Dünden yarına mektup

Anadolu’da yaşamış ve yaşayanlar işte böyle yaşadılar. Yarın nasıl yaşayacaksınız bilmiyorum ama kültür ve medeniyetimiz inancımızla birleştiğinde ortaya yıkılmaz bir cevher çıkıyor. O cevher dün dünyaya hükmetmişti, yarına da hükmetmemesi için hiçbir sebep yoktur. Yine ve yeniden ifade ederek sözlerime son veriyorum; her şey seninle başlayıp seninle bitiyor.

SEVGİLİ Okur… Hangi yıldasın, hangi kuşaktasın, hangi şartlardasın, bilmiyorum… Bugün sana, imkânların bol olduğu ama imkânsızlıklarla dolu dünyadan sesleniyorum. Günümüz şartlarında ihtiyaç duyduğumuz her şeye ulaşabiliyoruz, dilediğimiz varlıklara sahip olmak için gayret sarf edebiliyoruz. Var olanlar, yarın olacak mı veya yarın olanlara bakınca bugün mevcut olanların size ne ifade edeceğini bilmiyorum. Bugün olanların size göre “eski” olacak olması oldukça tabii bir durumdur.

Anadolu’muza M.Ö. 2000’li yıllarda medeniyet taşlarının atıldığı tarihsel bilgilerle anlatılmakla beraber çok daha eski kalıntıların olduğu henüz gün yüze çıkıyor. Kökü, kökeni bilinmeyen bilgiler hakkında fazla aktarım yapamayacağım ama muhtemelen sizler o kalıntıların kimlere ait olduğu hususunda daha fazla bilgiye vakıf olacaksınız. Anadolu’muz Hititler, Frigler, Lidyalılar, İyonlar, Urartular ile medeniyet yolculuğuna başladı. Sonra Persler, Romalılar, Bizanslılar hükümranlık sürdü. Nihayetinde Türkler 26 Ağustos 1071 tarihinde büyük bir zaferle Anadolu’ya geldi ve bin yıldır da buradayız. Nice bin yıllar kalacağımızdan şüphem olmadığı gibi o günden bugüne milletimiz iki büyük imparatorluk kurup yalnızca buraya değil tüm bölgeye ve dünyaya hükmetti.

Anadolu, Türk yurdu olduğundan beri kültür ve medeniyetin merkezi oldu. Elbette her milletin inişli çıkışlı zamanları olmuştur, bizim de oldu. Ancak neticede dünyaya nam salan o kahramanların eliyle Edirne’den Kars’a uzanan coğrafya çeşmeden kervansaraya, camiden okullara aklınıza gelebilecek her türlü medeniyet taşlarıyla dizildi. Türkülerle, ninnilerle, ağıtlarla yaşananları gelecek nesillere aktarırlarken kültürümüzü de inşâ ettiler. Yalnızca bilim adamı veya hekim yetiştirmediler, dünyanın en büyük düşünürleri, mühendisleri, devlet adamları ve savaşçılarını da yetiştirdiler. 

Sevgili Okur… Anadolu gerçek manada bir ocaktır. Bu ocak tüttüğü sürece dün olduğu gibi bugün ve inşallah yarın da yine dünyaya nam salan büyük insanlar yetişecek ve aydınlık bir çağın inşâsı yine bizim elimizle olacaktır. Belki ben ve benim devrimde olanlar göremeyecek ancak tüm kalbimle inanıyorum, olacak! 

Yazımın başında günümüzü özetlerken kullandığım karamsar kelimelere dönecek olursak… Tüm bu yazdıklarıma tezat olduğunun farkındayım lakin az evvel ifade ettiğim gibi hem milletimizin hem de ümmetin inişli çıkışlı zamanları olmuştur, bugünler de o inişli grafiğin sonlarıdır. Yükseliş ve yeniden çıkış için yaşanması gereken her türlü keder, musibet ve zorluk ya yaşandı ya da yaşanmaya devam ediyor. Millet olarak da ümmet olarak da miskinliğin sonuna yaklaşıyoruz. Fetret devri bitiyor ancak henüz bitmiş değil ve az sonra ifade edeceğim meseleler ne yazık ki henüz atlatamadığımız karmaşık dönemeçlerdir.

Ümmet olarak suskunuz, bir yaramız var kanayan ve her gün kanatılmaya devam eden, Gazze’miz! Binlerce tonluk bombalarla hayalet şehre dönen Gazze’de yaşayan yaklaşık iki milyon masuma bir türlü ulaşamıyoruz. “Puf” denilse yıkılacak şeytanın tuzaklarını bir türlü geçemiyoruz. İki milyarlık ümmetten çıkmayan ses yüzünden ölen, sessizce toprağa karışan binlerce şehidimiz cennet makamlarında yerini alıyor lakin bizler bir türlü harekete geçemiyoruz. Düşman, uzun süren büyük çabaların neticesinde halkları sindirmeyi başardı. Öğretilmiş çaresizlik ve alıştırılmış rahatlık yüzünden silkelenemeyen ümmet ve milletimiz bir türlü ayağa kalkamadı. En büyük sınavlarımızdan birisi öyle zannediyorum ki kendimizle olan mücadelemizdir.

Asrın felaketi ile yıkılan on bir şehrimizi iki yıl gibi kısa sürede ayağa kaldıran milletimiz ne yazık ki bu büyük yaraya merhem olamıyor. İmkânlarımız mevcut, yeterliliğimiz var lakin üzeri tozla kaplanmış duygularımızı ve inanç eksenimizi bir türlü gün yüzüne çıkaramadık.

İhtiyaç duyduğumuz her türlü varlığa ulaşabiliyoruz, dilediğimiz varlıklara erişebilmek için gayret sarf edebiliyoruz ama Anadolu’muzun bize kattığı o kadim hamurun pişirilmesini bir türlü gerçekleştiremiyoruz. Bizi biz yapan değerlerimizi biliyoruz ama o değerlerin gereğini yerine getiremiyoruz. Uzun yıllarda ellerimize ve ayaklarımıza vurulmuş prangaları söküp atmak öyle zor ve zahmetli ki, henüz o prangaları söküp atabileceğimize çoğumuz inanmıyoruz. Her bir pranga zinciri teker teker sökülüp atılırken bir türlü son zincire ulaşamadık. Uyanmak gerekliliğini her dil ifade ederken ayakları kalkmaya zorlayamıyoruz. Kalkın, kurtulun diyen dilleri de küçümseyerek susturmaya çalışıyoruz.

Ey Okur… Hangi yıldasın, bilmiyorum. Şartların, imkânların nedir, bilmiyorum. Fakat sana göre geçmişte olan bir adamın sözlerine kulak vermeni istiyorum. Öğretilmiş çaresizlikten, ayağına vurulmak istenilen prangadan kaçmak için gerekirse aç kalmayı, yoklukla tehdit edilmeyi göze almalısın. Varlıkla ödüllendirilmenin ardında farkında olmadan boynuna geçirilen prangalara esir olma! Yanı başında ağlayan yüreğe yetişemeyeceksen, ağlayanın derdine çare bulmak yerine bahanelere sığınacaksan, şeytanın basit tuzaklarına inanıp ağlayanın o gözyaşını hak ettiğini düşüneceksen bil ki, yarın sen de ağlayacaksın. Elinde imkân varsa durma koş, canını yakacaksa da koş, kanını akıtacaksa da koş, göreceksin sana büyük gelen düşman göründüğünden daha küçük ve kolay olacak. Sen kalkınca ayağa küçülecek sinsi gözler. Sen yola çıkınca kısalacak yollar ve aşılmaz görünen engeller aşılır olacak. Her şey sende başlayıp sen de bitiyor. Ne olur, bizim düştüğümüz hatalara düşme, işte o zaman göreceksin, görünen zorluklar hiç de zor gelmeyecek.

Anadolu’da yaşamış ve yaşayanlar işte böyle yaşadılar. Yarın nasıl yaşayacaksınız bilmiyorum ama kültür ve medeniyetimiz inancımızla birleştiğinde ortaya yıkılmaz bir cevher çıkıyor. O cevher dün dünyaya hükmetmişti, yarına da hükmetmemesi için hiçbir sebep yoktur. Yine ve yeniden ifade ederek sözlerime son veriyorum; her şey seninle başlayıp seninle bitiyor.