Dr. Brown dedi ki, “Vallahi benim aklıma gelmişti!”

Arabanın nasıl da bir zaman makinesi olduğunu anlatabildim mi? Dizel yahut benzinli motorlu üretilebilecekken, bunun yerine kendi motorunu, yerli motorunu, yerli enerjiyi kullanacak elektrikli motoru taşıyan bir aracı üretmek kimin fikriydi? Elbette geleceği görenin!

ÇOCUKLUĞUMUN en önemli, her gösteriminde tekrarını da sıkılmadan izlediğim filmlerindendi “Geleceğe Dönüş”.

Bir Marty McFly olmak için neler verilmezdi!

Bin arabaya, git geçmişe…

Bin arabaya, sür geleceğe…

Muhteşem!

Macerayı her ne kadar Marty yaşasa da, hikâyenin asıl sahibi, Dr. Emmett Brown idi.

Dr. Brown’un o çılgın saçlarıyla Einstein hatırlatması yapan karakteri, insana, varlık için tek ölçünün zaman olduğunu bir zaman makinesiyle, hem de aslı “araba” olan bir zaman makinesiyle anlatıyordu.

Gerçekten de araba, bir zaman makinesidir…

“AROG” adlı Taş Devri temalı Cem Yılmaz filmini hatırlayanınız olacaktır; kabilenin şefi, başkarakter Arif’e bir hediye olarak zaman makinesi yaptığını söyler ve Arif heyecanlanır. “Bekle” der şef; tahtadan yapılı, dikey, tabutvari bir kutunun içine girer ve “Nasıl?” diye sorarken ekler: “Deminden şimdiye geldim!”

Araba da deminden şimdiye götürür görünürde, ancak Einstein’in saptadığı izâfiyete bir anlam yükler.

Zira yürüyerek, koşarak yahut binek bir hayvan veya bisikletle gidilecek yere arabayla gidildiğinde daha kısa sürede varırsınız.

Bizim bu araba sevdâmız da buradan ileri geliyor.

Ama bugüne kadar bu sevdâyı hep yabancı ellerle tattırdılar bu memleketin insanına.

İçinde bulunduğumuz coğrafyanın sömürdükleri kaynaklarını işleyip yine bize fahiş fiyatlarla satmak bir yana dursun, o kaynakları kendimizce kullanacağımız motoru da bir “Şark aklı” terânesine garaja kapattılar.

***

Dünya değişti, kaynak savaşları esnasında enerjinin elde edilmesinde yepyeni keşifler türedi.

Bu keşiflerin en ilerisi, temiz enerji anlamında elektrik ve elektiriğin daha da çevreye zararsız olarak kazanımı oldu. Elbette bu süreçte fosil bazlı enerji stoklarının buna rağmen değerini kaybetmemesini isteyenler, bizim de kendi arabamızı yapmamızın artık önüne geçemeyeceklerini anladılar.

Öyle ya, her malın ikâmesini üretebilen, kendi uydusunu, savunma sistemini, helikopterini, tankını, gemisini, denizaltını üreten bir ülke, araba mı üretemeyecekti bu yüzyılda?

Her ne kadar uzun süre babayiğit aransa da, baştaki Yiğidin varlığı yeterdi bize. Gözlerinin içine baktığı para ağalarının arasından kendisine olumlu cevap vermeyen de olabilirdi. Olsundu, o bulup buluşturup bir şekilde kendi yiğitlerini çıkarırdı…

Kendi kanaatimdir, sırf bunun korkusudur kendiliğinden gönüllülerin çıkışı… Öyle ya, iş tutarsa, Yiğidin buldukları, birilerinin pabuçlarını atabilirdi dama…

Neyse, hamdolsun faaliyetleri başladı da “bizim” mühendislerimiz araştırmaya koyuldular.

Ancak fosil bazlı yakıtın yeni müşterisi olarak arabamızın yapımını izleyip el ovuşturanlara kötü bir haber geldi 2019’un Aralık’ında: Yerli ve millî arabamız TOGG, elektrikli olacaktı!

Hayda!

İyi de, bu kadar yakıtın yeni müşterisi kim olacak şimdi?

Hattâ dün geceki USOIL (Amerikan petrol fiyatı) seviyesinin eksileri görüp yüzde 276 değer kaybettiğini sadece Covid-19’a bağlamak nasıl anlatılacaktı?

***

Arabanın nasıl da bir zaman makinesi olduğunu anlatabildim mi?

Dizel yahut benzinli motorlu üretilebilecekken, bunun yerine kendi motorunu, yerli motorunu, yerli enerjiyi kullanacak elektrikli motoru taşıyan bir aracı üretmek kimin fikriydi?

Elbette geleceği görenin!

Dr. Emmett Brown’un, hani şu Vizontele filmindeki Deli Emin’in repliğiyle “Şerefsizim benim aklıma gelmişti” dediğini duydunuz mu?

Türkiye’nin kendilerine yeni ve geriden gelen müşteri olacağını hayâl edenlerin, bugün Türkiye’den gelecek malzemeyi halklarına müjde olarak açıkladıklarını da gördünüz mü?

Araba, sadece binerek değil, düşünerek de geleceğe götüren zaman makinesiymiş, anlaşılabildi mi?

“Mâliyeti bu kadar yüksekken ne gerek vardı?” diye hangırdayanlar ne bilesi…

Selâm ve duâ ile…