İNTERNETİN yaygınlaşmasıyla birlikte kendini daha derinden hissettiren dijitalleşme, neredeyse tüm yaşam alanlarına etki edecek kadar hayatın içinde yer alıyor. Kültürel alanlardan kamusal alanlara, bilim sahasından toplumsal alanlara kadar giderek daha fazla belirleyici olan dijitalleşmenin en çok etki ettiği alanlardan biri de toplumsal yapının en temel yapı taşı olan aile kurumudur. Aile içerisindeki etkileşimler, dijital teknolojilerin günlük yaşamın ayrılmaz bir parçası hâline gelmesiyle yeniden şekilleniyor. Geleneksel aile yapısında çocuklar, dünyayı kavramaya başladığı andan itibaren ebeveynler ile çok sıkı bir ilişki içerisindeyken dijitalleşmeyle birlikte çocuklar ebeveynlerden ziyade dijital mecralar ve buradaki kişilerle daha çok ve daha dinamik bir ilişki kuruyor. Geleneksel süreçte çocuklar ilk önce ebeveynlerini rol model alırken dijitalleşmeyle birlikte artık çocuklar rol model edinirken ebeveynler yerine dijital mecralardaki kişilik ve kimlikleri kendilerine rol model olarak seçiyorlar.
Söz konusu bu tespite şöyle bir itiraz gelebilir: Özellikle 90’lı yıllardan sonra özel televizyonların ortaya çıkması ve televizyon yayınlarının yaygınlaşmasıyla birlikte ebeveyn ve çocuk etkileşiminde zaten aile dışı aktörler rol model alınabiliyordu. Dolayısıyla bu yeni bir durumu ifade etmiyor.
Bu itiraz kısmen doğru olsa da yani televizyonun yaygınlaşmasıyla birlikte ebeveyn çocuk etkileşiminde aile dışı aktörler rol model alınabiliyorduysa da dijitalleşmeyle birlikte bu husus süreklilik ve derinlik kazandı. Öyle ki çocuklar bilgiye hem çok daha çabuk hem de çok daha çeşitli kaynaklardan ulaşabiliyor. Ayrıca özellikle gençler ve çocuklar ebeveynleri ile geçirdikleri zamandan daha fazla dijital mecralarda zaman geçiriyorlar. Bunlarla beraber çocuklar ve özellikle de ergen yaştaki gençlerin dijital mecralarda kurduğu etkileşim televizyonla kıyas edilemeyecek kadar çok fazla. Dolayısıyla karşı karşıya olduğumuz bu durum daha komplike bir duruma işaret ediyor.
Dijitalleşme ve aile içi çatışma
Dijital medya, televizyon gibi tek yönlü bir iletişim aracı değil; aksine, çift yönlü ve etkileşimli bir mecra olarak öne çıkıyor. Kullanıcılar, sadece içerik tüketmekle kalmıyor, aynı zamanda içerik üretebiliyor, yorum yapabiliyor ve diğer kullanıcılarla doğrudan iletişime geçebiliyor. Bu etkileşim, çocukların kimlik ve benlik algılarının şekillenmesinde, dünya görüşlerinin inşâ edilmesinde ve değerler sistemleri oluşturma süreçlerinde çok daha aktif bir rol oynamalarına sebep oluyor.
Türk kültüründe geleneksel olarak büyüklerden küçüklere doğru akan bilgi ve değer aktarım süreci, dijital çağda bu çift yönlü iletişimle ciddi bir meydan okumayla karşı karşıya kalmış durumda. Örneğin, Anadolu’daki geleneksel aile yapısında çocuklar genellikle büyüklerinin değerlerini kabul ederken, bugün dijital ortamlardan farklı fikir ve yaşam tarzları hakkında bilgi sahibi olan çocuklar ailelerinin değerlerini sorgulama eğilimine daha erken yaşta girebiliyorlar. Bu durum zaman zaman kuşak çatışmalarını daha da keskinleştiriyor.
Çocukların dijital dünyadaki yeri
Uzmanlar, teknoloji ile doğar doğmaz tanışan, bilgisayar ve dijital teknolojileri iyi bilen ve yöneten insanları tanımlamak için “dijital yerliler” kavramını kullanıyor. Bu tanıma göre günümüzde çocuklar ve ergen yaştaki gençler, dijital yerli iken ebeveynlerin önemli bir kısmı dijital yabancıları temsil ediyor. Bu durum, dijitalleşmenin çocukların öğrenme, oyun, sosyalleşme ve kimlik edinme süreçlerinde derin etkileri olduğunu ortaya koyuyor. Yapılan araştırmalar, bu durumun Batı dünyasında daha fazla olduğunu, ülkemizde ise bu etkinin Batı dünyasına göre sınırlı kaldığını söylüyor. Ancak bu sınırlı etki, dijitalleşmenin ülkemizdeki çocuklar ve ergen gençleri etkilemediği anlamına gelmiyor. Bu tespit sadece Batı dünyasına göre etkinin sınırlı olduğunu gösteriyor. Ayrıca ülkemizde dijital mecralarda geçirilen zaman Avrupa ülkelerinin çok üzerinde seyrediyor. Örneğin bir günde sosyal medyada geçirilen zamana baktığımızda ülkemiz Avrupa ülkeleri arasında 2 saat 43 dakika ile birinci sırada yer alıyor. Avrupa’nın gelişmiş ülkeleri bizden çok gerilerde yer alıyor. Uzmanların dijitalleşemeye yönelik etkilerin sınırlı olduğu tespitinin sadece bir bağıl değerlendirme olduğunu ve bu trendin devam etmesi hâlinde ülkemizdeki etkilerin bir süre sonra Batı dünyasına ulaşabileceğini, hatta geçebileceğini gösteriyor.
Dijital yerli çocukların eğitim ve sosyalleşme üzerindeki etkileri
Dijital yerliler, eğitim süreçlerinde klasik yöntemlerin dışına çıkarak kendi öğrenme yollarını oluşturuyorlar. Video içerikler, sanal laboratuvarlar, simülasyonlar gibi araçlar kullanarak öğreniyorlar. Bu da öğretmenlerin ve ebeveynlerin geleneksel öğretme yöntemleriyle çocuklara ulaşmasını güçleştiriyor. Özellikle öğretim yöntemlerinin hâlâ klasik kalıplar içerisinde olduğu düşünüldüğünde, bu durum eğitimde yeni bir açmaz doğuruyor.
Sosyalleşme alanında ise çocuklar, yüz yüze ilişkilerin ötesinde çevrimiçi arkadaşlıklar ve topluluklar geliştiriyor. Geleneksel mahalle kültüründe oyun oynayarak sosyalleşen çocukların yerini artık çevrimiçi platformlarda buluşan dijital arkadaşlıklar alıyor. Bu yeni sosyalleşme biçimi, çocukların kimlik algılarını ve güven ilişkilerini de farklı biçimlerde şekillendiriyor.
Dijitalleşme ve rol değişimleri
Nortwestern Üniversitesi’nden Prof. Dr. Ellen Wartella ve arkadaşlarının 2016 yılında yaptığı geniş ölçekli bir çalışmada, çocukların yüzde 98’inin ev ortamında en az bir dijital cihaza düzenli erişiminin olduğunu ortaya koyuyor. Ülkemizde de durum farklı değildir. Öyle ki Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, 2023 itibarıyla hanelerin yüzde 95’inden fazlasında internet erişimi ve mobil cihaz kullanımı bulunuyor. Bu istatistikler aile içerisinde dijitalleşmenin yoğun bir şekilde kendini gösterdiğini ortaya koyuyor. Bu durum aile bireylerinin zaman geçirme alışkanlıklarını değiştirmesine, yüz yüze iletişim oranında azalmaya ve “aynı ev içinde farklı dünyalara dalma” olgusunun ortaya çıkmasına yol açıyor.
Dijitalleşmenin bu kadar yoğun olmadığı dönemlerde aile içerisinde öğrenmenin yönü genelde ebeveynden çocuklara doğruydu. Dijitalleşmeyle birlikte bu durum tersine dönmüş durumda. Dijital kuşatma altında dünyaya gelen çocuklar, çok küçük yaşlarda dijital beceriler kazandığı için ebeveynlerden bir şeyler öğretme yerine onlara bir şeyler öğretir konuma geldiler. Öyle ki dijitalleşmenin hayatın her alanına etki etmesi dijital becerileri öne çıkardı. Günlük çok sayıda rutin işleri görebilmek için belli oranda dijital beceriye sahip olmak gerekiyor. Özellikle belli bir yaşın üzerinde olan ve dijital becerileri kısıtlı ebeveynler, ATM’den para çekme, E-Devlet’ten işlemler yapma, internet üzerinden randevu alma gibi basit işleri dahi yoluna koyabilecek dijital becerilerden yoksunlar. Bu insanlar, interneti etkili bir şekilde kullanamadıklarından bilgiye çabuk ulaşma imkânları da çok bulunmuyor. Halbuki 10’lu yaşların başındaki çocuklar bile çoklu dijital becerilere sahipler. Dijital becerilerden yoksun ebeveynler yukarıda sözünü ettiğim dijital temelli basit işleri görebilmek için çocuklarından yardım alıyorlar. Gerek bu durumlar, gerek bilgiye çabuk ulaşmada çocukların ebeveynlerinden önde olmaları, gerekse ulaştıkları bilgileri günlük hayata entegre edebilmeleri nedeniyle artık büyükler, bilgiyi küçüklerden öğreniyorlar. Bir başka ifadeyle çocuklar ebeveynlerine rehberlik ediyor. Öğrenme ve rehberlik etmedeki bu rol değişimi, hayatın diğer alanlarındaki rollerin de tersine dönmesini sağlıyor. Geleneksel Türk aile yapısında aile içerisinde karar alma mekanizmalarında ebeveynler etkilidir. Fakat dijital süreçler söz konusu olduğunda zayıf ebeveyn ailelerinde karar almada ya da sürece etki etmede ebeveynlerden ziyade çocuklar belirleyici oluyor. Ya da dijitalleşme öncesinde geleneksel Türk aile yapısı içerisinde ebeveynler, çocuklara karşı koruyucu bir rol üstlenirken artık dijital tehlikelere karşı çocuklar ebeveynlere koruma görevi üstleniyor. Yani aile içi klasik roller dijitalleşmeyle birlikte dönüştü.
Aile içi otorite erozyonu ve yeni ilişki dinamikleri
Özellikle ergenlik çağındaki gençler, dijitalleşmenin getirdiği bilgi ve özgüvenle birlikte ebeveyn otoritesine karşı daha eleştirel bir tutum geliştiriyor. Artık bilgi, yaşla birlikte değil, erişim hızı ve kaynak çeşitliliğiyle ölçülüyor. Bu durum, geleneksel yapılarında ebeveynlerin otoritesinin sorgulanmasına ve aile içinde güç dengelerinin değişmesine neden oluyor.
Ebeveynlerin, çocuklarının dijital becerilerine bağımlı hâle gelmesi de bu değişimi hızlandırıyor. Yukarıdaki örneklerden devam edecek olursak, ebeveynlerin dijital banka işlemleri, resmî dairelerde yapılacak E-Devlet işlemleri, sağlık randevuları, internetten bilgiye ulaşma, bilgiyi günlük hayata entegre etme gibi konularda çocuklardan yardım istemesi, günlük yaşamda çocukların süreçlerdeki belirleyiciliğini artırarak geleneksel “Büyükler bilir” anlayışında aşınmaya neden oluyor.
Gelenek ve modernite arasında sıkışan Türk ailesi
Türk ailesi yapısı, bir yandan geleneksel değerlerini sürdürmeye çalışırken diğer yandan dijitalleşmenin getirdiği yeni ilişki biçimlerine uyum sağlamaya çalışıyor. Bu durum, zaman zaman bir kimlik bunalımına da yol açabiliyor. Özellikle dijital ortamlarda çocukların maruz kaldığı değer sistemleri ile ailenin öğretmeye çalıştığı değerler arasında ciddi farklılıklar olabiliyor. Bu ikili yapı, çocuklarda da kimlik karmaşası oluşturabiliyor.
Tüm bunlar, ailelerin bilinçli bir dijital ebeveynlik tutumu benimsemelerini zorunlu kılıyor. Çünkü dijitalleşmenin kaçınılmaz olduğu bir çağda, çocukları tamamen bu ortamdan izole etmek mümkün olmadığı gibi, onları başıboş bırakmak da ciddi riskler taşıyor. O nedenle ebeveynlerin dijital becerilerini geliştirmeleri gerekiyor.



