SİZ beni mutlu, doyumlu, coşkulu, memnun etmek ister misiniz? Ya tersi? Tersini yani mutsuz, huzursuz, doyumsuz, coşkusuz, hatta sağlıksız etmek isteyeceğinizi sanmıyorum. Bu yazıyı okuyan veya okumayan pek çok insanı yani sizi ben de mutlu, coşkulu, doyumlu ve memnun etmek, hatta sizin sağlıklı olmanıza katkı yapmak isterim, hem de çok. Şöyle bir şüphe olabilir: “Bir kör kuruş kazancın olmadığı hâlde niye bunu istiyorsun?”diyebilirsiniz. Ben de şunu derim: “Bana bir kaybı yok. Cebimden bir kuruş çıkmıyor. Bana bir zararı da yoksa niye yapmayayım? Varsın şu dünyada mutlu, memnun, sevinçli, sağlıklı insanların sayısı artsın.” Peki, bu mümkün mü? Tabii ki… Rahmetli Doğan Hoca’dan öğrendiğim şu 6 VOB ile bu mümkün.
2021 yılının 16 Şubat’ında mutluluğu, huzuru, coşkusu, memnuniyeti için ömrünü adadığı sevgili milletimiz yani hepimiz için çalışmalarını, eserlerini, öğrencilerini geride bırakıp hepimizin eninde sonunda gideceği yere gitti. Geride bırakıp gittiği insanlardan biri de şahsım olduğunu düşünüyorum. Öteden beri yapageldiğim davranışı Doğan Hoca ile ilişkimde de yapmak istiyorum. “Öteden beri yapageldiğim davranış” derken şunu kastediyorum: Hayatımda çok iyilikler gördüm. Kimi burs verdi, kimi elbise verdi, kimi kör olduğum için kitap okuyuverdi, kimi karşıdan karşıya geçmeme yardım etti. Hasılı şahsım şu insanların iyiliklerinin bir eseridir. Gördüğüm iyiliklerin karşılığını vermek istedim. Ancak verebilmem mümkün olamadı. Çünkü, bana burs, elbise verenlerin ekonomik şartları hâlâ benim şartlarımdan çok çok daha iyi. Allah daha çok versin. Kitap okuyan, karşıdan karşıya geçirenler hâlâ bu şekilde bir yardıma veya desteğe ihtiyaç duymuyorlar. Rabbim sağlıklarını daim etsin. O hâlde ben ne yapacağım, sürekli alan, her şeyi yutan, aç gözlü, bencil bir insan mı olayım yani? Allah muhafaza. “O halde ne yapmalıyım?” diye düşününce, hatta bana iyilik edenlerin bazılarıyla konuştuğumda da şöyle bir formül bulduk: Bana yapılanlar kadar, hatta daha fazlasını ben de başkalarına yapmalıyım. Bunun teferruatına girip de konuyu dağıtmayayım, Doğan Hoca ile ilişki ve iletişimimize geleyim.
Doğan Hoca’yla tanıştığımızda bekârdım, öğrenciliği yeni bitirmiştim. Belediyede danışmanlık ve İngilizce öğretmenliği gibi işler yapıyordum. Tabiri caizse gırtlağıma kadar “toplum” denen deryanın içindeydim. Her türlü sorunla karşılaşıyor, hücrelerime kadar onları yaşıyordum. Haftada bir buluşuyor, meseleleri mütalaa ediyorduk. Bir başka ifadeyle bütün bir hafta hastalıklarla karşılaşıyor, güzel bir sohbetle ilaç yüklemesi alarak sonraki haftaya gayet kuvvetli başlıyordum. Buluştuğumuz ve buluşunca yediğimiz, içtiğimiz şeyler sağlıksız olmadığından biyolojik varlığımız yani beden sağlığımız gayet iyiydi ve olumsuzlaşma ihtimali yoktu. Samimi ve doğal bir ortam olduğundan duygularımız, bilim ve bilgi konuşup mantık kurguları yaptığımız için de akıl sağlığımız süper gidiyordu. İlişkilerimizin iyileşmesi bağlamında da çok şey öğreniyor ve sağlıklı hâlimiz, anlam dünyamızın gelişmesiyle iyilik hâlimiz adeta zirveye ulaşıyordu. Bu buluşmalarımızda 6 VOB’u her şeyimizle yaşıyor, “Başkalarına nasıl yaşatırız?” sorusunun da cevabını çalışıyorduk.
“6 VOB” dediğimiz şey: “6 Var Oluş Boyutu”… Doğan Hoca’nın tezi şu: Eğer kişi, hayatında doyumsuz, coşkusuz, memnuniyetsiz zamanlar geçiriyorsa, ilişkilerinde şu 6 başlıktaki mesajları almıyordur ve kendisi de başkalarına vermiyor ve onlara kötü duygular yaşatıyordur.
1. Varsın mesajı: Birini yok saymak, onu yok saydığına dair mesajlar vermek size yapılıyorsa siz kendinizi kötü hissedersiniz, eğer siz yapıyorsanız onun kendini kötü hissetmesine sebep olursunuz. Bir kişiyi ciddi ciddi umursamamak, onun sahip olduğu ve değer verdiği şeyleri hiçe saymak, sınırlarını ve sorumluluklarını ihlal etmek, tabii, çok uzun bir konferans konusu. Bunları kısaca yazıyorum ki farkındalık olsun fakat Hoca’nın kitapları dışında başka konuşmacılardan da öğrenmek mümkün. Gönlüm ister ki ben anlatıvereyim.
2. Doğalsın mesajı: Eğer, “Doğal değilsin, sen ne tuhaf birisin” mesajını alıyorsanız da, veriyorsanız da hoş değil. Tabii “süper birisin” gibi olumlu sıradışılıklar değil.
3. Değerlisin mesajı: Bir aile üyesine, okul veya iş arkadaşına veya herhangi birine böyle bir mesaj verilmezse o kişi kendini nasıl değerli hissedebilir ki? İnsanlar kendilerinin değerli olduğuna çevrelerinin katkısıyla inanırlar ve hayatı öyle algılarlar. Bu mesaj çeşitleri nasıl verilir, nasıl alınır onlara bakmak lazım.
4. Güvenilirsin mesajı: Eğer bir anne çocuğuna evde “kırarsın” diye tabak taşıtmıyorsa bilelim ki o anne çocuğuna “sen güvenilmezsin” mesajı veriyor. Bunu birbirimize her konuda veririz veya vermeyiz. Bazen arkadaşlarım çok çok özel konularını ihtiva eden iç dünyalarını açarlar. O durumda kendi kendime sorarım: “Bu kadar yüksek derece güveni hak edecek ne yaptım acaba?” O güvene layık olmak benim için inanılmaz önemli bir meseledir.
5. Sevilmeye layıksın mesajı: Eğer bizler “işim düşerse” diyerek sevgi gösterileri yapıyorsak bilelim ki "sevilmeye layıksın” mesajı değildir. Hatta benim sevdiğim insanlar bana hakaret de etse, kızsa, öfkelense de umursamam. Çünkü, ben onu o olduğu için seviyorum. “Beni mutlu etsin, haz versin, işime yarasın, işimi görsün” diye sevmiyorum ki. Sevdiğim insan en rahat ilişkiyi ve iletişimi benimle kuramayacak da kiminle kuracak?
6. Ait/birey olma mesajı: İnsanoğlu hem ait olmak istiyor, hem de birey olmak istiyor. Aileden dışlanmak istemiyor, gel gör ki ailenin her dediğini yapmak istemiyor. Mesela anne veya baba çocuğuyla kaldırımda giderken çocuk elinden tutulmasını istemiyor. Buna karşılık bir köpek, kalabalık gördüğünde de hemen annesine, babasına sarılıyor. Burada müthiş bir denge var. İşte bu dengeye göre davranmak, mesaj vermek gerekiyor.
Bir konferans öncesi Konya’da, otelde, Doğan Hoca ile kahvaltı yapıyorduk. Ona “Sizin bu anlattıklarınızı hayatı daha da güzelleştirmek, iyileştirmek için bir iki kelimeye indirgesek veya bir cümleye indirgemeye kalksak ne derdik?” diye sordum. Uzun bir sohbetin sonunda vardığımız sonuç şu oldu: “Hakikat kaygısı…” Bir insan karşısındakini yenme veya yenilme kaygısına, basit hazlar alma kaygısına değil de “hakikati bulmayı, ona ulaşmayı” kaygı edinirse hayatını en güzel şekilde yaşamış olur. 6 VOB da dikkat ettiyseniz böyle şeyler. Mesela, toplumun tamamı veya ciddi bir çoğunluğu mutlu, coşkulu, sağlıklı olursa hepimiz de öyle oluruz. Fakat tersi çok mümkün değil. Birimiz mutlu olur, toplum mutsuz olursa o birimizin mutluluğu uzun sürmez.
Hocamıza Allah’tan rahmet diliyorum. Herkesin daha iyi olması için çalışanların sayısının da çok olmasını niyaz ediyorum.



