KİTLE iletişim
araçları, üstlendikleri rol ve işlevlerine göre topluma, toplumsal değişime,
bireye, bireysel gelişim ve değişime en çok etki eden araçların başında
geliyor. Öyle ki, bilgi kaynakları çeşitlenmesine ve bilgiye ulaşmak
kolaylaşmasına rağmen, medya hâlen toplumun çok büyük bir kısmının tek bilgi
kaynağı olarak öne çıkıyor.
Medya
doğru kullanıldığında toplumun haber alma, toplumsallaştırma, eğitim,
eğlendirme, değerlerin korunması, kamuoyu oluşturma ve tanıtım gibi ihtiyaçlarını
karşılar. Özellikle değerlerin nesilden nesle aktarılması noktasında derin bir
etkiye sahip olan medya, çoğu zaman bu işlevini yerine getirmez. Medya
içerikleri çoğu zaman ticarî ve ideolojik nedenlerle değerlerin gelecek
nesillere aktarılması bir yana, tam tersi bir işlev görür. Özellikle çocuklar
ve gençlerin ruh sağlığı ile ailenin ve toplumsal yapının bozulmasına sebebiyet
verir.
Televizyon,
medya organları arasında en yaygın olanıdır. 1928’de ilk olarak ABD’de başlayan
televizyon yayınları, çok geçmeden tüm dünyaya yayıldı. Önceleri kamu tekelinde
yer alan televizyon yayınları daha sonra özel sermayenin devreye girmesiyle
daha da çeşitlendi ve sayıları hızla arttı.
Ülkemizde
ise ilk televizyon yayınının üzerinden yarım asırdan biraz fazla zaman geçti.
1968’de ülkemizde başlayan televizyon yayınları 1986 yılına kadar kamu
yayıncılığının adresi olan TRT ile devam etti. 1986’da özel kanallar kurulmaya
başladı ama TRT, etkisini 90’ların başına kadar sürdürdü. Bu tarihten sonra ise
özel sektörün sahipliğini yaptığı televizyon kanalları hızla çoğaldı.
Günümüzde
yüzlerce televizyon, yerel ve ulusal bazda yayınlarını sürdürüyor. 90’ların
başından itibaren hayatın en önemli parçalarından biri hâline gelen televizyon,
ürettiği içeriklerle topluma büyük etki etti. Televizyon yayınları içerisinde
ise hiç şüphesiz en çok takip edilen yayınlar olarak diziler, toplum ve birey
üzerinde çok derin ve çok ciddî etkiler bıraktılar. Hattâ diziler, azımsanmayacak
sayıda insanın vazgeçilmezleri arasında yer aldı. Bu özelliğini hâlen koruyan diziler,
kültür, değerler, yaşam biçimi, aile hayatı, gelenek ve göreneklere doğrudan
etki etmeye devam ediyorlar.
Dizilerin
varlığı, her geçen gün artan sayısı ve oluşturduğu etki nedeniyle de her zaman
tartışma konusu oldu. Özellikle değerler ve aile yaşamına yaptığı etki
nedeniyle çok sayıda araştırmaya konu olan diziler, aldıkları olanca eleştiriye
rağmen rağbet görmeye devam ediyorlar. Hem de giderek artan bir etkiyle...

Sanal bir hikâye hüviyetinde olan
diziler de günümüzde toplumda ve bireyde derin etkiler bırakabiliyor.
Diziler
neden çok ilgi görüyor?
İçerisinde
şiddet, cinsellik, kahramanlık ve dram gibi ögeleri barındıran hikâyeler,
insanların her dönem ilgisini çeken bir olgu olarak hep öne çıktı. Bu hikâyeler
anlatıla anlatıla ve bir yerden sonra mitoloji ve efsaneye kadar bürünerek
günümüze kadar geldiler. Öyle ki, bu hikâyelerden bazıları siyasal, ideolojik
ve toplumsal hareketlerin temelini oluşturan anlatılar olarak karşımıza çıkıyorlar.
Yani hikâyeler en örgütlü, en doktrine edilmiş siyasal, ideolojik ve toplumsal
hareketlerin bile temelinde yer alabiliyorlar. Bu da hikâyelerin toplumun ve
bireyin karakterine ne denli etki etiğini bize gösteriyor.
Sanal
bir hikâye hüviyetinde olan diziler de günümüzde toplumda ve bireyde derin
etkiler bırakabiliyor. Özellikle bazı diziler toplum ve birey üzerinde o kadar
büyük etkiye sahipler ki söz konusu diziler kimlik oluşumu, hayatı okuma biçimi
ve toplumsal cinsiyet rollerini belirleyecek kadar büyük bir etkiye sahipler.
Öyle ki, dizilerin etkisiyle değerler değişiyor, tahrip oluyor ve tüketim
kültürü etkisini her geçen gün arttırıyor. Bunun yanı sıra düşünce ve politik
tercihlere, hattâ bireyin bilişsel yeteneklerine kadar çok sayıda alana etki
ediyor. Hattâ ve hattâ, yapılan araştırmalarda zekâ ve izleme alışkanlıkları
arasındaki bağlar dahi ortaya çıkarılıyor.
İzleme
sıklığı zekâyı geriletiyor
ABD’de
yapılan bir araştırmada, çocuklar için yapılan eğitici yayınları izleyen
çocuklar ile bu yayınları takip etmeyen ve daha az takip eden çocukların
derslerindeki başarı durumları karşılaştırılmış ve eğitici programları izleyen
çocukların derslerinde daha başarılı oldukları sonucuna ulaşılmış. Bu konuda
diğer ülkelerde yapılan araştırmalar da ABD’deki yapılan araştırmalara benzer
sonuçlar ortaya koyuyor. Yani eğitici programların çocukların eğitiminde önemli
bir etkiye sahip olduğu bilimsel olarak ortaya konulmuş durumda. Buna mukabil, yine
araştırmalarda eğitici olmayan dizi ve benzeri programları izleyen çocuk ve
gençlerin ise başarısız oldukları, hattâ IQ seviyelerinde gerilemeler olduğu
ortaya çıktı.
Norveç’te
yapılan bir araştırmada, okuma alışkanlıkları gelişmiş Norveç halkının IQ
seviyelerinin okuma alışkanlıklarını devam ettirdiği sürece yükseldiği tespit
ediliyor. Fakat bir noktadan sonra IQ seviyesinde düşmeler başladığını
gözlemleyen araştırmacılar, özellikle 1980 öncesi doğumluların sınavlarda daha
başarılı olduklarını ve IQ seviyelerinin 1980 sonrası doğumlulara göre birkaç
puan fazla olduğu görülüyor. Bunun sebepleri üzerine eğilen araştırmacılar,
sınavlardaki başarı ve IQ seviyelerindeki düşüşün okuma oranlarındaki düşüşe
bağlı olduğu sonucuna varıyorlar. Okuma alışkanlıklarındaki düşüşün ise
1981’den sonra Norveç’te başlayan kablolu yayınlar olduğu sonucuna ulaşılıyor. Araştırmacılar,
ilk önce kablolu ağ yapısına ilişkin verileri analiz ediyor, daha sonra sınava
giren gençlerin yaşını göz önünde bulundurarak değişik veriler ışığında gençlerin
kablolu yayınlara ne kadar yıl maruz kaldığını hesaplıyorlar. Daha sonra
kablolu yayınlara maruz kalanlar ile kalmayanların sonuçlarını karşılaştırarak
10 yıl kablolu yayınlara maruz kalanların IQ seviyelerinde birkaç puan gerileme
olduğunu tespit ediyorlar.
Benzer
bir araştırma da İtalya’da yapılıyor. Araştırmacılar, bir dönemin fenomen
siyasetçilerinden Silvio Berlusconi’nin sahibi olduğu medya grubu ile devlet
televizyonunu izleyenleri karşılaştırıyor. Sonuç, Norveç’teki gibi çıkıyor.
Neredeyse tamamı dizi ve eğlence programlarından oluşan ve Berlusconi’nin
sahibi olduğu medya grubunun yayınlarına maruz kalan çocukların IQ
seviyelerinin emsallerine göre 3-4 puan geri olduğu sonucuna varılıyor. Bu
konuda dünyanın diğer bölgelerinde yapılan araştırmalar da hemen hemen benzer
sonuçları ortaya koyuyorlar. Yani kablolu yayınları, dolayısıyla dizileri takip
etmeye başlayan çocuk ve gençler, okuma alışkanlıklarını terk etmeye başlıyorlar.
Bu da sınavlardaki başarı ve IQ seviyelerine negatif olarak yansıyor.
Sadece
bu iki bilimsel araştırma bile izleme alışkanlıklarının gençler ve çocuklar üzerinde
ne denli etkili olduğu ortaya koyması bakımından son derece önemli.
Norveç
ve İtalya’da yapılan araştırmaların ortaya koyduğu sonuçlardan biri de dizi ve
eğlence programlarını seyredenlerin siyasal katılım noktasında çok fazla
gönüllü olmadıklarını ve seçimler başta olmak üzere siyasal katılım noktasında
isteksiz davrandıklarını ortaya koyuyor. Bu da gençlerin sorunlara karşı
duyarsızlaştığını ve çözüm için gerekli olan faaliyetlere katılmadıklarını
gösteriyor.
Tecimsel
yayıncılığın en önemli türlerinden olan diziler, çoğunlukla cinsellik, şiddet,
kahramanlık ve dram ögeleri üzerinden kurgulanıyor. Bu da bu içeriklere maruz
kalan kişileri fazlasıyla etkiliyor. Özellikle çocuk ve gençlerin duygusal ve
sosyal gelişimi noktasında derin bir etkiye sahip olan diziler, özellikle
şiddetin yaygınlaştırılması, bazı değerlerin aşınması hususunda fazlasıyla
etkililer.
Dizileri
fazlasıyla takip edenlerde bir süre sonra dizi bağımlılıkları gelişiyor.
İnsanlar dizilere göre zamanlarını ve faaliyetlerini ayarlamaya başlıyorlar.
Dizileri izlemekle yetinmeyen bu kişiler, dizilerde geçen olayları normal hayatlarına
taşıyıp arkadaşları ya da kendileri gibi bağımlılık geliştirmiş olanlarla
dizileri analiz edip gelecek bölümlere dair çıkarımlarda bulunabiliyorlar.

Tecimsel yayıncılığın en önemli
türlerinden olan diziler, çoğunlukla cinsellik, şiddet, kahramanlık ve dram
ögeleri üzerinden kurgulanıyor. Bu da bu içeriklere maruz kalan kişileri
fazlasıyla etkiliyor.
Süreklilik,
verilen mesajı ve etkiyi arttırıyor
Diziler
belirli periyotlarla yayınlandıkları için içerikteki mesaj ve dizinin birey ve
toplum üzerindeki etkisi pekişiyor. Ayrıca diziler, günlük yaşamdan kesitlerine
benzer olayları ekrana taşıması nedeniyle izleyici tarafından fazlasıyla takip
ediliyor. İzlenme sıklığı ve saati arttıkça dizinin etkisi de o denli artıyor. Dizileri
fazlasıyla takip eden bireylerin konuşma biçimleri, kullandıkları cümleler ve
tüketim alışkanlıkları, dizilerde kendini özdeşleştirdiği karakterlere
benzemeye başlıyor.
Yeni
milenyumun başlarında dizi film süreleri 1 saati geçmezdi. Ama zaman içerisinde
dizi film süreleri 2 saati aşar oldu. Bu
da dizilerle geçirilen zamanı, dolayısıyla da dizlerdeki içeriğe maruz kalma
süresini çoğalttı. İçeriğe maruz kalma süresinin çoğalması da içeriğin
etkilerinin artmasına ve pekişmesine sebebiyet verdi. Zamanın etkin kullanımını
da sınırlayan bu durum, bireylerin günlük yaşam içerisinde edilgen kalma
durumunu da çoğaltıyor. Edilgenliğin artması da bireylerin hareket kabiliyeti
ve yeteneklerini köreltmelerine neden oluyor. Zamanı etkin kullanabilme
yeteneğinden mahrum kalan bireyler, yaşam içerisinde farkındalık oluşturma
noktasında gittikçe edilgenliğe bürünüyorlar.
Diziler
neden seyrediliyor?
Hiç
düşündünüz mü, dizilerin takip edilme sıklığı neden artıyor? Hattâ izlenen bir
dizinin tekrarlarının defalarca yeniden seyredilmesinin sebebi nedir?
Bu
soruya, bakış açılarına göre farklı cevaplar verilebilir. Örneğin bazı insanlar
günlük yaşamın yorgunluğunu evde dizi seyrederek atmaya çalışıyorlar. Bazı
insanların yaşadıkları sorunları sadece kendilerinin yaşamadığını ve
başkalarının da benzer sorunlar yaşadığını bilmesi, o kişiler için rahatlatıcı
bir unsur olarak görülebiliyor. Bu nedenle de bazı insanlar yaşadıkları
sorunları anlatan dizileri daha fazla takip etme eğilimine girebiliyorlar. Böylece
hem bir tür geçici rahatlama duygusu yaşıyor, hem de yaşadıkları sorunların
çözümü noktasında izledikleri dizilerden ilham alabiliyorlar. Ya da sırf can
sıkıntısından dolayı dizileri takip eden insanlar var. Ayrıca bir dizi takip
edilmeye başlandığında izleyici dizideki olaylar ve karakterlerle özdeşlik
kurmaya başladığında ve merak duygusunu taze tuttuğunda, kişi, diziyi sürekli
takip eder hâle geliyor.
Dizilerin
bireyler üzerindeki etkisi bireyin sosyodemografik özelliklerine göre değişse
de bireylerin aile yapıları, aile içerisindeki iletişimin yönü ve sıklığı,
arkadaş grubu ve çevresel faktörler dizilerin bireyler üzerindeki etkisine
doğrudan etki ediyor. Ama dizilerin etkisi hususunda en önemli belirleyici
unsur, izleyicinin bilinçli bir medya okuryazarı olup olmadığıdır. Eğer izleyici
bilinçli bir medya okuryazarı ise dizilerin negatif etkilerinden etkilenmeyecek,
hattâ tam tersi, dizilerin negatif etkileri üzerine daha fazla bilinç sahibi
olacaktır.
Diziler
tüketim alışkanlıklarını şekillendiriyor
Bireylerin
tüketim alışkanlıklarında dizilerin çok büyük bir payı vardır. Çevrenize
baktığınızda, dizilerde kendileri ile özdeşleştirdikleri kişiler ile aynı
şekilde giyinmeye çalışan çok sayıda genç görürsünüz. Ya da dizilerdeki yaşam
biçimlerini kendi yaşam biçimlerine yansıtmaya çalışan insanları fark
edersiniz.
Dizilerdeki
gibi evlerini dekore edenler de azımsanmayacak sayıdadır. Bazı uzmanlar, bu
gibi etkilerin ev hanımlarında daha fazla olduğunu söylüyor. Çalışma hayatına
atılmadığı için ev işleri ve çocukların bakımıyla daha fazla ilgilenen ev
hanımları, dizileri daha fazla seyretme eğilimindeler. Dolayısıyla toplumdaki
diğer bireylerden daha fazla dizi içeriklerine maruz kalan ev hanımları, doğal
olarak dizilerden daha fazla etkilenebiliyorlar.

Diziler toplumsal cinsiyet rolleri
üzerinde de fazlasıyla etkiye sahipler.
Dil
giderek yozlaşıyor!
Dizilerin
etkilerinden biri de dil üzerinde yaptığı etkilerdir. Dizilere fazlasıyla maruz
kalan bireyler, dizilerdeki replikleri günlük hayata daha fazla taşıyorlar. Ya
da konuşmalarında dizilerdeki üslûba benzer üslûplar kullanabiliyorlar. Son
döneme kadar dizilerde sinkaflı ve argolu bir dil kullanma sıklığı fazla
değildi. Ama son yıllarda argo ve sinkaflı bir üslûp, bazı dizilerde fazlasıyla
yer almaya başladı. Bu da özellikle çocuklar ve gençlerin üslûplarına
fazlasıyla etki etmeye başladı.
Toplumsal
cinsiyet rolleri, kişilerin kültür, gelenek görenek ve yaşam yoluyla edindiği
rollere denir. Diziler toplumsal cinsiyet rolleri üzerinde de fazlasıyla etkiye
sahipler. Öyle ki, geleneksel toplumsal cinsiyet rolleri diziler sayesinde terk
edilmeye başlandı. Özellikle kadın ve erkek rollerindeki keskin ayrımlar
silikleşmeye başladı.
Bilişsel
yetenekler zayıflatılıyor
Yukarıda
ABD, Norveç ve İtalya’da yapılan bazı araştırmalara yer vermiştim. Özellikle
kitap okuma alışkanlıklarının terk edildiği toplumlarda dizilere yönelim
artıyor, bu da bireylerin bilişsel özelliklerine negatif yönde etki ediyor.
Kitap okumak yerine dizi izleyen, dolayısıyla da daha sağlam temelli muhakeme
etme becerileri kazanma yerine daha sığ bilişsel becerilere sahip olan
bireyler, hayatı anlama, problemleri çözme, daha kaliteli bir yaşam sürme gibi
becerilerden de mahrum kalıyorlar.
İçerik
cinsellik ve şiddet olgusuyla inşâ ediliyor!
“Kültür”
denilen olgu, dünyanın her bir yanında farklı özellikler gösteriyor. Fakat
cinsellik ve şiddet olgusu dünyanın her yerinde her daim ilgi çeken bir unsur
olarak ortaya çıkıyor. Bu iki olgu temelinde şekillendirilen diziler, bu iki
olgunun yanlış kullanımını da tetikliyor.
Dizilerde
fazlasıyla şiddete maruz kalan bireyler, bir zaman sonra şiddete karşı
duyarsızlaşabiliyorlar. Özellikle dizi filmlerde kendileri ile
özdeşleştirdikleri karakterlerin uyguladığı şiddet nedeniyle bir süre sonra bu
duyarsızlaşma, şiddeti meşru görme sonucunu doğuruyor. Özellikle çocuklar ve
ergen yaştaki gençler üzerinde çok fazla etki eden bu durum, şiddetin
kanıksanmasının yanında şiddetin gerçek yaşamda uygulanması sonucunu doğuruyor.
Dizilerdeki
şiddet, sadece fiziksel şiddete dayanmıyor. Birçok dizi ötekileştirmeden
dışlanmaya, mobbingden argoya kadar çok sayıda psikolojik şiddet ögesini
içeriyor. Bu da bireylerin dizilerdeki psikolojik şiddeti gerçek hayata
taşımalarına neden oluyor.
Dizilerde
şiddet olgusunun yanında cinsellik ögesi de sıklıkla kullanılıyor. Teşhir
derecesine varan çıplaklıktan enseste, çarpık ilişki biçimlerinden toplumun çok
büyük bir kısmının meşru görmediği homoseksüel ilişki biçimlerine kadar çok sayıda
cinsellik temelli öge dizilerde fazlasıyla yer alıyor. Üstelik bunlar toplum
nezdinde bu tür gayr-i ahlâkî ve gayr-i meşru ilişkileri meşrulaştıracak bir
biçimde sunuluyor. Ailevî, toplumsal ve ahlâkî değerleri aşındıran bu durum
dizilerde bazen o kadar hoyratça kullanılıyor ki toplumun bir arada yaşama
kültürünün içten içe altını oyuyor.
Diziler,
tüketim kültürünün yaygınlaşmasında önemli bir yere sahipler. Öyle ki, diziler
kurgulanırken diziyi seyreden izleyicilerin neleri tüketmesi hususunda da
izleyicileri yönlendiren bir kurguyla izleyici karşısına çıkıyorlar. Reklâm
verenler de yüksek reytingi olan dizilere reklâm vererek kendi ürünlerinin
tüketimini arttırmayı hedefliyorlar. Hattâ artık dizilerde doğrudan ürün
yerleştirmeden dizideki bir sahneye kadar ürün reklâmları yapılıyor.
Dizilerde öne çıkan karakterlerin ne giydikleri, ne kullandıkları ve tükettikleri de izleyiciler üzerinde ciddî bir etkiye sahip. Bu nedenle büyük şirketler, ürünlerini pazarlamak için dizi karakterlerinin giysilerine, kullandıkları arabalara, kıyafetlere, yiyip içtiklerine kadar sponsor olabiliyorlar.
Gündüz programlarında “hak arama” adı altında yapılan programlarda bazı kişiler yargısız infaza maruz kalıyorlar.
Beden
algıları negatif yönde etkileniyor!
Dizilerdeki
zengin ve yakışıklı erkek, güzel ve çekici kadın imgesi, aile hayatına olmadık
etkiler yapabiliyor. Dizilerdeki sanal karakterlere bakarak eşlerini beğenmeyen
insanlar aile facialarına yol açabiliyorlar. Ayrıca bu yayınları takip
edenlerden bazıları, dizilerdeki karakterlere bakarak kendi bedenleri ile de
sıkıntı yaşayabiliyor ve kendi bedenleri dizilerdeki karakterlerin bedenlerine
benzemediği için kendi bedenlerinden nefret edebiliyorlar.
Dizilerde
ideal gördükleri karakterlerin bedenlerine sahip olabilmek için büyük maddî
külfetler altına girebilen bu insanlar, çoğu zaman kaldıramayacakları maddî
yükleri üstlenebiliyorlar. Bunun için de çocuklarının eğitiminden ailenin temel
ihtiyaçlarına kadar birçok ihtiyacı öteleyebiliyorlar. Bu da aile içerisindeki
huzursuzluk ve problemleri arttırıyor. Özellikle kadın bedeninin
metalaştırıldığı bu durum, gerçek yaşamda da kadının bir meta olarak
algılanmasına sebebiyet veriyor.
Tarih
bilinci yanlış şekillendiriliyor
Dizilerin
bir diğer negatif etkilerinden biri de özellikle tarihi anlatan dizilerde
ortaya konulan kurgunun tarihî gerçeklerle uyuşmamasıdır. Okuma alışkanlığı
olmayan, dolayısıyla tarihî olaylara ve karakterlere karşı sahip olduğu bilgi
ancak dedikodu ve hikâyeler düzeyinde olan bireyler, tarihî karakter ve
dizileri izlediklerinde, o dizilerde geçen olayları tarihteki gerçek kişi ve
olaylarmış gibi algılayabiliyor. Bu da tarihî karakterlerin ve tarihî olayların
çarpık bir biçimde zihinlerde yer almasına neden oluyor. Yani çarpık bir
şekilde reyting kaygısıyla oluşturulan kurgusal tarihin gerçek tarihmiş gibi
algılanmasına neden oluyor.
“Kurtlar
Vadisi” gibi bazı diziler toplumu çok derinden etkileyebiliyor. Öyle ki,
dizinin yayınlandığı saatlerde sokaklar bomboş kalırken, kahvehaneler tıka basa
dolabiliyor. Tabiî bu durum, bazı inanılması güç olayların da olmasına neden
oluyor.
İlginç
bir anekdot
Lisans döneminde kurgusal gerçekliğin etkileri üzerine bir konferansa dinleyici olarak katılmıştım. Şimdi ismini hatırlamadığım bir konuşmacı, Türkiye’de en fazla “kız kaçırma” olaylarının Kurtlar Vadisi dizisinin yayınladığı saatlerde gerçekleştiğini söylemişti. Birkaç gün sonra bir tanıdığımızın kızının kaçırıldığı, daha doğrusu kızın ailesinin rızası olmadığı için evlenemediği için sevdiği adama kaçtığı haberini aldım. Olayın nasıl olduğunu sorduğumda, Kurtlar Vadisi dizisinin yayınlandığı saatte gerçekleştiğini öğrendim. Üstelik hane halkı, kızları daha akşam saatlerinde sevdiğine kaçtığı hâlde olayı ertesi sabah ancak fark edebilmişti.
Norveç ve İtalya’da yapılan araştırmaların ortaya koyduğu sonuçlardan biri de dizi ve eğlence programlarını seyredenlerin siyasal katılım noktasında çok fazla gönüllü olmadıklarını ve seçimler başta olmak üzere siyasal katılım noktasında isteksiz davrandıklarını ortaya koyuyor.
Modernizm
olumlanırken, geleneksel temsiller olumsuzlanıyor
Dizilerdeki
karakter temsilleri de ilgili karakterlerin gerçek hayattaki karşılıklarının
dizilerdeki gibi algılanmaları sonucunu doğurabiliyor. Bu, dizilerdeki kadın
temsilinden mesleklerin temsiline, din adamı temsilinden sınıf temsillerine
kadar çok sayıda temsil için geçerli.
Örneğin
dizilerde “hizmetli kadın” rolündeki isimler çoğunlukla geleneksel isimlerden
oluşurken, zengin ve kendi ayakları üzerinde duran kadınların isimleri ise bazılarınca
modern kabul edilen isimlerden oluşuyor. Bu temsil, diğer temsiller için de
geçerli. Örneğin Türk dizi tarihinde belli aralıklarla da olsa yeniden (10-15
yıl önce) çekilen bölümleri dahi hâlen televizyonlarda oynatılan dizilerden
biri olan “Çocuklar Duymasın” dizisinde köylü ve nispeten cahil kadın konumunda
olan evin hizmetçisinin ismi “Emine”, yine aynı şekilde temsil edilen yan
komşunun hizmetçisinin adı “Hatice” iken, son derece modern, kendi ayakları
üzerinde duran ve ideal bir eş ve anne olarak temsil edilen evin hanımının ismi
“Meltem”, psikolog olan yan komşudaki ev hanımının ismi ise “İdil”.
Yine
aynı dizide haylaz, işsiz güçsüz, sorumluluk hissetmeyen ve sürekli kısadan
köşeyi dönme hayâlleri kuran Emine’nin kocası rolündeki kişinin ismi “Hüseyin”
iken, son derece modern ve entel görünümlü karakterlerin isimleri ise “Tansel”
ve “Tuna”. Benzer durumları dizilerin birçoğunda görmek mümkün.
Dizilerin
toplum üzerindeki etkilerini toparlayacak olursak, diziler, şiddetin ve gayr-i
meşru ilişki biçimlerinin meşrulaştırılmasından bireylerin
edilgenleştirilmesine, aile içi problemlerden genlerin psikososyal gelişimine,
kişilerin başkaları ve kendi beden algılarına, zaman yönetiminden IQ’ya,
tüketimin yaygınlaştırılmasından ailevî, kültürel ve toplumsal değerlerin
sığlaştırılmasına ve kültürel yozlaşmaya kadar çok sayıda etkiye sahip. Bu etki
o kadar derin ve içten içe gelişiyor ki çoğu zaman bireyler ve toplum bu etkiyi
görmekte zorlanıyor.
Bu
olumsuz etkilerin oluşmaması için birçok çözüm önerisi getirilebilir. Ama
sanırım en etkin çözüm önerisi, bilinçli bir medya okuryazarı olmaktan geçiyor!
Sinema
filmleri her ne kadar dizi filmlere nazaran daha sanatsal içeriklere sahip
olsalar da sinema filmlerinin birçoğu da en nihayetinde tecimsel yani ticarî
kaygılarla yapılıyor. Bu nedenle sinema filmleri de dizi filmlerin kurgusuna ve
inşâ biçimine benzer bir şekilde şekillendiriliyorlar. Bu da diziler için söz
konusu etkilerin nispeten sinema için de geçerli olduğu anlamına geliyor.
Kadın
programları kadınların sorunlarına çözüm oluyor mu?
Televizyonlarda en fazla izlenen programların başında ise gündüz kuşağında ağırlıklı olarak yer eden kadın programları geliyor. Birkaç yıl öncesine kadar ağırlıklı olarak evlendirme programları şeklinde ekranda yer alan bu programlar, yapılan düzenlemeler sonrasında kendini daha çok kayıpları ve haksızlığa uğramış olanların haklarını aramak, güzellik, estetik ve sağlık programlarına dönüşmüş durumda. Gündüz kuşağının önemli bir kısmını işgal eden bu programlar, yüksek reyting almasının yanında toplumsal etkiler de uyandırabiliyorlar.
Okuma alışkanlığı olmayan, dolayısıyla tarihî olaylara ve karakterlere karşı sahip olduğu bilgi ancak dedikodu ve hikâyeler düzeyinde olan bireyler, tarihî karakter ve dizileri izlediklerinde, o dizilerde geçen olayları tarihteki gerçek kişi ve olaylarmış gibi algılayabiliyor.
Kadın
bedeni üzerinden tüketim arttırılıyor
Fakat
çoğu televizyon içeriğinde olduğu gibi reyting kaygısı ve tecimsel yani ticarî
kaygılar bu programların gerçek iddia ettikleri amaçlara hizmet etmesinin önüne
geçiyor. Örneğin sağlık veya güzellik üzerine yapılan programlara konuk olan ve
isminin önünde “doktor” unvanından “estetisyen” ya da “diyetisyen” unvanına
kadar çok sayıda unvan taşıyan kişiler, insanları ya kendi pazarladıkları
ürünlere veya kendi kliniklerine yönlendirmek için bu programlara konuk
oluyorlar. Birçoğu da bu programlara para ödüyor. Çünkü bu kişiler programlara
konuk olduklarında, pazarladıkları ürünlerin satışları artıyor. Ya da kendi
kliniklerinin reklâmını yaparak kişileri buralara yönlendiriyorlar. Bu da
programı, izleyicileri bilgilendirme amacından çıkarıyor.
İzleyicilerin
çoğu, bu durumu bilmeden, televizyonda gördüğü kişilerin pazarladıkları
ürünleri alıyor ya da onların kliniklerinde diyete başlıyor, estetik
operasyonlara giriyorlar.
Bu
tür programlarda beslenme ve ideal kadın bedeni gibi konular sıklıkla
işleniyor. Ama çok sayıda değişkeni olmasına rağmen filanca takviye ürün,
falanca zayıflama ürünü veya filanca besin kullanılması öneriliyor. Bu
önerilerse genellikle programa katılan ve uzman diye sunulan kişilerin
pazarladıkları ürünler oluyor. Ya da estetik ameliyatlarının kadın bedeni
üzerindeki olumlu etkileri anlatılarak izleyicilerin ilgili estetik
ameliyatlarını yaptırabilecekleri uzun uzadıya anlatılıyor. Ama tavsiye edilen
yerler, hep programa katılan kişilerin sahibi olduğu yerler oluyor. İsim
verilmese de, âdeta söylenen yerler dışındaki merkezler kötülenerek tek güvenli
yerin programda söylenilen kuruluş olduğu algısı oluşturuluyor. Yani programa
katılan kişilerin sahibi olduğu şirketler...
Kadın
bedeni metalaştırılıyor!
Bu
tür programlarda kadının temsili de ciddî problem teşkil ediyor. Öyle ki,
özellikle estetik ve sağlık programlarında sürekli kadının güzelliği ve ideal
kadın bedeni üzerinden kadın temsilleri yer alıyor. Kadının metalaştırıldığı bu
şekilde bir temsil, hiç şüphesiz tüketim kültürünün kadın ve kadın bedeni
üzerinden şekillendirilmesinden kaynaklanıyor.
Sürekli
zayıf ve ideal ölçülerdeki kadın bedeninin nasıl elde edileceğine dair
temsillerin yer aldığı bu tür programlar, kadınları kendi bedenlerine karşı
küstürüyor. Hattâ bazıları bu tür içeriklere maruz kala kala kendi bedeninden
nefret eder hâle geliyor. Ya da programlardaki ideal bedenlere sahip olabilmek
için programlarda sunulan ve çok da gerçekçi olmayan yöntemlere para harcamaya
başlıyor. Üstelik bu tür harcamalar sınır tanımadığı için bir süre sonra maddî
sıkıntılar baş gösteriyor ve bu durum aile yaşamına etki etmeye başlıyor. Aile
içi huzursuzluğu doğuran bu durum, bu tür içeriklerin izlenme sıklığı ile
doğrudan orantılı.
En
masum programlarda dahi reklâm yapılıyor
Gündüz
kuşağı programlarında yemek tarifleriyle ilgili yayınlarda, yemeğin yapıldığı
kap ve tencerelerin doğrudan ya da dolaylı olarak reklâmı yapılır. Bu sayede
insanlar, ilgili tencere ya da reklâmı yapılan aleti almaları için
yönlendirilirler.
Ticarî
amaçlarla hazırlanan ve kadınlara yönelik olarak kurgulanan programlar,
genellikle estetik ve güzellik bağlamında kurgulandığı için kadın sorunlarını
yansıtmaktan uzak. Öyle ki, sağlık programlarında dahi kadınların en çok
yaşadığı tansiyon, kalp-damar, romatizma gibi rahatsızlıklar yerine sürekli estetik
ve beden üzerinden içeriklere yer veriliyor.

Medya, doğru kullanıldığında
toplumun haber alma, toplumsallaştırma, eğitim, eğlendirme, değerlerin
korunması, kamuoyu oluşturma, tanıtım ve değerlerin gelecek nesillere
aktarılması gibi birçok ihtiyacı karşılar.
Kışkırtıcı
içerikler toplumu etkiliyor!
Çoğunlukla
kayıp kişilerin arandığı programlar da tecimsel yayınlardan oluşuyor. Öyle ki,
etkileyici bir hikâyesi olmayan, toplumu harekete geçirecek bir olay başından
geçmemiş sıradan kayıp olayları bu tür programlarda ekranlara taşınmıyor. Bu
tür programlara başvuranlardan, öncelikle söz konusu olayın hikâyesi
dinleniyor. Eğer hikâye reyting yapacak özellikte ise olay ekranlara taşınıyor.
O nedenle bu tür programlarda tacizden tecavüze, şiddetten yasak ilişkilere
kadar toplumun duygu dünyasını etkileyecek hikâyesi olanlar ekrana çıkarılıyor.
Ekrana çıkan bu kişiler ve hikâyelerse reyting yaptıkça ekranda kalmaya devam
ediyor. Ya da daha etkili bir hikâye bulunana kadar ekranda yer alıyor.
Özellikle
çarpık ilişki hikâyelerinin fazlasıyla yer aldığı bu tür programlar hem
toplumsal, hem ailevî değerler açısından, hem de toplumsal güven duygusu
açısından son derece negatif etkiler doğuruyor.
Küçücük
yaşta terk edilen veya tacize ve istismara uğrayan çocuklar, eşini eşinin
akrabasıyla aldatan insanlar, körpe bedenlere işkence eden babalar, küçük yaşta
çocuklarını terk edip giden anneler, miras kavgası yüzünden işlenen cinayet
veya şiddet olayları, yıllarca babalık ettiği çocuğunun başkasından olduğunu öğrenen
eşler, babası yaşındaki adamlara kaçan çocuk yaştaki kızlar, sağlıksız ve
çarpık cinsel ilişki ağları bu tür programların ana konu ve aktörlerini
oluşturuyor. Gündüz kuşağının önemli bir bölümünde bu tür içeriklere maruz
kalan kişiler, hâliyle, başta en yakınları olmak üzere hemen herkese karşı
güvensizlik hissine kapılıyor.
Aile
içi mahremiyetin hiçe sayıldığı ve yatak odası sırlarının dahi ortaya saçıldığı
bu tür programlar, programda dile getirilen sorunlara çözüm sunmuyor. Onları
sadece afişe ediyor.
Kadınların
yanı sıra çocuk yaştaki bireylerin bu tür yayınlara sürekli maruz kalmaları,
özellikle çocuklar açısından büyük sorun teşkil ediyor. Özellikle çocukların
ruh dünyasında derin yaralar açan bu tür içerikler, çocukları geleceğe dair
ümitsizliğe sevk ediyor. Öyle ki, bazı çocuklar içten içe ailelerinin
kendilerini terk edeceğini düşünüyorlar. Ya da bu tür programlarda gördüğü gibi
kendine zarar vereceği dürtüsüyle yakın akrabaları ile bile iletişim kurmakta
istekli davranmıyorlar. Bu tür durumlar ortaya çıkmasa bile çocuklar bu tür
içeriklere maruz kaldıkça zihinsel bir kargaşa yaşıyorlar.
Toplumsal
bilinç linçe yönlendiriliyor!
Ayrıca
gündüz programlarında “hak arama” adı altında yapılan programlarda bazı kişiler
yargısız infaza maruz kalıyorlar. Kendini ifade etmede yetersiz kalan kişilerin
fazlasıyla maruz kaldığı bir durum, programın uyandırdığı etkiye bağlı olarak
toplumsal linçe dönüşebiliyor. Fakat sonradan olayın altından programda hiç ele
alınmayan bambaşka yönler çıkabiliyor.
Linç
edilen kişilerin masumiyeti ortaya çıksa da toplumsal linç bir kere harekete
geçtiğinden, oluşturduğu onarılmaz etki ise ortadan kalkmıyor.
Gündüz
kuşağında kadınlara yönelik programlar, kadınların sorunlarını çözmekten çok
uzak. Çoğu reyting kaygısıyla hazırlanan programlarda zaman zaman mutlu sonlar
olup bazı olaylar açıklığa kavuşturulsa da bunlar bile birer reyting malzemesi
olarak kullanılıyor. Yani temelde bu tür programlar iddia edildiği amaçlara
hizmet etmek yerine reytinge hizmet ediyor. Eğer ekrana taşınan bir olay ve
konu yeterince reyting almamışsa, sonraki programlarda kendine yer bulamıyor.
Tıpkı yeterli reyting alamadığı gibi final yapan diziler gibi...
Medya,
doğru kullanıldığında toplumun haber alma, toplumsallaştırma, eğitim,
eğlendirme, değerlerin korunması, kamuoyu oluşturma, tanıtım ve değerlerin
gelecek nesillere aktarılması gibi birçok ihtiyacı karşılar. Ayrıca iyi medya
içeriğine maruz kalan bireyler iyi bir medya okuryazarları olurlarsa içeriğin
olası negatif etkilerine karşı önlem alabilirler.
İster
dizi, ister gündüz kuşağı programları olsun, her biri kurgusaldır ve temel amaç
reyting sağlamaktır. Reyting alamayan dizi ve programlar, özellikle özel sektör
televizyonlarında kendilerine yer bulamazlar. Dolayısıyla bu tür programlarda
hedef reyting ve dolayısıyla izleyicinin kendisidir!
Yararlanılan
Kaynaklar
https://www.nytimes.com/2019/07/25/upshot/social-effects-television.html
Şelçuk Kırtepe - Televizyon dizilerinin
toplum üzerindeki etkileri Sosyo-kültürel bir çözümleme (Erzurum Örneği)
(Doktora Tezi)
Pelin Vargel Pehlivan, Toplumsal Cinsiyet
Bağlamında Türkiye’de Gündüz Kuşağı Programlarında Kadın Temsili (Yüksek Lisans
Tezi)



