız sonuçlarıyla karşı karşıyayız!
A Millî Erkek Basketbol Takımımız;
1) FIBA 2017 Avrupa Şampiyonası Finalleri (Ev sahibiyiz. Türkiye, Finlandiya, İsrail, Romanya): 14’üncü sırada tamamladık.
2) FIBA 2019 Dünya Kupası Finalleri (Çin Halk Cumhuriyeti): 22’nci sırada tamamladık. Bu derece, Dünya Kupası tarihindeki en kötü derecemizdi.
3) FIBA 2020 Olimpiyat Oyunları Elemeleri (Kanada): Elemelerin finaline bile kalamadık.
4) FIBA 2023 Dünya Kupası Elemeleri: 2002 yılından itibaren düzenli bir şekilde katıldığımız Dünya Kupalarına, 30 yıl aradan sonra katılma başarısı gösteremedik.
5) FIBA 2022 Avrupa Şampiyonası Finalleri (Almanya, İtalya, Çekya, Gürcistan): Başantrenörümüz Sayın Ergin Ataman’ın şampiyona öncesinde “Madalya alacağız”söylemine rağmen, çeyrek final bile göremeden son 16 turunda elendik. Sayın Ataman benzer iddialı söylemlerde bulunmaya, FIBA 2025 Avrupa Şampiyonası için de devam ediyor!
6) 2024 FIBA Olimpiyat Oyunları Ön Elemeleri (Türkiye): Ev sahipliğimizde düzenlenen Olimpiyat Ön Elemeleri’nde finalde Hırvatistan’a farklı mağlup olduk ve Olimpiyat Elemeleri’ne dahi kalma başarısı gösteremedik.
A Millî Kadın Basketbol Takımımız;
1) FIBA 2017 Kadınlar Avrupa Şampiyonası (Çekya): Şampiyonayı 5’inci sırada tamamladık.
2) FIBA 2018 Kadınlar Dünya Kupası (İspanya): Dünya Kupası’na 2’nci turda veda ettik ve genel sıralamada 10’uncu sırada yer aldık.
3) FIBA 2019 Kadınlar Avrupa Şampiyonası (Letonya, Sırbistan): Tarihimizde ilk kez Avrupa Şampiyonası Finalleri’ne grup aşamasında veda ettik ve genel sıralamada 16 ülke takımı arasında 14’üncü olduk.
4) FIBA 2021 Kadınlar Avrupa Şampiyonası (İspanya, Fransa): Üst üste ikinci kez Avrupa Şampiyonası Finalleri’ne grup aşamasında veda ettik ve yine 16 ülke takımı arasında 14’üncü sırada yer aldık.
5) FIBA 2023 Kadınlar Avrupa Şampiyonası (Slovenya, İsrail): Üst üste üçüncü kez Avrupa Şampiyonası Finalleri’ne grup aşamasında veda ettik ve bir kez daha 16 ülke takımı arasında 14’üncü sırada yer aldık.
6) Sayın Hidayet Türkoğlu’nun TBF Başkanlığı görevine gelmeden önce A Millî Kadın Basketbol Takımımız, 2012 Londra ve 2016 Rio Olimpiyatları’na katılma başarısı göstermişti.
İkisi Anadolu Efes (2021, 2022) ve biri de Panathinaikos (Yunanistan, 2024) ile olmak üzere üç EuroLeague şampiyonluğu ile bu alanda en çok şampiyonluk yaşayan antrenörlerin başında gelen Sayın Ergin Ataman’ın, A Millî Takımımızın Başantrenörlüğü görevindeki ikinci döneminde yaşanan tarihî başarısızlıkları özetlersek…
1) 2002 yılından itibaren düzenli olarak katıldığımız FIBA Dünya Kupası’na, FIBA 2023 Dünya Kupası Elemeleri’nde başarılı olamayarak 32 ülke takımının katıldığı FIBA 2023 Dünya Kupası’na katılamadık ve 21 yıl sonra Dünya Kupası’na gidemedik.
2) FIBA 2022 Avrupa Şampiyonası öncesindeki iddialı demeçlerinde sıklıkla madalya alacağımızı söylemesi ve bizlerin de büyük bir beklenti içerisine girdiğimiz şampiyonada son 16 turunda Fransa’ya yenilerek şampiyonayı 10’uncu sırada bitirmemiz ve ülke olarak bir büyük hayal kırıklığı daha yaşadık (benzer demeçlerin FIBA 2025 Avrupa Şampiyonası için de verildiğini görüyoruz!).
3) Ülkemizin ev sahipliğinde düzenlenen (mevcut TBF’nin en önemli icraatları arasında hiç kuşkusuz bol miktarda şampiyonaya ev sahipliği yapmamız geliyor) FIBA 2023 Olimpiyat Ön Elemeleri’nde yer alan 8 ülke takımı arasında kadro kalitesi olarak bizden bir gömlek aşağıda olan ve turnuvada bizi zorlayabilecek tek takım olan Hırvatistan karşısında oynanan kötü oyun ve alınan farklı mağlubiyet sonrasında, 2024 yılında oynanacak FIBA Olimpiyat Elemeleri’ne bile kalamadık.
4) Devşirme oyuncular Shane Larkin ve Scottie Wilbekin’in A Millî Erkek Basketbol Takımımızın FIBA 2023 Olimpiyat Ön Elemeleri aday kadrosuna davet edilmelerine rağmen kampa katılmamalarından dolayı süreci doğru yönetemedik (Her iki oyuncu da aldıkları cezalardan dolayı devşirme oyuncu statüsünden çıkarıldılar ve A Millî Takımımızda bundan sonra yer alamayacakları kararı verilmesine rağmen nedense Larkin’in tekrar Millî Takım’da oynayacağı şeklinde bir açıklama yapıldı!).
5) Sayın Ataman yönetiminde Millî Takımımız peş peşe üç önemli turnuvada da başarısız oldu. Ayrıca, bu süreçte bir tek önemli galibiyetimiz bile olmadı. Sayın Ataman yönetiminde son iki yılda resmî maçlarda sadece Belçika (3 kez), Bulgaristan (2 kez), İzlanda (2 kez), Büyük Britanya, İsveç, Karadağ, Ukrayna gibi kadro kalitesi olarak bizim yakınımıza bile yaklaşamayacak ülke takımları karşısında galibiyetler alınırken; Gürcistan, Letonya (2 kez), Sırbistan (2 kez), Fransa, İspanya, Hırvatistan ve İtalya gibi orta seviye ya da zorlu rakipler karşısında ise maalesef bir tek galibiyet dahi alamadık.
6) FIBA 2025 Avrupa Şampiyonası Eleme Grubu’nda evimizde İzlanda’yı son saniye basketi ile 76-75 yenerken sergilenen kötü oyun ve sonrasında da Fransa ile oynanan özel maçta alınan 50 sayılık fark!
7) Sayın Ergin Ataman’ın Fenerbahçe ile Galatasaray arasında oynanan futbol maçına gönderme yaparak, Galatasaray’ın 3-1 kazandığı maçın sonucunu parmaklarıyla Galatasaray tribününe şov amaçlı göstermesi ve sonrasında Fenerbahçe kulübünün, Ergin Ataman’ın Millî Takımın başında olduğu müddetçe Millî takıma oyuncu vermeyecekleri şeklinde bir açıklamada bulunmasıydı. Nitekim, A Millî Takımımızın Macaristan ile oynadığı FIBA 2025 Avrupa Şampiyonası Elemeleri’nde Fenerbahçe’den hiçbir oyuncu Millî Takım kadrosunda yer almadı!
Kulüplerimiz ülke basketbolumuzun gelişimi adına sorumluluk taşıyorlar mı?
Başantrenörlüğünü Sayın Ergin Ataman’ın yaptığı Panathinaikos kulübünün resmî sosyal medya hesabından, “Panathinaikos AKTOR BC, Yunan sporcuları sürekli destekleyerek, Millî Takımın çekirdeğini oluşturarak ve Yunan değerlerini ve ilkelerini dünyanın her yerinde yayarak ulusal çıkarlar doğrultusunda hareket eden gerçek bir vatansever takım olarak, Yunan sporunun dünya çapında tartışmasız bir elçisi olduğunu yıllardır kanıtlamıştır” şeklinde yaptığı açıklama karşısında hiçbir kulübümüz kendi üzerine düşen kıssadan hisseyi çıkaramıyor mu?
Özellikle son 10 yıllık süreçte ülke basketbolumuzda yabancı oyuncuların (devşirme oyuncuları da dahil ettiğinizde iş daha da vahim oluyor) hegemonya kurduğu takım yapılanmalarını üzülerek görüyoruz. Kulüp takımlarımızın Avrupa Kupaları’nda son 10 yılda elde ettiği başarılar ile A Millî Takımlarımızın son 30 yılın en başarısız dönemini yaşaması ve eskisi gibi büyük oyuncular yetiştirememe (geliştirememe) sorununu had safhada yaşamaya başlamamız da aynı dönemlere denk gelmektedir.
Çünkü ülke basketbolumuz hiç olmadığı kadar yabancı oyuncuların ve onların menajerlerinin kulüp takımlarımızda hegemonya kurduğu, kulüp yöneticilerimizin popülerlik peşinde koşarak kulüp fetişizmini körüklediği, kulüplerimizin sürdürülebilir bir yapıdan iyice uzaklaştığı, ülke basketbolumuzun dikey ve yatay düzlemde adeta dibe çakıldığı ve A Millî Takımlarımızın gerek FIBA Dünya sıralamasında gerekse de elde edilen sonuçlar adına bu kadar hızlı bir ivme kaybı yaşadığı dönem belki de hiç olmamıştı.
Oysa çözüm çok basit: TBF başta olmak üzere, ülke basketbolumuzu yöneten ve yönlendirenler (TBF Eğitim Kurulu, TÜBAD, kulüplerimiz, basın ve diğer paydaşlar) ülke basketbolumuzun gerçek başarısı adına öncelikler hiyerarşisini belirleyecekler ve kulüpsel başarı ile ülke basketbol başarısını aynı anda sağlayacak olan uzlaşı ortamını bulacaklardır, bulmaları da beklenmektedir. Aksi halde ülke basketbolumuzun mevcut olumsuz durumdan kurtulması pek mümkün gözükmemektedir.
Dünya çapında sadece bir (1) oyuncumuz var!
Şu an basketbolda dünya çapında sadece bir oyuncuya sahibiz, o da Alperen Şengün (2002, Houston Rockets). Ülke basketbolumuz adına ne acı değil mi? 85 milyon nüfusa sahip ülkemizin, hem tesis hem de finansal açıdan en iyi durumda olduğu spor branşlarının başında gelen basketbolumuzun dünyaya sunduğu üst düzeyde BİR (1), yanlış okumuyorsunuz BİR (1) oyuncumuz bulunuyor... O da İstanbul, İzmir, Bursa, Ankara gibi iyiden iyiye sadece dört beş il merkezine sıkışmaya başlayan ülke basketbolumuzda, bu illerden yetişmeyen bir oyuncu... Salim Taşlı hocamızın büyük emekleri ile Giresun’da yetişen ve Türkiye Basketbol Minikler Şenliği’nde Ahmet Gürgen tarafından beğenilerek Banvit BK bünyesinde basketbol eğitimine devam ederek, NBA’de Houston Rockets ile 5 yıl için 185 milyon dolara TÜRK spor tarihinin en büyük sözleşmesine imza atan Alperen Şengün...
Başka Alperenler’in yetişmesi için ülkemizin her şehrini, her ilçesini, her mahallesini karış karış dolaşmamız gerekirken, hâlâ konfor alanını terk etmekte isteksiz zihniyetlerle ülke basketbolumuzda gelişim olacağını bekliyoruz! Ülke basketbolumuzda acilen zihniyet değişikliğine yani bir paradigma değişimine ihtiyaç var. Ülke basketbolumuzun gelişiminin en önemli anahtarı, basketbolumuzdaki öncelikler hiyerarşisini doğru belirlemekten geçmektedir. Bunun için de ilk önceliğimiz bazı kulüplerin hegemonyasında yönetilmeye ve şekillendirilmeye devam edegelen ülke basketbolumuzun, öncelikli olarak A Millî Takımlarımızın başarısını ve büyük oyuncular yetişmesini sağlayacak bir yapıya kavuşmasıdır.
Türk gençlerine ve Türk sporuna karşı sorumluluğunuz bu mu?
Avrupa Kupaları’nda ülkemizi temsil eden takımlarımızda parkede daha fazla Türk oyuncuyu görmemiz, hem bir Türk basketbol seyircisi olarak, hem Türk basketbolunun gelişimini isteyenler olarak, hem kulüplerimizin bu ülkeye karşı sorumluluklarının bilincinde olmalarını bekleyenler olarak, hem de bu ülkenin gençlerine değer verilmesini isteyenler olarak hakkımız değil mi? Türk takımlarında, Türk oyuncuların parkede figüran olmasını kulüp yöneticilerimiz nasıl kabul edebiliyorlar! Bütün spor kulüplerimizin tüzüklerinde, bu ülkenin gençlerini spora yönlendirerek sporun güzellikleriyle tanıştırmak ve en nitelikli şekilde Türk gençlerini sportif alanda başarılı kılmak ifadesi yer almıyor mu? Ne demek Türk takımında Türk oyuncuların aldıkları sürelerin ve verimlilik katkılarının yüzde 1, yüzde 3 hatta ve hatta yüzde 20 gibi komik yüzdeler olması!? Bu anlayış, Türk gençlerine ve Türk basketboluna karşı sorumluluklarını yerine getirmeme değil midir?
Ancak “Saadet, ne şöhrette, ne servette, ne sefahette, ne de uzlettedir. Saadet, toprağını ve iklimini bulan kimselerdedir” diyen Yakup Kadri Karaosmanoğlu gibi bizler bu toprakların ve kendi bilincimizin değerini hakkıyla verdiğimizde, her alanda olduğu gibi basketbolda da kendimiz olmanın değerini anlayacağız ve değer üretmeye başlayacağız. İşte o vakit, ülke basketbolumuz da birçok alanda olduğu gibi layık olduğu yere gelecektir. Ülke olarak birçok alanda kendi bilincimize varmakla birlikte, değerler de üretmeye başladık; benzer durum, ülke basketbolumuzda da kendimiz olma bilincine vararak yaşanacağından eminim. Ümidimiz var, yeter ki kendi özümüze dönelim.
Ülkemiz, sporun birçok branşında son yıllarda tarihî başarılar elde ederken, basketbolumuzda aksi yönde tarihî başarısızlıkların yaşanıyor olması acaba normal mi? Birkaç kulübün ve kulüp yöneticisinin isteklerine ve bencilliklerine boyun eğerek ve kulüp fetişizmine yenik düşerek, ülke basketbolumuzun bir arpa boyu yol alamadığını artık görmemiz gerekiyor. Ülke basketbolumuzun gerçek başarısı adına öncelikler hiyerarşisini doğru bir şekilde belirleyecek ve kulüpsel başarı ile ülke basketbol başarısını aynı anda sağlayacak olan bir paradigma değişimine ihtiyacımız var. Aksi halde ülke basketbolumuzun mevcut olumsuz durumdan kurtulması pek mümkün gözükmemektedir.
Kulüplerimiz kurumsallaşamıyor
Gençlik ve Spor Bakanlığımızın yaptırmış olduğu spor tesisleri, bırakın Avrupa’yı, neredeyse dünyanın çoğu ülkesinde yok. Bakanlığımızın nitelikli çalışmaların benzeri, maalesef kulüplerimiz tarafından bir türlü gerçekleştirilemiyor. Kulüplerimiz, düşünsel ve yönetimsel anlamda, Gençlik ve Spor Bakanlığımızın çalışmalarının çok ama çok uzağındalar. Kulüplerimizin çoğunda yöneticiler maalesef kısa vadeli başarılara odaklandığı için kurumsallaşma ve yetenekli oyuncu yetiştirme anlayışı ilerlemiyor. Kulüplerimize acilen spor kültürü anlayışının kazandırılması gerekiyor. Aksi hâlde çoğu kulübümüz süreklilik anlamında sıkıntılar yaşayacak.
Ülke basketbolumuzun yaşadığı en önemli sorunun kendi ülke basketboluna yabancılaşmış olan basketbol yöneticilerinden, antrenörlerinden, yazarlarından, kısacası bu zihniyetteki basketbol paydaşlarından kaynaklı olduğunu görmemiz gerekiyor. Kulüp fetişizminin körüklenmesi, popülist yöneticilerin egoizmi, ülke basketbolumuzun duayenleri diye göklere çıkarılan ama aslında bizatihi ülke basketbolumuzun mevcut durumundan sorumlu olanların eylemleri, kötü niyetli aracıların manipülasyonları ve duyarsız basketbol paydaşlarının niteliksizliği karşısında artık yeter demenin vakti geldi. Çünkü, ülke basketbolumuzda yaşanan sorunlar, farklı spor branşlarında da yaşanıyor ya da yaşanabilir. Bunun için de vakit kaybetmeden sorunları çözüme kavuşturmalı ve ülke basketbolumuzu layık olduğu yere getirmeliyiz.



